<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hz ali HZ ALI Hzali Hz Ali</title>
	<atom:link href="http://hzali.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hzali.org</link>
	<description>Akıllı insanlar az konuşur. Çok söyleyenler, yalnız ahmaktırlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 Jan 2010 11:48:02 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hz Hüseyin ve Kerbela</title>
		<link>http://hzali.org/hz-huseyin-ve-kerbela-hz-huseyin-ve-kerbela.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-huseyin-ve-kerbela-hz-huseyin-ve-kerbela.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 00:02:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz İmam Hüseyin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=72</guid>
		<description><![CDATA[Hz Hüseyin ve Kerbela  Olayı Yazısının Başlangıcını okumak için Tıklayın
Hz.İmâm Hüseyin, Hur un teklifini uygun gördü ve o gece yanındaki ordusuyla yola düzüldü. Bütün gece yol aldılar, sonra bir durakta durdular. Daha ileri gidemediler. Hz.İmâm Hüseyin bindiği atı kamçıladı ve atı hareket ettirmek istedi ise de at hareket etmedi.
Hz.İmâm:
Ey bu menzilleri ve konakları bilenler, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://hzali.org/hz-huseyin-ve-kerbela-hz-hasan-hz-imam-hasan-hasan-huseyin-hz-huseyin-hzali-alevilik-bektasilik-2.htm">Hz Hüseyin ve Kerbela  Olayı Yazısının Başlangıcını okumak için Tıklayın</a></strong><br />
Hz.İmâm Hüseyin, Hur un teklifini uygun gördü ve o gece yanındaki ordusuyla yola düzüldü. Bütün gece yol aldılar, sonra bir durakta durdular. Daha ileri gidemediler. Hz.İmâm Hüseyin bindiği atı kamçıladı ve atı hareket ettirmek istedi ise de at hareket etmedi.</p>
<p><strong>Hz.İmâm:</strong><br />
Ey bu menzilleri ve konakları bilenler, bu menzil neresidir, biliyor musunuz?  diye sordu.<br />
<strong>Onlar:</strong><br />
Burası Mariye menzilidir!  dediler.<br />
<strong>Hz.İmâm:</strong><br />
Belki başka bir adı da olacak!  dedi.<br />
<strong>Onlar:</strong><br />
Bir adı da KERBELÂ dır  dediler.<br />
<strong>Hz.İmâm:</strong><br />
<strong>Allahuekber!  dedi.  Burası Kerb ve Belâ (Hüzün ve Belâ) yeridir!  dedi.<span id="more-72"></span></strong></p>
<p>Bu adı duyunca Hz.İmâm Hüseyin in gözleri yaşardı; Allah ım  buyurdu; Kerbden, belâdan sana sığınırım; burası ineceğimiz yer; kanımızın döküleceği yer; kabirlerimizin bulanacağı yer. Bunu bana ceddim Resûlullah haber vermişti  ve  Allah ın adıyla, Allah la, budur; Allah yolunda öldürülen, şehit olup can veren  buyurup, Zül-Cenah adlı atından yere indiler. Hz.İmâm ayaklarını yere basınca o mübârek topraktan bir toz kalkıp mübârek yüzlerine kondu.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, Kerbelâ ya Hicret in 61.yılının Muharrem ayının ikinci günü indiler ve çadırlarını kurdular. Sonra yanındakileri topladılar; yaşlı gözlerle onları bir zaman seyrettikten sonra  Allah ım  dediler;  Biz senin Peygamberinin yakınlarıyız; diyârımızdan sürdüler, çıkardılar bizi. Ceddimizin hareminde kalmamıza müsâade etmediler. Ümeyye oğulları zulmettiler bize; sen onlardan hakkımızı al bizim, sen zâlim kavme karşı yardım et bize.<br />
<strong><br />
Hz.İmâm sonra buyurdular ki:</strong><br />
İnsanlar dünyaya kul oldular; din, yalnız ağızlarında. Geçimleri düzendeyse söz ediyorlar dinden, ama bir belâya uğradılar mı bundan da vazgeçiyorlar. İçilmiş kabın içinde kalan su, sömürülmüş yayladaki ot kadar değersiz bir hale geldi dünya. Görmez misiniz? Gerçeğe uyan işe koyulan yok; fakat bâtıla koşan çok. İnanan, bunları görünce Allah a kavuşmak ister; ben, ölümü bir kutluluk görmedeyim; zâlimlerle yaşamayı ise bir zillet saymadayım.</p>
<p><strong>Söz buraya gelince Züheyr kalkıp:</strong><br />
Ey Resûlullah ın oğlu  dedi;  Sözlerini duyduk; dünya ebedî olsa, biz de ölümsüz olsak, yine de seninle geçip gitmeyi orada oturup kalmaktan üstün biliriz.</p>
<p><strong>Sonra Büreyr söze başlayıp;</strong><br />
Ey Allah ın Resûlu nun oğlu  dedi;  Allah lütfetti de senin gözlerinin önünde savaşmayı, kolumuzun kanadımızın kesilmesini nasîb etti bize; sonra da kıyâmet günü ceddin şefâatçi olacak bize.</p>
<p>Böylece, Hz.İmâm Hüseyin o kan içici çölde, o elemli sahrada Kerbelâ da konaklayıp oturdu. Burada, Irak ileri gelenlerine bir mektup yazıp Kays ile gönderdi. <strong></strong></p>
<p><strong>Mektupta Hz.İmâm şöyle diyordu:</strong></p>
<p>Ey uzakta olduğu halde bize sadakat gösteren ve iştiyâklarını bildirenler! Ey candan ve yürekten kulluk mektupları yollayan mücâhidler. Sizin mektuplarınızdaki satırların yazıları irâdemizi çekti, bu yönlere yol aldık. Şimdi Kerbelâ çölündeki belâ yerinde ve Arap Irak ında çadırlarımızı kurduk. Hicâz ın ikbâl yıldızı bu kazâya saâdet ışığı saldı. Şimdi içtiğiniz yemine vefâ göstermeniz ve mübarek ayak basışımızın saâdetini gânimet bilerek bize uyup can akçesini saçmağa koşmanız gerektir. İkbâl kıblesi ve ülkü yolu olan dergâhımıza yüz tutunuz. Âhiret saâdetinin dünya devletinden önde olduğunu mutlaka biliniz. Gerçekten bu müjde size hidâyet yolunun hediyesidir. Bunu bir yardım dilemek sanmayın. Çünkü dünya saltanatı gelip geçicidir. Onu minnet ile ele geçirmeğe ve zilletle bırakıp gitmeğe değmez!</p>
<p>Hz.İmâm ın mektubunu, Kûfe şehrinde Süleyman Huzaî ye vermek ve cevabını almak maksadıyla Kays yola çıktı. Fakat Kûfe ye varmadan Ubeydullah ın askerleri Kays ı yakaladılar ve Ubeydullah ın huzûruna getirdiler. Kays, Ubeydullah ile karşılaşınca ilk işi mektubu çıkarıp, okunmayacak bir şekilde yırtmak oldu.</p>
<p><strong>Ubeydullah, Kays a sordu;</strong><br />
Mektubu neden yırttın?  dedi.<br />
<strong>Kays:</strong><br />
Dost sırrını düşmandan gizlemek gerek!  diye cevap verdi.<br />
<strong>Ubeydullah:</strong><br />
Ey Kays  dedi;  Eğer benim seni öldürmemden kurtulmak dilersen iki işten birisini seç; Ya mektuptaki isimleri bana bildir. Ya da minbere çık, Hüseyin e ve ona uyanlara söv- say, beni ve Yezîd i öv!  dedi.<br />
<strong>Kays:</strong><br />
Ey Ziyad ın oğlu! Mektubu açığa vurmak mümkün değildir benim için. Ama minbere çıkmak işi elimden gelir. Emredin halk toplansın!  dedi.</p>
<p>Halk toplanınca Kays minbere çıktı. Allah a hamd-ü senâ, Resûl ü ile soyuna salât-ü selâmdan sonra topluluğa hitab ederek;  Ey Kûfe halkı! Ben Hüseyin in elçisiyim. Onun burasını şereflendirmeğe geldiğini size bildirmeğe geldim!  dedi. Ve mektubun içinde yazılanları başından sonuna kadar bildirdi. Yezîd ile İbn-i Ziyad a lânetler ve nefretler savurdu. Hz.İmâm Hüseyin ile ona uyanları övdü. Bu sözlerden sonra Ubeydullah kızdı ve henüz minberde iken o mazlûmu şehit ettirdi.</p>
<p><strong>Ubeydullah, Hz.İmâm Hüseyin in Kerbelâ ya geldiğini öğrenince ona bir mektup yolladı. Mektup şöyleydi;</strong><br />
Ey Hüseyin! Bana Yezîd mektuplar yazarak şunları bildirdi: «Ali oğlu Hüseyin o taraflara geldiğinde, bana bey at edeceğine dair kendisinden söz almadıkça hakkında bir karar verme, eğer teklifini kabul etmezse onu hiç düşünmeden derhal öldür!» Şimdi sana nasîhat ediyorum. Kendine acı! Yezîd e bey at etmeyi kabul et. Eğer kabul etmezsen savaş vasıtalarını hazırla!</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin o mektubun içindekileri öğrenince buyurdular ki;<br />
Ne talihsiz bedbaht kavim ki; halkın rızâsını kazanmayı, Halik in -Yaratan Allah ın- gazâbına üstün tutup, «Ümmetiyiz!» dedikleri Peygamberin evlâdını helâk ederek, Yezîd in hoşuna gitmek isterler!</p>
<p><strong>Ubeydullah ın mektubunu getiren adam sordu;</strong><br />
Yâ Hüseyin, bu mektuba cevabın nedir?<br />
<strong>Hz.İmâm;</strong><br />
Benim ona verecek cevabım yoktur. O muhakkak azâbı hak etti  diyerek mektubu yere atmıştı.</p>
<p>Mektubu getiren adam, Ubeydullah ın yanına dönünce Hz.İmâm Hüseyin in sözlerini, kendisine aktardı. Bunun üzerine Ubeydullah İbn-i Ziyad orada bulunan meclis ehline döndü ve  Ey Şam ve Kûfe nin ileri gelenleri; içinizde her kim ki Hüseyin ile harp ederse kendisine koca bir Vilâyeti vereceğim  dedi.</p>
<p>Bu teklife hiç kimse sesini çıkartmadı. Sorusunu birkaç defa tekrarladı, yine kimseden cevap alamayınca, en sonunda; kendisinden çoktandır Rey Vâliliğini isteyen Sa d İbn-i Vakkas ın oğlu Ömer i, Hz.İmâm Hüseyin ile savaşacak orduya kumandan tayin etti ve Ömer e dedi ki;</p>
<p>Emrine vereceğim kuvvet ile Kerbelâ ya gidip Ali nin oğlu Hüseyin e, Yezîd e bey at etmesini teklif edeceksin. Kabul etmezse onun ve ona tâbi olanların başlarını kesip bana getireceksin. Bu önemli hizmeti yapmakla yükselme yolunu bulacaksın.</p>
<p><strong>Bu sözler üzerine Ömer ayağa kalktı;</strong><br />
Ey Ziyad oğlu! Bu çok önemli bir meseledir. Düşünmek için zamana ihtiyaç vardır. İzin verin evime gideyim, düşüneyim; oğullarımla müşâvere edeyim, ondan sonra cevap veririm.</p>
<p><strong>Ubeydullah İbn-i Ziyad, onun bu isteğini kabul etti. Ömer evine gelince oğullarını çağırttı ve durumu onlara anlattı. Bunun üzerine büyük oğlu şu cevabı verdi:</strong></p>
<p>Ey baba, bu ne cahilce sözdür? Bu ne gaflettir. Üzerine gideceğin şahsın Peygamber in göz bebeği, Fâtıma nın ciğerparesi olduğunu bilmiyor musun? Elbette bilirsin. Bile bile bu büyük vebâli yükleniyorsun. Senin baban Sa d İbn-i Vakkas, hayatını Resûlullah ve onun yakınları uğrunda harcamadı mı? Sen ise Resûlullah ın evlâdı üzerine gidiyorsun ve Resûlullah ın göz bebeği ile harbetmek istiyorsun. Ali nin oğlu Hüseyin i buraya davet edenler arasında sen de yok mu idin? Ona üst üste üç tane mektup yazmadın mı? Şimdi ise dünya nimetleri için böyle bir zâtın üzerine gidiyorsun. Ve âdetâ Peygamber in kanını dökmek istiyorsun. Dünya nimetlerini sevmenin bütün hata ve kötülüklerin başı olduğunu bile bile, bu işi yüklenmek istiyorsun. Ey baba! Böyle bir şey yapacak olursan bunun lâneti kıyamete kadar senin ve soyunun üzerinde kalacaktır.<br />
<strong><br />
Ömer büyük oğlunun sözlerinden hoşlanmadı, kızdı. Harîs bir genç olan küçük oğluna döndü. Küçük oğlu dedi ki;</strong></p>
<p>Ey baba! Gerçi ağabeyimin sözleri doğrudur. Fakat onlar ilerde, gaibte olacak işlerdir. Hâlbuki Ubeydullah ın ihsânı hazır ve önündedir. Elde hazır olan nimet elbette meçhul bir nimete tercih edilmelidir. Akıllı olan böyle bir nimeti tepmez.</p>
<p>Bu sözler üzerine Sa d oğlu Ömer, kendisi gibi düşünen küçük oğlunun sözlerini kabul etti. Çünkü mal ve hükmediş hırsı, gözünü bürümüştü. Ömer, Ubeydullah ın yanına giderek teklifi kabul ettiğini bildirdi.</p>
<p>Ömer İbn-i Sa d ın, teklifi kabul etmesinden sonra Ubeydullah İbn-i Ziyad, onun emrine beşbin kişilik bir kuvvet verdi ve onu Kerbelâ ya , Hz.İmâm Hüseyin ile savaşmaya gönderdi.</p>
<p>Ömer İbn-i Sa d ın Kerbelâ ya gelişi, Muharrem ayının 6. günüydü. Hur bin Riyâhi de ordusu ile Ömer İbn-i Sa d ın ordusuna katıldı. Ömer İbn-i Sa d, Kerbelâ ya gelince ilk iş olarak Hz.İmam Hüseyin e bir elçi gönderip neden geldiğini sordu.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin Sa d oğlu Ömer e şu cevabı verdi;</strong><br />
Benim buralara gelmemin sebebi; bana arka arkaya göndermiş olduğunuz mektuplar ve davetlerinizdir, tarafınızdan gösterilen istektir. Bana üst üste mektuplar yazarak ve heyetler göndererek beni ısrarla çağırdınız. Ben de bu davetlerinizi kabul ederek; sizi dalâlet yolundan kurtarıp hidâyet yoluna sokmak, size insanlığı öğretmek, sizi ıslâh ederek size dîni öğretmek için geldik. Sizin göndermiş olduğunuz bu mektuplar üzerine, Mekke den gönderdiğim amcamın oğlu Müslim ile iki yavrusunu zulümle şehit ettiniz. Onların şehit edildikleri haberini buraya gelirken yolda öğrendim. Ve şunu söyleyeyim ki, sizlerde artık hidâyet yoluna girmek cevherini görmüyorum. Bunun için Mekke ye dönmek istiyorum. Eğer buna engel olursanız «Ehl-i Beyt»im ve bana uyanlarla birlikte buradan geri dönmek ve Hicaz a gitmek kararındayım.<br />
<strong><br />
Ömer İbn-i Sa d, Hz.İmâm Hüseyin den aldığı bu cevabı hemen Ubeydullah a bildirdi. Ubeydullah, Sa d oğlu Ömer e gönderdiği cevapta;</strong><br />
Hüseyin den ve yanındakilerden Fırat suyunun kesilmesini ve Yezîd in bey atını kabul etmezse savaşmasını  emrediyordu.</p>
<p><strong>Hz.İmam Cafer üs Sâdık şöyle rivâyet eder:</strong><br />
İmâm Hüseyin, kardeşi İmâm Hasan ın zehirlendiği gün ağlıyordu. İmâm Hasan; «Yâ Hüseyin» buyurmuştu; «Ne ağlıyorsun? Beni zehirlediler; fakat Yâ Hüseyin, senin gününe benzer gün yoktur. Ceddimiz Muhammed in ümmeti olduklarını iddia edenlerden, İslâm olduklarını sananlardan otuz bin kişi, senin kanını dökmek, evlâdını öldürmek, ayâlini esir etmek, malını yağmalamak için toplanırlar; bu yüzden de Ümeyye oğulları lânete lâyık olurlar. Gökten kül ve kan yağar; herşey, hatta çöldeki vahşi hayvanlarla, denizlerdeki balıklar bile sana ağlarlar.»</p>
<p>Ubeydullah tan gelen emir üzerine, Ömer İbn-i Sa d ın askerleri Fırat suyunu, Hz.İmâm ın, ehlinden-ayâlinden ve ona uyanlardan kestiler. Bu olay Muharrem ayının 7. gününde oluyordu. Hemen o gün Hz.İmâm ın askerinde susuzluk başladı. Susuzluktan çocuklar ağlamaya başladılar. Geceleyin Hz.İmâm Hüseyin in kardeşi Ali oğlu Abbas, yanına yirmi er alarak Fırat nehrine vardı. Muhafızları püskürttü ve yeteri kadar su getirerek ordugâha yetiştirdi.</p>
<p><strong>Bu arada Hz.İmâm Hüseyin, Sa d oğlu Ömer e haber göndererek ona son defa nasîhatlar etti, fakat o zâlime bu nasîhatlar bir fayda etmiyordu.</strong></p>
<p>Muharrem ayının 8. günü idi. Hz.İmâm ın askerlerinde, çocuklarında tekrar susuzluk baş gösterdi. Hz.İmâm a başvurdular. Hz.İmâm bir yer işaret etti;  Burayı kazın  buyurdular. Orayı kazdılar; bir kaynak fışkırdı;  İçin  buyurdu;  Hayvanlarınıza da içirin; bu dünyadan son içeceğiniz su  dediler. Sonra o kaynak su yok oldu.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin:</strong><br />
Bu gece son gecemiz ve Cuma gecesidir. Ömrümüzün son günleridir. İbâdetle, tâatle, Kur ân okumakla, bağışlanma dilemekle geçirelim bu gecemizi. Sabah olunca her ne yapmak lâzım gelirse yaparız  dedi.</p>
<p>Bu sırada düşman askerlerinden Hz.İmâm Hüseyin e, yakışıksız söz ve hakaretlerde bulunanlar oluyordu.<br />
<strong>Hz.İmâm Hüseyin, bu hakaretleri yapanlar için yüzünü gökyüzüne çevirdi;</strong><br />
Yâ İlâh i, bu melûnlara hak ettikleri cezaları ver  diye duâda bulundu.<br />
Gerçekten de mazlûmun duâsı kabul edilir hükmü gereğince, Hz.İmâm a o hareketleri yapanlar, âhiret azâbından evvel bu dünyada hak ettikleri cezalarını hemen buldular ve ebedî cehennemi boyladılar.</p>
<p>Yezîd in askerleri gözlerinin önünde olan bu kerametleri de görmekteydiler. Ama hiçbir faydası olmuyordu. Gönüllerinin îman aynalarında, bu kerametlerle hiçbir pas silinmiyordu. Öyledir, çünkü zâlimlere hiçbir keramet tesir etmez.</p>
<p>Allah, Kur ân-ı Kerîm deki âyetlerde; zâlimler hakkında şöyle buyurmaktadır:<br />
(86) İnandıktan, Peygamberin gerçek olduğuna şehâdet ettikten, kendilerine de açık hüccet geldikten sonra kâfir olanları Allah nasıl hidâyete erdirir? Allah zâlim ve kâfirleri hidâyete erdirmez. (87) İşte onların cezaları, Allah ın, meleklerin, bütün insanların lânetleri üzerlerine olmaktır.  (Âli İmrân 86-87. âyetler)</p>
<p>Allah a kendiliğinden yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir? Bunlar Rab lerinin huzûruna getirilirler, şahitler; «Rableri namına yalan söyleyenler işte bunlardır» derler, haberiniz olsun ki; Allah ın lâneti zâlimlerin üzerindedir.» (Hud 18. âyet)</p>
<p>Allah ın rahmetinden kâfir olan topluluktan başka kimsecikler ümit kesmez.  (Yusuf 87. âyet)</p>
<p>Sakın sen Allah ı zâlim olan müşriklerin yaptıkları şeylerden gafil sanma, Allah onları yalnız seğirderek (seslerini keserek) başlarını yukarı kaldırarak gözleri kırpmayacak bir halde gözlerinin durduğu güne tehir eder. Onların kalpleri boştur.  (İbrahim 42. âyet)</p>
<p>Allah, insanları zulümleri yüzünden helâk etseydi yeryüzünde yürür bir tek mahlûk kalmazdı, fakat onlara azâb etmeyi mukadder bir zamâna tehir etti; vakitleri gelince de ne bir an geri kalırlar, ne bir an önce gelip-çatar o mukadderat vakit.  (Nahl 61. âyet)</p>
<p>(6) Şurası muhakkak ki; kâfir olanları, Tanrı azâbıyla korkutsan da, korkutmasan da onlar için birdir; onlar inanmazlar. (7) Allah onların kalplerini, kulaklarını mühürlemiş, gözlerinin üstüne bir de perde çekmiştir. Onlar için büyük bir azâb vardır.  (Bakara 6-7. âyetler)</p>
<p>Bu olaylardan sonra, Kerbelâ Şahı, Hz.İmâm Hüseyin bütün kardeşlerini, yakınlarını, çoluk çocuğunu bir araya topladı; Allah a hamd-ü senâ, <strong>Resûl ü ile ve soyuna salat-ü selâmdan sonra onlara buyurdu ki;</strong><br />
Ben, sizden daha hayırlı dostlar, arkadaşlar, sizden daha iyi yardımcılar olduğunu bilmiyorum; Allah hepinize ecir versin. Ceddim, Kerbelâ da şehit edileceğimi haber vermişti bana; o zaman da gelip çattı işte. Sizin hepinize izin veriyorum, hakkımı helâl ettim size. Gece gelip çatınca karanlığı fırsat bilin; herkes «Ehl-i Beyt im» den birinin elinden tutsun, gitsin; dağılın yeryüzüne; çünkü bu topluluk, ancak beni ister; beni ele geçirdiler mi başkasını aramazlar artık.</p>
<p><strong>Hz.İmâm ın bu sözleri üzerine, ona tâbi olanlar hep birlikte;</strong><br />
Senden sonra yaşamayı istemeyiz biz  dediler;  Allah o günü göstermesin bize.<br />
Hz.İmâm Hüseyin e uyanlar hep buna benzer sözler söylediler. Hz.İmâm da onlara hayır duâda bulundu ve o geceyi ibâdetle geçirmelerini buyurdu.</p>
<p>Kerbelâ da Muharrem ayının 10. gecesiydi. Hz.İmâm Hüseyin e tâbi olanların çoğu o gece çadırlarında, kimi Kur ân okuyordu; kimi namaz kılıyordu, duâ ediyordu; kimi kılıcını bilemedeydi, kimi yayını denemedeydi.</p>
<p>Kadınların gözleri yaşlıydı; çocuklar titriyorlardı, susuzluk ciğerlerini yakmaktaydı. Kadınlar feryâd edip ağlamaya başladıklarında Hz.İmâm onları susturduktan sonra kardeşi Zeyneb e;</p>
<p><strong>Sen  dedi; </strong> Kadınların ulususun üzerinde olan hakkım için beni kana bulanmış; şehit olmuş görünce başını açma; yüzünü yırtma; elbiseni parçalama; sesini yükseltme; feryâdınla düşmanları sevindirme  buyurmuştur.</p>
<p>Söylenmiştir ki; her iki taraftan da cenk safları sıralanınca, Hak ile bâtıl ve küfür ile îman yerli yerini bulunca Kerbelâ Şahı, Hz.İmâm Hüseyin düşman askerinin karşısına çıkıp onlara dedi ki;</p>
<p>Ey merhametsiz kavm! Başımdaki sarık ve belimdeki kılıç, arkamdaki zırh, altımdaki at Hz.Resûlullah ındır. Ben Resûl sancağının vârisiyim. Zehra Betül ün göz nûruyum. Hiçbir zaman yalan ve boş yere söz söyleyip ayak diremedim. Allah a ve Resûl e aykırı yol tutmadım. Bana mektuplar ve elçiler gönderdiniz. Üzerime hüccetler yolladınız. Beni bu diyâra getiren sizlersiniz. Bu fitneyi türlü sebeplerle kışkırtıp bu raddeye siz getirdiniz. Bu ne sahtekârlıktır! Ama hilenin yapısı sağlam değildir. Hilenin eseri yaşamaz.</p>
<p><strong>En sonunda Ömer İbn-i Sa d, Hz.İmâm ın karşısına gelip;</strong><br />
Ey Hüseyin  dedi;  Yezîd e bey at etmedikçe, bu sözlerin bir faydası yok.  Sa d oğlu bu sözleri söyledikten sonra, yayını gerip bir ok attı ve  Ey Kûfe halkı! Bilin ve şahit olun ki, Hüseyin ile savaşa başlayan ben oldum  dedi.<br />
Daha sonra Hz.İmâm Hüseyin, çadırlara döndü ve  Ey vefâlı dostlar!  dedi;  Ey canlarını fedâ edenler! Kavgaya hazır olun ve savaş araçlarını hazırlayın ki; bu dem kan dökülecek demdir.</p>
<p>Bu olay Hicret in 61.yılında, Muharrem ayının 10. Cuma günü sabahında geçiyordu. Düşman askeri, doğru bir rivâyete göre yirmi iki bin kişiydi. Hz.İmâm Hüseyin in askeri ise yetmiş neferdi. Otuz kişi atlı, kalanı yaya idi.</p>
<p>Savaş başlamıştı artık. Askerlerin safları düzenlenince Riyahi oğlu Hur, Sa d oğlu Ömer in huzuruna geldi;<br />
Ey Sa d oğlu!  dedi;  Gerçekten Hüseyin ile savaşın mutlaka yapılacağına karar verilmiş midir?<br />
<strong>Sad oğlu;</strong><br />
Elbette karar verilmiştir  dedi.<br />
<strong>Hur:</strong><br />
Sen Resûlullah a kıyâmet gününde ne cevap vereceksin?<br />
<strong>Bu söz üzerine Sa d oğlu Ömer cevap vermedi.</strong></p>
<p>Hur, kendi askerinin arasına döndü heyecandan titriyordu. Sonra kendinde olmadan bir nâra savurdu;<br />
Allah a minnetler olsun ki, gayb âleminden hidâyet nûrunun ışığını gördüm. O beni eğri yoldan doğru yola çevirdi!  dedi ve atını mahmuzladı, kendi askeri arasından çıktı. Hz.İmâm Hüseyin in ordugâhına geldi ve Hz.İmâm ın huzûruna çıktı;<br />
Acaba mü minlerîn emiri özrümü kabul ediyor mu?  diye sordu.</p>
<p><strong>Hz.İmâm şu âyeti okudu;</strong><br />
Allah kullarının tövbelerini kabul eder.  (Tövbe 104. âyet) diye cevap verdi.<br />
<strong>Sonra da;</strong><br />
Ey Hur  dedi;  Lûtuf ve ihsân dergâhının kapıları özür dileyenlere dâimâ açıktır. Günahını itiraf eden kimse her zaman sevâbı kazanır ve dâimâ beğenilir.</p>
<p>Hur, Hz.İmâm Hüseyin den bu sözleri duyduktan sonra izin isteyip savaşa başladı. Yanında kardeşi, oğlu ve kölesi de vardı. Hur, savaşa başladıktan sonra Yezîd ordusundan birçok nâmerdi öldürdü ve sonunda kendisi de yaralandı, yere düştü;  Yetiş yâ İmâm  diye bağırdı.<br />
Hz.İmâm, hemen yetişip Hur u o zâlimlerin elinden aldı, çadırların yanına getirdi. Hur o anda gözlerini açtı;<br />
Ey zamanın imâmı! Benden râzı oldun mu?  dedi.<br />
Hz.İmâm:<br />
Evet senden râzı oldum, sen annenin sana Hur adını verdiği gibi hürsün  dedi.<br />
Vefâlı Hur bu müjde ile, Hz.İmâm ın yüzüne baktı ve gülerek Hak ka canını teslim etti.</p>
<p><strong>Hur dan sonra kardeşi, oğlu ve kölesi de savaşmak için atılıp Yezîd in askerleriyle savaştılar ve sonunda üçü de şehit oldular.</strong></p>
<p>Savaş olanca şiddetiyle başlamıştı artık. Hz.İmâm Hüseyin e tâbi olan Hüseyniler; şehâdet aşkıyla; îman aşkıyla, İslâmiyet ve din için savaşıyorlardı.</p>
<p>Karşılarındaki Yezîd ordusu ise; Hz.İmâm Hüseyin i şehit etmek, İslâmiyet i ve dîni ortadan kaldırmak için savaşıyordu. Bu ordu tam bir zâlimler topluluğu idi.</p>
<p>Hüseyniler den her biri Yezîdîler den bir kaçını öldürmeden şehit olmuyordu. Biri şehit olurken, diğerine;  Hüseyin i bırakmamasını  vasiyyet ediyordu.<br />
Savaş bütün hızıyla sürüyordu. Sıra Hz.İmâm Hasan ın evlâtlarına gelmişti. Hz.Hasan Mücteba oğlu Abdullah, Hz.İmâm dan izin alıp meydana atıldı, savaştı; bir çok Yezîd askerini öldürdü ve sonunda o da şehit olup Rab bine kavuştu.</p>
<p>Abdullah ın şehâdetinden sonra Hz.Hasan Mücteba oğlu Kasım amcasından izin alıp meydana çıktı. Şehzade Kasım savaşta bir çok Yezîd askerini öldürdü, sonunda yaralandı, yere düştü;  Ey amca, beni bul!  diye haykırdı. Hz.İmâm Hüseyin hemen yetişti, Kasım ı o zâlimlerin arasından aldı, çadıra getirdi.  Ehl-i Beyt  hatunları başına toplaşıp ağlaştılar. Bu anda Kasım da şehit olup Rab bine kavuştu.</p>
<p>Ondan sonra savaş meydanına Hz.Ali Murtazâ evlâtları girdiler. Onlar da birer birer savaşıp birçok Yezîd askerini öldürdükten sonra hepsi şehit oldular.</p>
<p>Hz.Ali Murtazâ evlâtlarından sonra şehit olmak sırası Hz.Ali oğlu Abbas a gelmişti. O, askerin sancaktarı, muzaffer askerin başbuğu idi. Hz.Abbas, ordusunun sancağını toprağa sapladı. Hz.İmâm dan şu niyâzda bulundu:<br />
Ey sabır ve tahammül gemisinin demiri! Benim de yüce âlemin bayrak yükselteni olmamım vakti yaklaştı. Âhiret âlemine gitmem gerek.<br />
<strong><br />
Hz.İmâm Hüseyin ağlayarak;</strong><br />
Ey Abbas!  dedi;  Sen İslâm ordusunun sancaktarı idin. Bu anda asker, fânîlik çölünden beka ülkesine göç etti. Sana da o diyâra bayrak çekmek münasip düştü. Ama sana nasîhatım şudur;«Meydana girince bu zâlimlere hücceti yenileme yolunda nasîhat ver»</p>
<p>Hz.Abbas bu sözleri kabul etti, savaş meydanına yürüdü. Hz.Abbas ın şehâdetinden sonra, şehitlik sırası Hz.İmâm Hüseyin e ve evlâtlarına gelmişti. Hz.İmâm ın oğlu Şehzade Ali Ekber, o zamanlar on sekiz yaşındaydı. Ali Ekber, Resûlullah a çok benzerdi.  Ehl-i Beyt  Resûlullah ı görmek istediler mi ona bakarlardı. Hz.İmâm Hüseyin evlâdının şehâdetini görmemek için silahlandı, meydana doğru yürüdü. Oğlu Ali Ekber, o anda Hz.İmâm a yalvardı, izin istedi. Hz.İmâm, onun ısrarından üzüntü duydu. Kendi mübarek eliyle savaş aletleri hazırladı ve oğlunu meydana saldı.</p>
<p><strong>Şehzade Ali Ekber, bir nâra savurarak;</strong><br />
Allah a ibâdet fidanının çiçeği benim, Ali Murtazâ oğlu Hüseyin in ciğer köşesi benim işte  dedi ve kendisini düşman askerinin ortasına atıp, savaşa başladı. Yezîd ordusundan birçok zâlimi öldürdü. Sonunda;  Ey baba, susadım, susadım  dedi.</p>
<p>Hz.İmâm nemli gözlerinden kanlı yaşlar akıtarak;  Ey ciğer köşem!  dedi;  Sabret! Senin için Kevser şarabı hazırlanmaktadır.<br />
Şehzade Ali Ekber bu müjde ile yine meydana döndü. Düşman askeri ona hücum ettiler ve vücudunda çok yaralar açtılar. Şehzade en sonunda atından düştü;  Babacığım, beni bul  diye bir nâra savurdu. Hz.İmâm, o nârayı işitince, meydana atılıp, şehzade Ali Ekber i çadıra getirdiler. Şehzade bu anda ruhunu Hak ka teslim etti.</p>
<p><strong>Şehzade Ali Ekber in şehit olmasından sonra  Ehl-i Beyt  hatunları ağlaştılar, matemlerini yenilediler. Hz.İmâm Hüseyin onlara teselli verdi, dedi ki;</strong><br />
Ey Peygamber in «Ehl-i Beyt i»! Ey İmâmet güllüğünün rüzgarları! Gökyüzünün belâsı inince, eseri bütün kâinata yayılır. Kâfir ve Müslümanların hepsi bu mihnetin içine girerler. Ama mü minin kâfirden üstün olduğunu gösteren ölçü şudur ki; mü min belâya sabreder, kâfirse ondan feryâd ve şikâyet eder. Nitekim; nimette de kâfir günah işler, mü minse verâ sahibi olur. Şüphe yok ki; mü min belâya sabır ve şükür gösterir. Bu suretle de mertebesi yücelir. Kâfir ise sızlanıp şikâyet etmekle kahra uğrar ve kınanmış olur. Bu mânaya en gerçek delil ise; «Ancak Allah yolunda sabır gösterenlere hesapsız mükâfatlar vardır» (Zümer 10.âyet) âyet-i kerîmesidir.</p>
<p>Ey iffet perdesi ile örtülü kadınlar! Sabredin, tahammül gösterin. Sabır ve tahammülün sonu âhirette cennet bahçeleri, dünyada kıyâmete kadar izzet ve tâzimdir. Sakın benden sonra yakalarınızı yırtıp saçlarınızı yolmayınız. Bu, düşmanların sevincini artırır. Fakat gözyaşı dökmekten sizi alıkoyamam. Çünkü mazlûmun gözünden akan su, rahmet bahçesini sular. Dertli garibin gözyaşı, amel tozlarını giderir.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin bunları söyledikten sonra, evlâtlarını büyüklere emanet yolu ile teslim etti. Hepsini de ulu Allah a ısmarladı. Sonra onlara vedâ edip, gazâ meydanına yürüdü. Hz.İmâm gazâ meydanına yürüdüğü anda, süt emer bir yaşta olan çocuğu Ali Asgar ın, susuzluk acısı ile neredeyse ölüm derecesine geldiğini kendisine bildirdiler.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin e bu hali bildirdikleri zaman, Hz. İmâm o masum 1,5 yaşındaki çocuğu eline almış, düşman askerine karşı tutmuş; Yezîd ordusuna karşı;</p>
<p><strong> Ey zâlimler!  dedi;  Diyelim ki, ben günahkârım. Fakat şu günahsız çocuğa niçin bir damla su vermezsiniz? </strong><br />
Bu sözlere rağmen o taş yüreklilerden bir akar suyun çıkmasının yolu yoktu. Hz.İmâm a şu cevabı verdiler;<br />
Ey Hüseyin! Ubeydullah İbn-i Ziyad ın kesin buyruğu bir yudum su verilmemesi hakkındadır. Bu değişmez. Ve bey at etmeyince, ne sana, ne evlâdına su içmek nasîb olmayacaktır.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin ümitsizlendi, geri dönmek üzere iken Yezîd ordusundan bir zâlim yayını kurup bir ok attı. Atılan ok Hz.İmâm ın kucağındaki Ali Asgar a rastladı. Ok masum çocuğun o mübarek boğazından geçti, Hz.İmâm ın mübarek koluna saplandı. Hz.İmâm o masumun boğazından oku çekip çıkardı ve sonra o yavruyu annesine götürüp;  Ey biçâre!  dedi;  Oğlun şehâdet şerbetini içti.</p>
<p><strong>Hz. İmam Hüseyin&#8217;in Vedası ve Şehadeti</strong><br />
Böylece o masum çocuğun şehit olması ile yetmiş iki kişinin şehit olması tamamlanmıştı. Hasta olan oğlu Hz.Zeynel Abidin den başka sağlar arasında Hz.İmâm Hüseyin e yardımcı kimse kalmamıştı.</p>
<p><strong>Rivâyet edilmiştir ki;</strong><br />
Hz.Zeynel Abidin, babası ile yalnız kaldığını görünce, kendine dikkat ederek yatağından dışarı çıktı, çok zayıftı, titriyordu. Kendisine savaş silahı hazırlıyordu. Tam meydana yürüyecekti ki, Hz.İmâm Hüseyin;<br />
Ey gözümün nûru!  diye haykırdı;  Şimdi sana şehitlik izni yoktur. Çünkü seyyitlik silsilesi sana bağlıdır. Mustafa ve Murtazâ nın soyunun bekâsı senin sağ kalmana bağlıdır!  dedi.<br />
<strong>Hz.Zeynel Abidin de ;</strong><br />
Ey baba! Ben şehâdet şerbetinden nasıl mahrum kalırım  dedi.<br />
<strong>Hz.İmâm Hüseyin:</strong><br />
Ey ciğer köşem!  dedi;  Belâ meclisinde şehâdet kadehini içmene henüz sıra gelmemiştir.<br />
Sonra oğlu Hz.Zeynel Abidin i bağrına bastı. Yüzünü yüzüne sürdü, ona vedâ etti ve dedi ki:<br />
Ey gözümün nûru! Sabırlı olmak yolundan ayrılma ki, o yol Peygamberlerin ve evliyânın ahlâk yoludur. Eğer bize bu musîbet nasîb olmasaydı bizden sonra gelecek Müslüman kişilere bir belâ inse onu ilâhi bir gazab diye düşünerek üzüleceklerdi. Ne saâdet ki, belâ bizim yanımızda hakikat ehlinin sevgilisidir. Ve musîbetin başa gelmesi ümmetin Allah tan korkanları için teselli sebebidir.<br />
Bundan sonra Hz.İmâm Hüseyin, oğlu Hz.Zeynel Abidin e atalarından kalan imâmet emanetleri teslim etti. Bunlar kıyâmet ilmi ve baki ilimlerdi ki, bunları imâmlardan başkasının zabtı mümkün değildi.</p>
<p>Böylece Hz.İmâm, vasiyyetlerini tamamladıktan ve emanetleri oğluna teslim ettikten sonra savaş elbiselerini giyindi ve  Ehl-i Beyt e ;  Allah a ısmarladık  diyerek meydana yürüdü ve dedi ki;  Ben Resûlullah ın oğluyum, ben Allah ın velîsi Ali Murtazâ nın evlâdıyım.<br />
<strong><br />
Hz.İmâm Hüseyin, daha sonra o zâlimler topluluğuna son bir defa söz söyleyerek dedi ki;</strong><br />
Ey zâlim kavm? Ey gaddar topluluk! O yüce Allah ın kahredici kahrından çekinin ki; Firavun un tayfasını Nil ırmağının selleri içinde boğdu. Fil ashâbının askerini Ebabil kuşlarının hücumu ile mağlup etti. Korkun o Allah tan ki; o Cebbar ın gazabından ki, Lût kavmi âsilerinin şehrini darmadağın etti. Nûh oğullarının yurduna ölüm selleri yürüttü.<br />
Ey zâlimler! Eğer kazâ dîvânının Hâkimine, Hz.Resûl ün şeriâtına inanıyor ve bunlara boyun eğiyorsanız bu işlerin sonunu anın, bu zulümlerden tövbe edin. Bana amân verin ki; bu çocukları bu kadınları gurbette ayak altında ezdirmeden, Habeş diyârı yönlerine veya Anadolu ya alıp gideyim. Bu Arap adası ile Babil topraklarını size teslim edeyim. Eğer muharebeden vazgeçme imkânı yoksa, bâri birer birer meydana gelin!</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin in bu sözlerinden sonra, askerlerinin inançlarını değiştireceğini anlayan Yezîd ordusunun başındakiler;  Ey Hüseyin! Bizim savaşımız Yezîd in emriyledir. Senin kurtuluşun ona bey at etmektir. Ya kabul edip bey at edersin, ya ölüme boyun eğersin!  dediler. Sonra ok atıcılara şu emri verdiler:</p>
<p>Hüseyin i göz açtırmadan ok yağmuruna tutun!  Askerler de Hz.İmâm ın üzerine ok yağdırmaya başladılar. Öyle ki, hava ok kanatlarıyla doldu. Ama Rab bin himayesi ile korunan o dünya sığınağı padişaha bir zararı dokunmadı.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin de meydanda dolaşıp; Er istiyorum!  dedi ve karşısına çıkanları birer vuruşta öldürdü. Hz.İmâm Hüseyin o sapık askerleri dağıttıktan sonra, rüzgar uçuşlu atını Fırat a eriştirdi. Bir yudum su içip hararetini söndürmek istedi. Ama kadınların ve çocukların susayışlarını hatırladı, su içmedi.</p>
<p>Sonunda düşman askerinin hücumları ile Hz.İmâm ı yaraladılar. Hz.İmâm Hüseyin yetmiş iki yara almıştı, yaraların çokluğundan ve susuzluktan güçsüz düşmüştü.<strong> Ömer İbn-i Sa d Hz.İmâm ın bu halini görünce öldürülmesini istedi.</strong></p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin yere düştüğü zaman Sa d oğlu Ömer in emriyle bir vuruşcu Hz.İmâm ı öldürmeye gitti.<br />
O zaman Hz.İmâm Hüseyin:<br />
<strong>Ey fukara!  dedi;  Beni öldürecek adam sen değilsin. Bu kötü işe çalışma ki, yazıktır. Sonra cehennem ateşine uğrarsın.<br />
O adam ağlayarak;</strong><br />
Ey Resûlullah ın oğlu! Bu halde iken bile bize hâlâ acıyorsun. Hak ehli olduğuna şüphem kalmadı!  dedi ve elindeki kılıcı korkusuzca geriye dönüp, Sa d oğlu Ömer e fırlattı. Ömer in adamları koştular, kılıcın ona vurmasına engel oldular ve daha sonra o adamı yaraladılar. O da yaralı bedeniyle <strong>Hz.İmâm ın yanına geldi;</strong><br />
Ey İmâm Hüseyin!  dedi;  Senin için beni şehit ediyorlar!<br />
<strong>Hz.İmâm da;</strong><br />
Mücâhidlerin ameli kaybolmaz!  dedi. Sonra o kişiyi şehit ettiler.</p>
<p>Böylece her yönden kılıçlar çekilip Yezîd in nimetlerine ve iltifatına kavuşmak ümidiyle o alçak emre uyuluyordu. Bu alçaklık yalnız iki kişiye erişti. Birisi Enes oğlu Sinan, birisi de Şimir Zilcevşen di. Bu iki zalim Hz.İmâm Hüseyin i şehit etmek için üzerine yürüdüler. Zalim Şimir öne atılarak Hz.İmâm ın karşısında dikildi.</p>
<p><strong>Hz.İmâm gözünü açtı:</strong><br />
Ey bahtsız adam! Sana kim derler?  diye sordu.<br />
<strong>O alçak:</strong><br />
Ben Şimir Zilcevşen im!  diye cevap verdi.<br />
<strong>Hz.İmâm:</strong><br />
Zırhının ucunu pis yüzünden çek. Seni göreyim!  dedi.<br />
Şimir zırhını çekti, pis yüzünü gösterdi. Hz.İmâm Hüseyin o alçağın dişlerinin domuz dişi gibi murdar ağzından dışarı çıkmış olduğunu gördü.<br />
<strong>Hz.İmâm:</strong><br />
Resûlullah doğru söylemiş!  dedi;  Bu bir nişânedir.<br />
Gerçekten de Hz.İmâm Hüseyin e rüyasında, Hz.Peygamber; Hz.İmâm ın katilini ve şehâdet vaktini bildirmişti.</p>
<p><strong>Hz.İmâm dedi ki;</strong><br />
Ey Şimir! Benim öldürülmem sana mukadder kılınmıştır. Ama bugün hangi gün ve hangi vakittir? Ve bu ay hangi aydır?</p>
<p><strong>Şimir bedbahtı:</strong><br />
Muharrem ayıdır. Ve Cuma günüdür. Vakit de namaz vaktidir!  diye cevap verdi.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin:</strong><br />
Ey zâlim!  dedi;  Böyle bir haram ayında, Cuma gününde, namaz vaktinde İslâm hatipleri minber başında Atamın vasıflarını anlatırlar. Ve zengin, fakir kullar camiye yüz tutarlar. Sen nasıl olur da bu kötü işi yapmağa kalkarsın? Ey Şimir üzerimden çekil biraz mühlet ver. Ben de kurumuş dudağımla namaz kılayım. Çünkü namazda iken şehit olmak bana miras kalmıştır. Ben de o baba saâdetini bulayım.</p>
<p>Bahtsız Şimir, Hz.İmâm Hüseyin in üzerinden çekildi. O Hazret de biraz kuvvet bularak oturdu, kıbleye yüz tuttu ve namaza durdu. Hz.İmâm Hüseyin namazda secdeye baş koymuşken, alçak Şimir, Hz.İmâm ın baş kaldırmasına zaman bırakmadı ve Hz.İmâm ı şehit etti.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, Hicret in 61. yılı (Milâdi 680) Muharrem ayının 10.günü Cuma öğlen namazı vakti Kerbelâ da,  Ehl-i Beyt  ve din düşmanı olan; Allah, Peygamber ve din ile hiç ilgisi bulunmayan Mûaviye oğlu Yezîd ordusu tarafından, şehit edilmiştir. Türbesi Kerbelâ (Irak) dadır.<br />
<strong><br />
Hz.İmâm Hüseyin şehâdetlerinde, 57 yaşlarında idi. Hz.Resûlullah la 6, Hz.Ali ile 37 yıl yaşamışlar, kardeşleri Hz.İmâm Hasan dan sonra da 10 yıldan biraz fazla ömür sürmüşlerdir.</strong></p>
<p>Hz.Resûlullah ın;  Hüseyin bendendir, ben Hüseyin denim  buyurdukları Hz.İmâm Hüseyin; bu şehâdeti ile Müslümanlık iddiasında bulunanlar tarafından ve mü minlerin emiri adını takınan kişinin emriyle, nasıl ihânete uğradığını, nasıl şehit edildiğini, Hz.Resûlullah ın vücutları mesâbesinde bulunan vücutlarının, nasıl cefâlara lâyık görüldüğünü, Hz.Peygamber in öpüp kokladığı başın, gözlerin, dudakların nasıl hakaret gördüğünü, İslâm ın ne hâle düştüğünü, bütün âleme ilân etmiştir.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin saltanat elde etmek için değil, İslâmiyet i ve dînin esasını korumak için harekete geçmişti. Hz.İmâm Hüseyin biliyordu ki; dört bucağı sarmış zulme, gözleri karartmış hırsa karşı, üst olamayacaktı. Medine de kalsaydı orada, Mekke de kalsaydı orada şehit edeceklerdi.</p>
<p>Nitekim bu zalim kavim daha sonra Kâbe yi yıktılar, Medine de Hz.Peygamber in mescidine hürmet etmediler, akla gelmez zulümlerde bulundular. Hz.İmâm Hüseyin oraları da korumak gayretiyle Irak a yöneldi, Kûfe den gelen mektuplara aldanmış değildi, gitmemesini söyleyen herkese Hz.İmâm; işin sonunu, önceden haber vermişti.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin İslâm uğruna kendisini, kendi aşk ve istekleriyle; dostlarını, ehlini-ayâlini tehlikeye atmak zorundaydı. Böyle bir zamanda asıl tehlike, susmak, zulme boyun eğmek, bey atı kabul etmek, İslâm ın izzetini, zillete satmaktı.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, Hz.Resûlullah a ve dînine karşı kendisini amaç edinenlerin, şehit etmek isteyenlerin, iç yüzlerini insanlık âlemine göstermek istiyordu. Hz.İmâm Hüseyin dostlarının şehâdetini gördü; yüzüyle, özüyle Hz.Peygamber i andıran oğlu Ali Ekber i, gözünün önünde kanlara bulandı. Süt emer çağındaki yavrusu Ali Asgar ı, kucağında oklandı,  Ehl-i Beyt i nin esâretine inandı. Fakat şehâdetiyle de İslâm ın izzetini, îmanın kudretini, hakkın bâtıla karşı zaferini, bütün âleme bildirdi, ceddinin dînini ihyâ etti.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin, bu şehâdeti ile Ümeyye oğullarının; Muâviye ve Yezîd soylarının, sözde Müslümanlığa inanmış görünenlerin, Hz.Muhammed ve  Ehl-i Beyt  soylarına yapmış oldukları zulümleri, cefâları; bütün insanlık âlemine safha safha gösterdi.</strong></p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin, Yezîd in ve ondan sonraki zalimlerin, zulmün karşısındaydı.</strong><br />
Hz.İmâm Hüseyin, bir İslâm fedâisiydi ve buna memurdu. Bu memuriyetini Hz.İmâm gerçek bir surette yerine getirdi.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin kanıyla,  Ehl-i Beyt i nin esâretiyle, düşmanlarının hareketleriyle, sözleri ile gerçeği gösterdi, meydana çıkardı. Hz.İmâm insanlığın, insan hürlüğünün, zulme karşı duruşunun ebedî bir örneği oldu.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin canıyla, kanıyla bu zulmün karşısında durmasaydı; zulüm adâlet yerine geçecek, kötülük İslâm şiârı olacaktı.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin ki; şehâdetinden sonra yüzyıllar geçtiği hâlde, sevenlerin gönüllerinde her an yaşamada, ümmeti Müslümanı kurtarmak için âleme rahmet olmakta. Hz.İmâm Hüseyin ki; her an zulme uğrayanlara güç kuvvet vermekte; her an zulme karşı durmakta; her an Hak kı izhâr etmektedir.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin in şehâdetinden sonra savaş bitti.  Ehl-i Beyt  kadınları ve çocukları Şam a götürüldüler. Bu şehadet olayından sonra, her sene Muharrem ayında şehitler için mâtemler tazelenir, zâlimlere lânet edilir. Bu konuda yazılanlar deryadan bir damla.</p>
<p>Kendilerinden sonra imâmet, oğlu Hz.İmâm Zeynel Âbidin intikal etmiştir.<strong></strong></p>
<p><strong>En doğrusunu Allah bilir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-huseyin-ve-kerbela-hz-huseyin-ve-kerbela.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Hüseyin ve Kerbela</title>
		<link>http://hzali.org/hz-huseyin-ve-kerbela-hz-hasan-hz-imam-hasan-hasan-huseyin-hz-huseyin-hzali-alevilik-bektasilik-2.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-huseyin-ve-kerbela-hz-hasan-hz-imam-hasan-hasan-huseyin-hz-huseyin-hzali-alevilik-bektasilik-2.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 13:38:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz İmam Hüseyin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=41</guid>
		<description><![CDATA[ÜÇÜNCÜ İMAM HZ. İMAM HÜSEYİN&#8217;İN HAYATI VE KERBELA OLAYI
Hz.İmâm Hüseyin, Hicret in 4. yılında Şaban ayının 3. gününde Medine-i Münevvere de dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm-ı Ali ile Hz.Fâtıma tüz-Zehrâ nın ikinci oğullarıdır.
Hz.İmâm Hüseyin in künyeleri;  Ebû Abdullah , lâkapları;  Sıbt, Şehit, Tâbi li emr illah (Allah ın emrine uyan), Zeki ve Mübârek  tir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>ÜÇÜNCÜ İMAM HZ. İMAM HÜSEYİN&#8217;İN HAYATI VE KERBELA OLAYI</strong></h3>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, Hicret in 4. yılında Şaban ayının 3. gününde Medine-i Münevvere de dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm-ı Ali ile Hz.Fâtıma tüz-Zehrâ nın ikinci oğullarıdır.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin in künyeleri;  Ebû Abdullah , lâkapları;  Sıbt, Şehit, Tâbi li emr illah (Allah ın emrine uyan), Zeki ve Mübârek  tir. Hz.İmâm ın 5 erkek, 3 kız olmak üzere 8 evlâtları olmuştur. Erkek evlâdının üçünün adı Ali dir; içlerinden sadece Ali Zeynel Âbidin kendilerinden sonra hayatta kalmış ve soyları Hz.İmâm Zeynel Âbidin Âli den yürümüştür.</p>
<p>Ali Ekber ile süt emer bir çağda bulunan Ali <strong>Asgar ise Kerbelâ da şehit olmuşlardır.</strong></p>
<p><strong>Hz.Peygamber bir hadîslerinde;  Hüseyin bendendir, ben Hüseyin denim; Hüseyin i seveni Allah sever  buyurmuşlardır. </strong></p>
<p><strong>Bu sözü söyleyenin kendi dileğine uyup söz söylemediği, sözünün vahye uygun olduğu Kurân-ı Kerîm de;</strong></p>
<p><strong> </strong>(3) O, arzusuna göre söz söylemez. (4) O nun sözü kendisine vahiy olunan bir vahiyden başka bir şey değildir  <strong>(Necm 3-4. âyetler)</strong> âyetleri ile bildirilen ve yine;  Elbette Rabbin sana ihsân edecek, sen de hoşnut olacaksın  <strong>(Duhâ 5.âyet)</strong> âyeti ile müjdelenen iki cihân serveri, Peygamberlerin sonuncusu ve adı<strong> Allah adından sonra anılan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed dir.</strong><span id="more-41"></span></p>
<p><strong>Hz.Resûl-ü Ekrem in, Hz.Fâtıma nın evlerinin önünden geçerlerken, Hz.İmâm Hüseyin in ağladıklarını duyup, Hz.Fâtıma ya;  Bilmez misin ki onun ağlayışı beni incitir  buyurdukları da bildirilmektedir.</strong></p>
<p>Hz.Resûlullah yine bir hadîslerinde;<br />
Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin iki ulusudur  demiş;  Babalarının, onlardan da hayırlı  olduğunu buyurmuş ve onların;  Arşın iki küpesi  mesâbesinde olduklarını söylemiştir. Hz.Muhammed in, bu iki göz nûru hakkındaki hadîslerini yazmaya kalksak ayrı ve büyük bir kitap olur.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin, babası Hz.Ali nin yanından hiç ayrılmadı. Babası ile birlikte Cemel ve Sıffıyn savaşlarına katıldı. Bu savaşlarda yiğitliğini fazlası ile gösterdi ve kendisine herkesi hayran bıraktı.</strong></p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin dünyaya geldiğinde, Hz.Resûl-ü Ekrem in;  Cebrâil in onun şehâdetini kendilerine haber verdiğini  bildirdikleri rivâyet edilmiştir. Hz.Peygamber, Cebrâil Aleyhisselâm dan bu haberi aldıklarında, İmâm Hüseyin i kucaklarına alıp ağlamışlardı. Ümeys kızı Esmâ, ağlayışlarının sebebini sorunca, Hz.Peygamber;  Azgın bir tâife, onu öldürecek; onlar şefâatime nâil olamazlar  buyurmuşlar ve bunu Fâtıma ya haber vermemesini söylemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyin in doğumlarından bir yıl sonra Hz.Peygamber e, Hz.İmâm Hüseyin in şehâdeti yine haber verilmişti. Mü minler anası Ümmü Seleme de kendi evinde, Hz.Resûl-ü Ekrem in;  İmâm Hüseyin in Kerbelâ da şehit edileceğini  haber verdiklerini bildirmişlerdir.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasan ın, Muâviye ile uzlaştıklarını duyunca, huzûrlarına varıp sebebini sormuşlardı; aynı zamanda da ağlamaktaydılar. Hz.İmâm Hasan ın kardeşine cevapları şu olmuştu;  Bundan önce babam Hz.Ali nin uzlaşmasına sebep olan şey, bana da sebep oldu.</p>
<p><strong>Hiç şüphe yok ki bu soru, Hz.İmâm Hasan a itiraz yollu sorulmamıştı; böyle bir şey olamazdı da. Ancak Hz.İmâm Hüseyin in, bu sorusu ilerideki kıyâmlarına aykırı gibi görülen bu uzlaşmanın sebebini daha da açıklatmak içindi.</strong></p>
<p>Hz.İmâm Hasan ın vefâtlarından sonra Iraklılar, Muâviye aleyhine hareket tasarlamışlar, Hz.İmâm Hüseyin e bey at etmek istemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyin den;  Muâviye ile aramızda uzlaşma var; onu bozmak olmaz; Muâviye ölünce bu iş için gereken şeyi yapacağım  cevabını almışlardı.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasan ın vefâtlarından 9 yıl sonra ve Muâviye nin ölümünden 2 yıl önce Mekke ye gitmişlerdir. Burada Hâşim oğullarıyla, Ehl-i Beyt  dostlarını toplayıp onlara bir hutbe îrâd buyurmuşlar;  Ehl-i Beyt e  ve  Ehl-i Beyt  Şîa sına yapılan zulümlerden bahsedip demişlerdir ki;</p>
<p><strong>Bugün ben size bâzı şeyler sormak istiyorum; sözlerim doğruysa gerçekleyin; değilse yalanlayın; sözlerimi duyun, yazın, yayın; sonra şehirlerinize boylarınıza dönünce emin olduğunuz, inandığınız kişilere sözlerimi duyurun, onları çağırın; çünkü ben, bu gerçeğin sörpüp yıpranmasından, yitip gitmesinden korkuyorum; ama; «Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu parlatır»  (Saf 8. âyet)</strong><br />
<strong><br />
Hz.İmâm bu hutbelerinde;</strong><br />
Zâlimlerin her tarafı tuttuğunu, Müslümanların onlara âdetâ kul-köle kesildiklerini, îmansız kişilerin iş başına geçtiklerini, inananlara acımadıklarını, zayıflara şiddetli davrandıklarını, bütün bunlara karşı da Allah ın kendilerine ululuk ihsân ettiği kişilerin sustuklarını, bu yüzden gazaba uğramaları ihtimâlinin pek kuvvetli olduğunu anlatmışlar  ve hutbenin sonunda;</p>
<p>Allahım  buyurmuşlardı;  Sen bilirsin ki bu sözlerim, hükmetmeye rağbetimden, mal-mülk elde etmeyi dilediğimden değil; ancak senin dîninin yollarını göstermek, şehirlerini mâmur bir hâle getirmek istediğimden. Böylece de mazlûm ve çâresiz kullarının esenliğe ulaşmalarını, emirlerini, hükümlerini yerine getirebilmelerini sağlamak istiyorum.  Ve sözlerini şöyle bitirmişlerdi;</p>
<p><strong>Ey halk, bize yardım etmezseniz, hakkımızda insâfa gelmezseniz, zâlimler size musallat olurlar; Peygamberimizin dîninin nûrunu söndürürler. «Allah bize yeter ve ona dayandık, ona yöneldik ve varıp gideceğimiz onun kapısıdır.» (Âli İmran 173. âyet) </strong><br />
<strong><span style="color: #888888;"><br />
Görülüyor ki Hz.İmâm Hüseyin kıyâma hazırlanmaktadır.</span></strong></p>
<p>Muâviye, Hicret in 54. yılının sonlarında oğlu Yezîd i, halîfe olmak üzere yerine seçmişti. O yıl Şam halkı, Yezîd e bey at etmişler; Muâviye, Medine ye gitmiş orada halka bu bey at işini açmış, oğlunu övmüş, halkı bey ate hazırlamaya çalışmıştı.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin ve Hâşim oğulları bey at etmemişlerdi; esâsen Hz.İmâm Hüseyin, Muâviye ye de bey at etmemiş ve Hz.İmâm Hasan bu hususta ısrar etmemesini Muâviye ye söylemiş, o da kabûl etmişti.</p>
<p>Muâviye, Hicret in 60. yılında, 83 yaşında iken öldü ve yerine oğlu Yezîd geçti. Yezîd in o makama geçmesi ile Müslümanlık; Saltanatı sarayıyla-debdebesiyle, vezirleriyle- nedimleriyle, ordusuyla-kumandanlarıyla, zindanıyla-cellâdıyla, ihsânıyla-in âmıyla, zulmüyle-kahrıyla ve saltanat hânedanıyla-keyfi idâresiyle, hazînesiyle ve yoksul sürünen halkıyla kurulmuştu.</p>
<p>Ahlâk selâmeti, bencillikten, benlikten çekinmek esası, insan birliği ve eşitliği üzerine kurulmuş olan İslâm dîni; Câhiliyye devrindeki soy-boy rekabetinin yeniden canlanması, halka emredip dünyayı sömürme gayreti, zenginliğin gözleri kamaştırması, gönülleri avuç içine alması, meşrû mülkiyetin, gayri meşrû mâlikânecilik şekline girmesi, yüzünden bu hâle gelmişti.</p>
<p>Bu dönemde Hz.Resûlullah ın bıraktığı iki emânetten biri olan Kur ân ı Kerîm in hükmü isteğe uyduruluyordu;  Ehl-i Beyt i  ise her yerde kahrediliyordu artık. Bu zulme karşı çıkanlar; İslâm ın esasını korumak için canlarını fedâ edenler ise İslâm arasına ayrılık sokanlar diye tanıtılıyordu.<br />
<strong><br />
Hz.İmâm Hüseyin, Yezîd in yaptığı bu hareketlerden dolayı, Medine de kendilerine rastlayan ve Yezîd e bey at etmesini öğütleyen Mervan ın sözlerine karşı;</strong></p>
<p>İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci ûn  (Biz, Allah ın kullarıyız, ancak O na döneriz, musîbetlerine râzıyız.) (Bakara 156.âyet) âyetini okuduktan sonra;  Esenlik İslâm a  buyurmuş ve  Başımız sağ olsun; çünkü ümmet, Yezîd gibi birinin hükmü altına girmekle büyük bir belâya uğradı  demiştir.</p>
<p>Yezîd, Medine Vâlisi Utbe oğlu Velîd e;  Hz.İmâm Hüseyin den hemen bey at almasını, bu hususta hiçbir geciktirmeye meydan vermemesini emreden  bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Medine Vâlisi Velîd tarafından, Hz.İmâm Hüseyin e derhal haber gönderildi ve çağrıldı.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin, böyle mühim bir işin, husûsi bir mecliste, âdetâ gizlice olup bitmesinin doğru olmadığını, halk toplanınca o vakit ne yapılması gerekse yapılacağını bildirdiler.</strong></p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin kendisine yapılan bu resmi bey ate dâvetten bir gün sonra, Hicri 60.yılı Recep ayının 29. günü; Hz.Resûlullah ın, Hz.Fâtıma tüz Zehrâ nın ve  Ehl-i Beyt in  kabirlerini ziyaret edip, Medine-i Münevvere den çıktılar ve Mekke-i Mükerreme nin yolunu tuttular. Hz.İmâm Hüseyin Mekke ye hareketlerinden önce, Hâşim oğullarına;</p>
<p>Kendileriyle gelenlerin şehit olacaklarını, fakat kendilerine uymayıp kalanların da bir fethe, bir huzûra erişemeyeceklerini bildiren muhtasar bir mektup yazdılar. Ayrıca kardeşleri Muhammed Hanefiyye ye yazılı bir vasiyyetnâme verdiler. Bu vasiyyetnâmede Allah ın birliğine, Hz.Muhammed in risâletine, şehâdetle başlıyor; âhiretin, cennetin, cehennemin gerçek olduğunu bildiriyor, sonra kıyâmlarının hedefini anlatıyordu; serkeşlik, fesat koparmak, zulmetmek için kıyâm etmediklerini, cedlerinin ümmetini düzene sokmak, ma rufu buyurmak, münkeri nehyetmek, cedlerinin ve babalarının yolunda yürümek için bu işe giriştiklerini, amaçlarını kabûl edip dâvetlerine uyanlardan memnun olacaklarını, kabûl etmeyip kendilerine yardımda bulunmayanlara, hatta kendileriyle savaşa kalkışanlara, sabırla karşı duracaklarını, bir tek kişi kalsalar da yine bu yolu bırakmayacaklarını  ifade ediyorlar;  Ancak Allah a dayandıklarını  bildiriyorlardı.</p>
<p><strong>Mü minler anası Ümmü Seleme;</strong><br />
Oğulcağızım, Irak a gitmekle beni hüzünlere boğma; çünkü ben ceddinden; «Oğlum Hüseyin Irak ta, Kerbelâ denilen yerde şehit edilecek» sözünü duydum  demişti.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin:</strong><br />
Ana  buyurmuşlardı;  Vallâhi ben bunu daha iyi biliyorum, çâre yok, öldürüleceğim ben; öldürüleceğim günü, beni kimin şehit edeceğini, nereye defnedileceğimi, «Ehl-i Beyt im»den kimlerin şehit edileceklerini, hepsini biliyorum; istersen şehit edileceğim ve defnolunacağım yeri sana da göstereyim  buyurmuşlar ve Kerbelâ yönünü işaret eylemişlerdi.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, Hicret in 60.yılı Şaban ayının 4.günü Mekke ye vardı. Bunun üzerine Kûfe liler, Hz.İmâm Hüseyin e yardım edeceklerine söz vermişler, kendilerine Irak a gelmeleri için mektuplar yollamaya başlamışlardı.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, kendilerinden önce Kûfe ye amcaları Akiyl in oğlu Müslim i, ahvâli anlamaya, halktan kendilerine bey at almaya ve sonucu kendilerine bildirmeye memûr ederek göndermişlerdi.</p>
<p>Müslim Akiyl, Medine de Hz.Peygamber in kabrini ziyaret ettikten sonra Kûfe ye yöneldi ve oraya ulaştı. Kûfeliler Muhtar ın evinde, Hz.İmâm Hüseyin adına Müslim Akiyl e gelip bey at etmeye başladılar. Çeşitli rivâyetlere göre; Müslim e onsekiz veya yirmisekiz bin kişi bey at etmişti.</p>
<p>Kûfelilerden Ümeyye oğulları tarafını güdenler, Kûfe Vâlisi Numân ın bu hâle bir çare bulamayacağını, çetin birinin Kûfe ye Vâli olarak gönderilmesini Yezîd e bildirdiler. Yezîd bunun üzerine Ubeydullah İbn-i Ziyad ı Kûfe ye Vâli tâyin etmişti.</p>
<p>Ubeydullah Kûfe ye vardığının ertesi günü, halkı mescide toplayıp;  Kimin evinde Yezîd e isyân eden biri bulunursa onu, evinin kapısında astıracağını  söyledi; onları korkuttu.  Kendisine yardım edenlere para-pul vereceğini  söylemeyi de ihmal etmedi.</p>
<p>Kûfe de bulunan Müslim Akiyl, bunu duyunca Muhtar ın evinden çıkıp, Urve oğlu Hânî nin evine gitti. Hânî, Ali dostlarındandı. Ubeydullah ın adamları ise her yerde Müslim i arıyorlardı. Sonunda Müslim i  Ehl-i Beyt  dostlarından bir kadın evine aldı. Kadının oğlu ise gizlice bu haberi Ubeydullah a ulaştırdı. Ubeydullah, hemen Eş asoğlu nu yetmiş kişiyle gönderdi, evi kuşattılar. Müslim Akiyl kaldığı evden çıkıp tek başına onlarla savaşa başladı, karşısına çıkanlardan vurduğunu düşürüyordu.</p>
<p>Bu savaşta Müslim Akiyl in yardımcısı da yoktu. Bu arada Müslim Akiyl yaralar almış, kan içindeydi, yine de savaşıyordu.  Ehl-i Beyt  düşmanları damlara çıkmışlardı; Müslim Akiyl e taş yağdırıyorlardı. Sonunda Müslim Akiyl i tuttular ve Ubeydullah ın yanına götürdüler. Ubeydullah ın adamları Müslim Akiyl i Hükümet konağının damına çıkardılar.</p>
<p>Müslim Akiyl;  Allahım  buyurdu;  Bizi aldatan, bize yalan söyleyen bu toplumla aramızda sen hükümcü ol.  Sonra Hicâz a döndü;  Selâm sana yâ Hüseyin  dedi. Bu sözlerden sonra Müslim Akiyl Hazretlerini orada şehit ettiler. Müslim Akiyl Hicretin 60.yılı Zilhicce ayının 8. günü şehit edildi.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin de o gün  Ehl-i Beyt i  ile Irak a doğru yola çıkmışlardı. Hz.İmâm Mekke de kan dökülmemesini istiyordu. Biliyordu ki; Yezîd kan dökmekten çekinmeyecekti. Bunu kardeşi Muhammed e de anlatmıştı.</p>
<p><strong>Kardeşi Muhammed;  Peki  dedi;  Bari bu çoluğu-çocuğu götürme. </strong></p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin, kardeşine:</strong><br />
Rüyada Hz.Peygamber i gördüğünü, Irak a gitmesini emrettiğini, Allah ın kendisini kana bulanmış, çoluğunun çocuğunun esir edilmiş olarak görmek istediğini  bildirdiğini söyledi. Hz.İmâm bu konuda diğer yakınlarının ricâlarına da aynı cevabı verdi.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin, Yezîd e bey at etmemeyi ve bu zâlim iktidara karşı gelmeyi, îmanı ve İslâm ı korumayı kendisine farz bilmişti.</strong></p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin; Cuma hutbelerinde, Hz.Ali ye ve  Ehl-i Beyt e  hâşâ sövmeyi ve zulmü âdet edinen bu toplumun haksızlığını; kendine, evlâdına ve ayâline yapılan bu zulümleri; Müslümanlara yaymak, gerçeği-hakikatı gözü açık olanlara, gönüllerinde îman bulunanlara bildirmek; izzetle ölmenin, zilletle yaşamaktan çok üstün olduğunu İslâm ve insanlık tarihine kanıyla yazmak istiyordu.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin, Kûfe ye hareketlerinden önce topluluğa şu kısa hutbeyi beyân buyurmuşlardı:</strong></p>
<p><strong>Hamd Allah a, Allah neyi dilerse o olur; güç kuvvet, ancak onunla elde edilir. Salât-ü selâm Resûl üne.</strong></p>
<p>Ölüm, genç kızın boynuna takılan gerdanlık gibi Âdem oğullarının boyunlarına takılmıştır; onlara ezelden yazılmıştır. Yâkub, nasıl Yûsuf u özlediyse ben de geçmişlerimi öylesine özlemişimdir ve ulaşacağım şehâdet yerini Allah benim için hazırlamıştır. Allah ın kudret kalemiyle yazılmış olan ölümden kurtuluş yoktur. Biz «Ehl-i Beyt», Allah ın rızâsına uymuşuz; ondan râzıyım; belâsına sabrederiz; sabredenlerin ecirlerine ereriz.</p>
<p>Hz.Resûlullah ın bedeninden bir parçanın ondan ayrılmasına imkân yoktur; o kutluluk yerinde cennette onunla beraberdir; onun gözü, bizimle aydınlanacaktır; vaadine, bizimle vefâ edecektir. Bize canını fedâ etmeye, bizimle can vermeye hazır olanlar, Allah a kavuşacaklarına tam inançla inanmış bulunanlar, bizimle gelirler; ben Allah dilerse sabahleyin hareket ediyorum.</p>
<p>Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; Hz.İmâm Hüseyin bu kıyâmın  karşı duruşun- sonunda, kendilerinin de, kendilerine uyanların da şehit olacaklarını kesin olarak biliyorlardı.</p>
<p>Burada özetle şunu arz edelim ki; Hz.İmâm Hüseyin bu kıyâmıyla  karşı duruşuyla-; dîni ihyâ etmiş  yeniden diriltmiş- ve  Ehl-i Beyt e  karşı yapılan zulümleri, dîne karşı olanların zâlimliklerini gözler önüne sermiştir.</p>
<p><strong>Hz.İmâm a, Kûfe den gelen birisi Müslim Akiyl in şehâdet haberini verdi. Hz.İmâm Hüseyin bu şehâdet haberini alınca;</strong></p>
<p><strong>İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci ûn!  (Biz Allah ın kullarıyız, ancak O na döneriz, musîbetlerine râzıyız.) (Bakara 156.âyet) dedi ve pek kederlendi, ağladı.</strong></p>
<p><strong>Bu gelen haber üzerine Hz.İmâm Hüseyin e, Kûfe ye gitmeyelim diyenler oldu. Bu arada Müslim Akiyl in çocukları;</strong><br />
<strong><br />
Yâ İmâm  dediler;  Kûfelilerden Müslim in kanını almayınca bizim dönmemiz mümkün değildir! Hiç kimse gitmese bile bari biz gidelim, ya intikam alırız, ya şehâdete erişiriz.<br />
<span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="color: #000000;">Hz.İmâm:</span></strong><br />
Bunlardan sonra, yaşayışta hayır yok  dedi. Sonunda hepsi Kûfe ye gitmeye azmettiler.</p>
<p>Yine rivâyet ederler ki; Hz.İmâm Hüseyin yolda giderlerken bir yerde konaklamış, Zeyneb in dizine mübarek başını koyup uykuya dalmıştı. Birdenbire sıkıntı ile uyandı. Nemli gözlerinden yaş dökülüyordu.<br />
<strong>Ümmü Gülsüm dedi ki:</strong><br />
Yâ Hüseyin niçin ağlıyorsun!<br />
<strong>Hz.İmâm cevap verdi:</strong><br />
Şimdi düşümde dedem Hz.Peygamber i gördüm. Ağlayarak bana dedi ki; «Ey Hüseyin! Birbirimize kavuşmamız yaklaştı!»<br />
<strong><span style="color: #000000;">Ümmü Gülsüm ağladı. Oğlu Ali Ekber babasına sordu:</span></strong><br />
Ey İmâm, düşmanlarımızla çarpıştığımızda Hak bizim tarafımızda mıdır, yoksa onların tarafında mı?<br />
<strong>Hz.İmâm:</strong><br />
Kulların dönüp mânevi huzûruna varacağı Allah a andolsun  buyurdu;  Hak bizdedir, biz Hak ile beraberiz  dedi.<br />
<strong>Ali Ekber:</strong><br />
<strong>Babacığım  dedi; </strong> Hak bizde olduktan sonra ölümden ne pervâmız olabilir. Her ne cefa düşünülmüş olsa da gam değil!</p>
<p><strong>Hz.İmâm bu sözler üzerine oğluna hayır duâda bulundu. Hz.İmâm buradan da yola devam ederek  Katkatane  denilen bir yere indiler. Hz.İmâm burada bütün askerlerini topladı. Onlara Müslim Akiyl in şehit olduğunu ve Kûfelilerin ihânet ettiklerini açıkladıktan sonra şöyle buyurdu:</strong></p>
<p>Ey kavmim! Kûfelilerin ahidlerini bozarak Müslim Akiyl i şehit ettikleri kesin suretle anlaşıldı. Yezîd in askeri vuruşmak ve öldürmek için etrafımızı çepeçevre sarmıştır. Biliyorum ki, şehit olmak gerçeği bana zafer ve nusret vermez, şecâat gayreti de geri dönmeyi câiz görmez. Herhâlde bu belâ denizine dalmak lâzım geliyor. Sizin hepinize ruhsat ve izin veriyorum. Kurtuluş kapıları kapanmadan kendinizi selâmete doğru çekip bu tefrikadan emin olunuz.</p>
<p><strong>Rivâyet olunur ki; </strong>Hz.İmâm Hüseyin in bu sözlerinden sonra o topluluktan o vakte kadar hatırlarında henüz dünyadan faydalanmak şüphesi kalanlar, Hz.İmâm la alâkayı kestiler. Sevgi davasında sabit kalanlar ise Allah ın yazdığı kazâ ve kadere râzı olup şöyle figân ettiler:</p>
<p><strong>Ey doğru yolu gösteren! </strong>Ey sırât-ı müstakimin yol göstericisi! Biz senin yanında hidâyet yolunun yolcusu iken, bize imtihanla tasalanma çölünün yolunu gösterme.  Gerçekten de bu zamanda saâdetle şakavet birbirinden ayrıldı. Saîd ile şakî imtihanla belli oldu.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hüseyin yola devam ederken sahrada, Riyâhi oğlu Hur un askerleri ile karşı karşıya geldi. Hz.İmâm bunların hallerini tahkik etmek için o askerlerin başbuğlarının çağrılmasını buyurdu. Riyâhi oğlu Hur, hiç çekinmeden Hz.İmâm ın karşına geldi.</strong></p>
<p><strong>Hz.İmâm onun ismini, hûviyyetini sordu ve;</strong><br />
Ey Hur, bizim lehimiz için mi, aleyhimiz için mi geldin? Yâni bana yardıma mı, yoksa benimle cenge mi geldin?</p>
<p><strong>Hur cevap verdi:</strong><br />
Yâ İmâm! Ubeydullah İbn-i Ziyad tarafından senin yanında bulunmaya ve senin Kûfe den başka bir yere gitmene müsâade etmemeğe memurum!</p>
<p><strong>Hz.İmâm:</strong><br />
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh (Allah tan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur)  dedi ve ilâve etti;  Ey Hur. Şimdi namaz kılalım, sonra nereye gideceksek oraya gidelim!<br />
<strong><span style="color: #000000;"><br />
Hur cevap verdi:</span></strong><br />
Ey Resûl ün oğlu! Sen zamanın imâmısın, imâmlık et sana uyalım.</p>
<p><strong>Hz.İmâm, Hur a:</strong><br />
Allah sana iyilik versin!  dedi.</p>
<p><strong>Hep beraber namaz kılındıktan sonra Hz.İmâm Hüseyin Allah a hamd-ü senâ, Resûl üne salât-ü selâmdan sonra beliğ bir hutbe beyân buyurdu ve Kûfe ahalisini kendisine muhatap tutarak vaazını şöyle sürdürdü:</strong></p>
<p>Ey Muhammed ümmeti! Benim, Yezîd in boyunduruğu altına girmem münasip görülmeyip, onun makbûl sayılmayan itâatinin altına geçmediğim apâşikâr anlaşılmıştı. Mekke de karar kılıp oturuyordum. Siz ey Kûfeliler, bana tevâtürlü mektuplar gönderdiniz. Sevgi ve saygı arzettiniz. «İmâmımız, uyacak kimsemiz yok!» diyerek benim buraya gelmeme lüzûm gösterdiniz. Eğer hâlâ o kararda iseniz ben bana lâzım olanı yaptım. Siz de kendinize düşeni yapınız. Eğer saâdet mülküne gitmekte dünya sevgisi çölünün dikeni eteğinize yapışmış ise ve yaptığınız işe pişman iseniz yolumun dikeni olmayın! Geldiğim gibi dönüp gideyim. Çünkü ben bu diyâra gelmeyi savaşmak ve öldürmek için kendi re yimle, arzumla istemiş değilim. Kan dökülmesine de râzı değilim.</p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Hur:<br />
Ey Ali oğlu Hüseyin, benim bu mektuplardan haberim yoktur  dedi.</span></strong></p>
<p><strong>Hz.İmâm:<br />
Senin haberin yoksa askerinin arasında haberleri olanlar çoktur  dedi. Sonra o mektupları orada hazır bulunanlara gösterdi, onları utandırdı.</strong></p>
<p>Bu sırada Kûfe tarafından altı kişi acele ile gelerek, Ubeydullah İbn-i Ziyad dan Hur a bir mektup getirdiler. Gelen mektupta;  Hz.İmâm Hüseyin in hemen hücum edilip yakalanarak Kûfe ye getirilmesi  isteniyordu. Hur o mektubu okuduktan sonra mektubu Hz.İmâm Hüseyin e göstererek dedi ki;</p>
<p>Ey Haşîmi Peygamberinin kıymetlisi! Ubeydullah İbn-i Ziyad senin hususunda ne kadar ihtimâm ediyor. Ben senin hakkında ne tedbir alayım diye hayretteyim ve eğer seni affedip bıraksam Ubeydullah İbn-i Ziyad dan korkarım. Eğer sana kıyarsam Allah ımdan korkarım. Ama Allah korkusu, Ubeydullah İbn-i Ziyad korkusuna galiptir. Fakat vuruşma ve öldürüşmenin anlaşmaya, arkadaşlığa döneceğini ve Hak kın bana size tâbi olmanın devleti içinde saâdeti müyesser edeceğini umarım. En iyisi şudur ki, gece karanlığı bastığı zaman göçüp ne tarafa murad ederseniz gidersiniz.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://hzali.org/hz-huseyin-ve-kerbela-hz-huseyin-ve-kerbela.htm">Hz Hüseyin ve Kerbela Devamını Okumak İçin Tıklayın</a></strong></p>
<h1><a href="http://hzali.org/hz-huseyin-ve-kerbela-2.htm"><span style="color: #ff0000;"><strong> </strong></span></a></h1>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-huseyin-ve-kerbela-hz-hasan-hz-imam-hasan-hasan-huseyin-hz-huseyin-hzali-alevilik-bektasilik-2.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Hasan</title>
		<link>http://hzali.org/hz-hasan-hz-imam-hasan-hasan-huseyin-hz-huseyin-hzali-alevilik-bektasilik.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-hasan-hz-imam-hasan-hasan-huseyin-hz-huseyin-hzali-alevilik-bektasilik.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 12:41:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. İmam Hasan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[İKİNCİ İMAM HZ. İMAM HASAN&#8217;ÜL MÜCTEBA&#8217;NIN HAYATI
Hz.İmâm Hasan, Hz.Ali ile Hz.Fâtıma tüz Zehra nın evliliklerinden dünyaya gelen ilk oğullarıdır. Hz.Muhammed in sevgili torunu olan Hz.İmâm Hasan, Hicret in 3.yılı Ramazan ayının 15. gününde Medine-i Münevvere de dünyaya gelmişlerdir.
Hz.İmâm Hasan ın, 5 kız 11 erkek olmak üzere, 16 evlâtları olmuştur. Hz.İmâm Hasan ın künyeleri;  Ebû Muhammed [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #000000;"><strong>İKİNCİ İMAM HZ. İMAM HASAN&#8217;ÜL MÜCTEBA&#8217;NIN HAYATI</strong></span></h3>
<p style="text-align: left;">Hz.İmâm Hasan, Hz.Ali ile Hz.Fâtıma tüz Zehra nın evliliklerinden dünyaya gelen ilk oğullarıdır. Hz.Muhammed in sevgili torunu olan Hz.İmâm Hasan, Hicret in 3.yılı Ramazan ayının 15. gününde Medine-i Münevvere de dünyaya gelmişlerdir.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan ın, 5 kız 11 erkek olmak üzere, 16 evlâtları olmuştur. Hz.İmâm Hasan ın künyeleri;  Ebû Muhammed , lâkapları  Müctebâ ,  Zeki ,  Sıbt tır; en meşhur lâkapları ise  Seçilmiş  anlamına gelen  Müctebâ dır.</p>
<p>Hz.Muhammed, sevgili torunları Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin i pek çok severler ve onlar hakkında;  Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir, ulularıdır ,  Onlar dünyada benim iki demet çiçeğimdir  der ve onlara;  Oğullarım  diye hitab ederlerdi.</p>
<p><strong>Hz.Peygamber; Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin hakkında;</strong><br />
Allah ım  buyurmuşlar;  Ben bu ikisini severim, sen de bunları ve bunları sevenleri sev; bunlar benim ve kızımın oğullarıdır. <span id="more-29"></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Yine bir hadîs-i şeriflerinde de şöyle buyurmuşlardı:</strong></span><br />
Onları seven beni sever, beni seven ise Allah ı sever; Allah ı seveni Allah cennete koyar; onlara buğzeden bana buğzeder; bana buğzeden Allah a buğzeder; kendisine buğzedeni ise Allah cehenneme atar.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan, göğüslerinden başlarına dek, Hz.Resûl-ü Ekrem e benzerlerdi. Bilhassa yüzleri Cenâb-ı Peygamber e çok benzerdi. Hz.İmâm Hasan, ahlâk bakımından insanlara bir örnekti ve cömertliği de çok fazlaydı. Hz.Muhammed in bir hadîslerinde, Hz.İmâm Hasan hakkında:</p>
<p>Bu benim oğlum seyyid dir. Allah, onun vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük bölüğün arasını uzlaştıracaktır  buyurdukları da zikredilmektedir.</p>
<p>Hz.Ali, Hak ka kavuştuktan sonra Hz.İmâm Hasan, kendilerini gasledip kefenlemişler, namazını kılmışlar, aynı gece sabaha karşı şimdiki türbelerinin bulunduğu yere, Necef (Irak) şehrine yerleştirmişlerdir.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hasan, babaları Hz.Ali yi türbelerine yerleştirdikten sonra zengin, fakir bütün halkı topladı. Taziye şartları yerine getirildikten sonra, Ramazan ayının 21.günü Kûfe mescidinde halka buyurdu ki;</strong></p>
<p>Bu gece, öyle bir zât vefât etti ki; Resûlullah tan başka, ne evvel gelenler içinde onun derecesini aşan vardır; ne sonra gelecekler arasında bulunur. O, Resûlullah ın mâhiyyetinde savaşır, canıyla onu korurdu. Cebrâil sağında giderdi onun, Mikâîl solunda. Allah ın izniyle, gittiği yeri fethetmeden dönmezdi. Meryemoğlu Îsâ nın göğe ağdığı, Mûsâ nın vasîsî Yûşâ ın vefât ettiği, Muhammed e Kur ân ın indiği gece vefât etti. Altın ve gümüş olarak ancak yediyüz dirhem bıraktı.</p>
<p><strong>Söz buraya gelince Hz.İmâm Hasan dayanamayıp ağlamaya başladı; halk da ona uydu. Sonra buyurdu ki;</strong><br />
Ey insanlar, beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki benim Ali nin oğlu Hasan. Benim insanlara müjde verenin, benim insanları korkutanın, benim Muhammed in oğlu.</p>
<p style="text-align: left;">Benim Allah izniyle insanları Allah a çağıranın oğlu. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Allah, her türlü kötülüğü giderdi onlardan; tertemiz etti onları. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Cebrâil, evimize inerdi bizim; evimizden ağardı göğe. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; onları sevmeyi her Müslümana farzetmiş ve Allah buyurmuştur ki; «De ki; Risâletimin (Peygamberliğimin) tebliği hususunda, akrabamı (Ehl-i Beyt imi) sevmenizden başka hiçbir ücret istemiyorum. Her kim iyilik kazanmışsa onun mükâfatını arttırırız..»  (Şûrâ 23.âyet) âyeti kerimesini okuduktan sonra;  Yapılan güzel ve iyi iş, bizi «Ehl-i Beyt i» sevmektir.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hasan vaazdan sonra buyurdular ki;</strong><br />
Peygamberlik tahtının sultanlık vârisi, velilik mülkü hakiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da size hidâyet saadetini eriştirdi. Bende şimdi sizi onların yoluna davet etmekteyim. Ve gerçek biliniz ki; bana uymak onlara uymaktır, bana karşı koymak onlara karşı koymaktır.</p>
<p>Söz buraya gelince Abbas oğlu Abdullah ayağa kalktı:<br />
Ey insanlar  dedi;  Bu şehzade, Allah ın Resûlü nün oğludur. Bizden, imâmetine râzı olduğunuzun sözünü ve bey atı kabul ettiğinizin gösterilmesini istiyor. Ne dersiniz?<br />
<strong><br />
Orada bulunanların hepsi bağrıştılar:<br />
Canla, başla kabul ediyoruz  dediler ve Hz.İmâm Hasan a bey at ettiler.</strong></p>
<p>Hz.İmâm Hasan a, kısa zamanda otuz bin mücahit bey at etti. Bunları duyan Şam Hâkimi Muâviye, sarsıldı. Altmışbin kişilik bir askerle Irak ı zaptetmek için yürüdü. Hz.İmâm Hasan da kırk bin mücahidi ile onu karşılamak üzere Kûfe şehrinden dışarı çıktı. Hz.İmâm Hasan, çok vakitte şöyle düşünürdü:<br />
Ben kendi isteğimle düşmanlığı ortaya koymam. Ve kimse ile dünya saltanatı için kavga etmem.</p>
<p><strong>Şam da Vâli olarak bulunan Muâviye ise Basra ve Kûfe ye birer adam göndermiş, halkı Hz.İmâm Hasan ın aleyhinde kışkırtmaya başlamıştı. Sonra bu adamlar tutulup öldürüldüler.</strong></p>
<p>Hz.İmâm Hasan ın ordusunda, kendilerine ve  Ehl-i Beyt e  candan bağlı olanlar pek azdı. Bu topluluğun içerisinde olanlardan; kimisi dünyalık elde etmek için uğraşmadaydı; kimisi şüphe içindeydi, kime kul olacağını bilemiyordu; kimisi yel ne yandan eserse, öte yana eğiliyordu; kimisi de Hâricîlerin inançlarına kapılmıştı. Çünkü; İslâm ın düştüğü ayrılık, aykırılık, görüşlerin birbirine zıt oluşu, vahdetin kalmayışı, paranın ve servetin hâkimiyeti îman kudretini zayıflatmıştı.</p>
<p>Muâviye ise bu ortamda; Hz.İmâm Hasan ın taraftarları arasına nifâk sokmak için bir an bile boş durmuyor ve devamlı adamlar göndererek; bu ayrılığı, bu aykırılığı; re yle, kıyasla daha da derinleştiriyor, daha da genişletiyor ve daha da körüklüyordu. Muâviye nin gönderdiği bu adamlar; vaatle, parayla, tehditle adam avlıyorlar ve belli başlı kişileri Hz.İmâm Hasan dan ayırmaya çalışıyorlardı.</p>
<p>Bu yaşanılan olaylardan sonra Hz.İmâm Hasan:<br />
Ey Iraklılar! Bize yaptıklarınızdan dolayı Allah tan korkun; biz, sizin hem emiriniziz, hem konuğunuz. Hakkımızda, Allah ın «Ey  Ehl-i Beyt , Allah sizden günahı, her türlü fenalıkları ve kötülükleri giderip sizi kemâl üzre tertemiz tathir etmek ve pâk kılmak murad eder.» (Ahzâb 33.âyet) âyet-i kerîmesinde buyurduğu; «Ehl-i Beyt» biziz.  dediğinde mescidde ağlamadık kimse kalmamıştı; fakat ne çâre ki gözyaşı, düşmanı ne mağlup ediyor, ne de yok ediyordu.</p>
<p><strong>Şam Vâlisi Muâviye, bu ortamda Hz.İmâm Hasan a uzlaşma teklifinde bulunmuştu. Hz.İmâm Hasan da bunun üzerine adamlarına şöyle hitâb etmişlerdi:</strong></p>
<p>Biz Şamlılarla, bir şüphe üzerine savaşmadığımız gibi, savaştığımızdan dolayı da bir nedâmet duymamaktayız. Onlarla, esenlikle, sabırla savaştık. Ama şimdi esenlik, düşmanlığa dönüştü; sabır ise telâşa, kargaşaya. Siz Sıffıyn e giderken dîniniz, dünyanızın önündeydi; (Dîninize uymuştunuz, dünyanızı ardınıza atmıştınız.) bugün ise öyle bir hâldesiniz ki; dünyanız, dîninizin önünde. Duyun, bilin ki; size karşı biz, evvelce nasılsak yine öyleyiz; ama siz, bize karşı eskisi gibi değilsiniz. Duyun, bilin ki; siz, öldürülenlerden iki bölüğün ortasındasınız; Sıffiyn de öldürülenlere ağlıyorsunuz. Nehrevan da öldürülenlerin öclerini almak istiyorsunuz. Kalan yenilgiye uğramış, yapa-yalnız, hor-hakir; ağlayan, öc alma sevdasında. Muâviye, bizi öyle bir işe çağırıyor ki; onda ne bir yücelme var, ne bir adâlet. Ölümü göze alıyorsanız, teklifini reddedelim; yaşamayı istiyorsanız, kâbul edelim; hangisine râzıysanız bildirin.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan ın bu hitâbesinden sonra, karşısındaki topluluk her yandan bağrışarak;  yaşamayı, uzlaşmayı  istediklerini bildirdiler. Hz.İmâm Hasan, bunun üzerine;  Vallâhi  buyurmuşlardı;  Ben bu işi, Muâviye ye teslim etmezdim; fakat yardımcı bulamadım. Yardımcı bulsaydım, gecemde de onunla savaşırdım, gündüzümde de; sonunda ise Allah, benimle onun arasında hükmederdi.</p>
<p>Yaşanılan bu olaylardan sonra Hz.İmâm Hasan, Kûfe halkından vefâ görmeyerek;  Barış, her şeyden hayırlıdır  diyerek, Şam Vâlisi Muâviye tarafından, kendisine teklif edilen uzlaşma şartlarını kabul etmiş ve Muâviye ile bazı şartlarla antlaşma yapmak zorunda kalmıştı.<br />
<strong><br />
Hz.İmâm Hasan ile Şam Vâlisi Muâviye arasında Hicretin 41.yılında yapılan antlaşma şartları şunlardı:</strong></p>
<p>1. Halkın; Allah ın kitabına, Resûl ünün sünnetine uygun olarak idare edilmesi.<br />
2. Hz.Ali Şîa sından olanlara, hiçbir sûretle kötülükte bulunulmaması.<br />
3. Hz.Ali ye kötü söz söylenmemesi.<br />
4. Hak sâhiplerine, Cemel ve Sıffiyn savaşlarında şehit olanların evlâtlarına, haraç mallarından pay verilmesi.<br />
5. Muâviye nin, kendisinden sonra, yerine birisini halîfe yapmaması.</p>
<p>Muâviye, uzlaşma yazılıp taraflar ve tanıklar imzaladıktan sonra Nuhayle ye gitti; orada okuduğu hutbede;</p>
<p>Ben  dedi,  Hasan ile bazı şartlara uyacağımı vaad ederek uzlaştım; ama o şartların hepsi de ayağımın altında; onların hiçbirini yerine getirmeyeceğim  dedi. Ve dediğini de yaptı. Muâviye uzlaşma şartlarının hiçbirisine riâyet etmedi. Daha Kûfe deyken okuduğu hûtbede;  Yapı yapıldıktan sonra iskele nasıl yıkılırsa, bende barış şartlarını yıktım  dedi.</p>
<p>Muâviye, mescidlerde bile Hz.Ali ye kötü sözler söyletti. Hatta Medine de, Mescid-i Nebevî de (Hz.Peygamber in mescidinde), ashâbın itirazlarına ve mü minler anası Ümmü Seleme nin bizzât meclise gelip; Muâviye nin yüzüne karşı;  Hz.Ali ye sövenin, Hz.Resûl-ü Ekrem e sövmüş olacağına, Hz.Resûl-ü Ekrem e sövenin ise, Allah a sövmüş bulunacağına  dâir hadîs-i şerifi söylemelerine rağmen, inadında ısrâr etti. Bu kötü âdet de, Emevilerin hüküm sürmüş olduğu 80 yıl boyunca devam etmiş ve Emevilerden Ömer bin Abdül aziz in hükümdarlığında son bulmuştur.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan, Muâviye ile barış yaptıktan sonra  Ehl-i Beyt i  ile Medine ye geri döndüğü zaman, düşmanlık yapanlar fitnenin tahrik edileceği zannına düşerek, Hz.İmâm ın ortadan kaldırılması için bazı fesâdçıları kışkırttılar ve Hz.İmâm ın Basra da olan yakınlarından otuz sekiz mü mini, bir bahane ile öldürtüp türlü suçlar işlediler.</p>
<p>Sonunda Muâviye, Mervan aracılığı ile Hz.İmâm Hasan ın zevcesi olan Câde ye bir haber göndererek, Hz.İmâm ı zehirleyip şehit ettiği takdirde, kendisini oğlu Yezîd e alacağını ve bin dirhem para vereceğini vaat etti.</p>
<p>Vefâsız Câde; bu sözler üzerine Hz.İmâm Hasan a kastetmek için, Mervan tarafından gönderilen zehirli balı karıştırarak, o gün Hz.İmâm a sundu. Hz.İmâm o zehirli balı yedikten sonra rahatsızlandı ve Hz.Resûlullah ın türbesine gidip duâ ederek şifâ buldu. Câde, sonra yine bir fırsatını bulup Hz.İmâm a, bu defa da zehirli hurmalar sundu. Hz.İmâm Hasan, hiçbir şey düşünmeyip zehirli hurmalardan yemiş ve yine mizâcı bozulmuştu.</p>
<p><strong>Bunun üzerine Hz.İmâm Hasan, Câde ye sordu:<br />
Ey Câde, bu hurmayla halim değişti. Sebebi ne acaba? </strong></p>
<p>Câde, türlü özürler dileyerek Hz.İmâm ın şüphesini giderdi. Hz.İmâm Hasan, dertlilere şifâhane olan Hz.Resûlullah ın türbesine giderek tekrar şifâ buldu. Câde, en sonunda yine bir fırsatını bularak, Sefer ayının 28. Cuma gecesi Hz.İmâm Hasan ın kaldığı eve gizlice giderek; Hz.İmâm ın, su içtiği testinin içine zehirli elmas zerrelerini dökerek su ile karıştırdı. Ve yine evine gizlice geri döndü.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan, bu testiden içtiği su ile zehirlenip, Hicret in 49. yılı (Milâdi 669) Safer ayının 28. günü gecesi Medine de Hak ka kavuşmuştur. Hz.İmâm Hasan, Hak ka kavuştuklarında 47 yaşlarında idi.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan Hak ka kavuşmadan önce, Hz.İmâm Hüseyin, kendilerine bu işi kimin yaptığını sormuşlardı. Hz.İmâm Hasan:</p>
<p>Ey sevgili kardeşim. Benim bildiğimi sende bilirsin; fakat onu Allah a havale ettim  buyurup bir şey söylememişler ve çocukları ile ashâbına ibâdetten geri kalmamalarını vasiyyet etmişlerdir.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan daha sonra kardeşi Hz.İmâm Hüseyin e vasiyyet ederek; imâmlık emanetlerini teslim etti ve  Ataları Hz.Resûlullah ın yanına defnedilmelerini, fakat buna engel olanlar bulunursa, savaşa, kan dökülmesine girişilmemesini, Bakî mezarlığına götürülmelerini  buyurmuşlardır.</p>
<p><strong>Hz.İmâm Hasan dan sonra imâmet, kardeşi Hz.İmâm Hüseyin e intikal etmiştir.<br />
En doğrusunu Allah bilir.<br />
</strong><br />
<strong>Vecîzelerinin Bir Kısmı</strong><br />
# Barış herşeyden hayırlıdır.<br />
# Ben kendi isteğimle düşmanlığı ortaya koymam ve kimse ile dünya saltanatı için kavga etmem.<br />
# Bizler, hikmet hazinesinin muhafızları ve velilik meydanının şehsüvarlarıyız. Bizce bilinenler sizce bilinmez. Ve bizim idrâk ettiğimiz sırlar, sizin idrâkınızdan uzaktır.<br />
# Ey şeriat hükümlerinin eşiğinde oturanlar, ey ibâdet ve gönül temizliği meydanında hazır bulunanlar: Hz.Mustafa nın o din müjdecisinin oğluyum ben. Allah korkusunu ümmete bildiren Muhammed in oğlu benim. Peygamberlik tahtının sultanlık varisi, velilik mülkü hakiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da size hidâyet saadetini eriştirdi. Ben de sizi şimdi onların yoluna davet etmekteyim ve gerçek biliniz ki, bana uymak onlara uymaktır. Bana karşı koymak onlara karşı koymaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-hasan-hz-imam-hasan-hasan-huseyin-hz-huseyin-hzali-alevilik-bektasilik.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HZ ALİ NİN  VECİZELERİNDEN BAZILARI</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-nin-vecizelerinden-bazilari-hz-ali-hzali-alevilik-hzali-sozleri-hz-ali-sozleri.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-nin-vecizelerinden-bazilari-hz-ali-hzali-alevilik-hzali-sozleri-hz-ali-sozleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 12:13:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz ALİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali nin Vecizeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[HZ. ALİ&#8217;NİN ÇEŞİTLİ KONULARA AİT VECİZELERİNDEN BAZILARI
# Akil kişi, kemâl taleb eder.
# Akıllı insanlar az konuşur. Çok söyleyenler, yalnız ahmaktırlar.
# Allah dostları o kişilerdir ki, insanlar dünyanın görünüşüne baktıkları zaman, onlar dünyanın iç yüzünü görürler.
# Allah ın hışmından kurtulmuş olan, bir tek zâlim yoktur.
# Amelsiz sevâb dileyen, yaysız ok atmaya kalkan kişiye benzer.
# Az ibâdet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>HZ. ALİ&#8217;NİN ÇEŞİTLİ KONULARA AİT VECİZELERİNDEN BAZILARI</strong></h3>
<p style="text-align: left;"># Akil kişi, kemâl taleb eder.<br />
# Akıllı insanlar az konuşur. Çok söyleyenler, yalnız ahmaktırlar.<br />
# Allah dostları o kişilerdir ki, insanlar dünyanın görünüşüne baktıkları zaman, onlar dünyanın iç yüzünü görürler.<br />
# Allah ın hışmından kurtulmuş olan, bir tek zâlim yoktur.<br />
# Amelsiz sevâb dileyen, yaysız ok atmaya kalkan kişiye benzer.<br />
# Az ibâdet edip çok çalışmak, çok ibâdet edip az çalışmaktan efdâldir.<br />
# Azim ve sebat, insanların en büyük yardımcısıdır.<br />
# Başkalarının felaketinden hisse kapanlar, geçmiş musîbetlerden ders alanlar, cidden bahtiyar insanlardır.<br />
# Bâtıla yardım eden, Hak ka zûlmeder.<span id="more-20"></span><br />
# Bedenin orucu, irâde ve ihtiyarla azaptan korkup sevâba girmeyi, ecre nâil olmayı dileyerek yemekten kesilmektir. Nefsin orucu, beş duyuyu öbür suçlardan çekmek, kalbi de bütün şer sebeplerinden ayırmaktır. Kalbin orucu, dil orucundan; dilin orucu, karnın orucundan hayırlıdır.<br />
# Bir hakikatı müdafaa ederken, ona evvelâ kendimiz inanmalıyız. Sonra da, başkalarını inandırmaya çalışmalıyız.<br />
# Bir hata işlediğiniz vakit, onu itiraftan çekinmeyiniz. Eğer böyle yaparsanız, o hatayı görmüş olanların, aleyhinize verecekleri hükmün önüne geçersiniz.<br />
# Bir kişiyi lâyığından fazla övmek riyâdır, dalkavukluktur; lâyığından az övmek ise ya dilsizlikten ileri gelir, ya hasedden.</p>
<p># Birinin aleyhinde söylenen sözü dinleyen, o sözü söyleyen gibidir.<br />
# Bu ümmetin en hayırlıları hakkında bile Allah ın azâbından emin olmamalısın; çünkü yüce Allah; «Allah azâbından emin olanlar ancak zarara uğramış topluluklardır» buyurmuştur. (A raf 99. âyet)</p>
<p>Bu ümmetin en kötüsü hakkında bile Allah ın rahmetinden ümit kesmemelisin; çünkü yüce Allah; «Allah ın rahmetinden kâfir olan topluluktan başka kimsecikler ümit kesmez» buyurmuştur. (Yûsuf 87. âyet)<br />
# Can gözü kör olunca gözle görüşün faydası yoktur.<br />
# Cömertlik, istemeden vermektir. İstendikten sonra vermekse utançtandır ve kötüdür.<br />
# Dil yırtıcıdır; yuları bırakıldı mı salar, parçalar.<br />
# Dilinizi dâimâ iyi kullanınız. O sizi saadete götürdüğü gibi, felâkete de götürebilir.<br />
# Dost, kardeşini üç hâlde korumadıkça tam dost olamaz. Düşkünlüğünde, kendisi bulunmadığı vakit, ölümünden sonra.<br />
# Dostunu ihtiyâtla sev, olabilir ki bir gün sana düşman olur; düşmanınla da ihtiyâta riâyet ederek düşmanlıkta bulun, olabilir ki bir gün sana dost kesilir.<br />
# Dünyada açları doyurmak kadar büyük iyilik yoktur. Bunu yapanlar, âhirette mutlaka mükafatını bulur.<br />
# Eğer giriştiğin herhangi bir davada haklı isen korkma. Hakkı müdafaa edenin yardımcısı Allah tır.<br />
# Eğer hayırlı bir iş görmek istersen, bugünün işini yarına koyma. Çünkü, yarına kadar ne olacağı belli değildir. Fena bir işe başlayacağın zaman da acele etme. Belki hayırlı bir düşünce, sana o fenalıktan gelecek olan tehlikeye mani olur.<br />
# En kuvvetli kişi, kendi nefsine galip olan kişidir.<br />
# Evlâtlarınızı yaşayacakları zamana göre, terbiye ediniz.<br />
# Ey Âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi, başkası için biriktirmedesin.<br />
# Fazîlet sahibinin kıymetini, ancak fazîlet sahibi bilir.<br />
# Hain kişilere vefâda bulunmak, Allah a hıyânette bulunmaktır; hainlere gadretmekse, Allah a vefâ etmek demektir.<br />
# Hakiki dost; sıkıntılı zamanlarda, senin gurur ve izzet-i nefsini kırmadan, sana yardım edenlerdir.<br />
# Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü, haksızlıkla beraber, şerefinizi de kaybedersiniz.<br />
# Hayatın, karşısına çıkardığı müşkül hadiselere sabır ve tahammül et. Onları, hiç kimseden bilme ve hiç kimseye karşı kalbinde bir buğz ve adâvet besleme; hiç kimseye hiddet ve şiddet gösterme. Bu suretle hareket edersen, en büyük müşkülleri bile yenersin ve sen de  İnsân-ı kâmil  mertebesine erersin.<br />
# Her şeye ibretle bakınız ve gördüklerinizden ibret alınız.<br />
# Her şeyin sonunu uzun uzun düşünen ve bir türlü karar veremeyenlerden, şecâat ve cesaret namına, hiçbir şey beklenemez.<br />
# Herkes için tatlı, acı bir son vardır.<br />
# Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayınız. O hatayı işleyene hatasını, başka birini misal göstererek anlatınız.<br />
# Hiçbir işte lüzumundan fazla aceleci olma. Teenni (dikkatli davranma) sahibi olanlar, kendilerini bir çıkmaza girmekten muhafaza etmiş olurlar.<br />
# İhtirâs; feyiz ve kemâlin en büyük düşmanıdır.<br />
# İlim, hiçbir servet ile satın alınamaz. Onun içindir ki, bir cahil ne derece zengin olursa olsun, en fakir bir âlim ile mukayese olunamaz.<br />
# İnananın yüzünde güleçlik vardır, kalbindeyse hüzün. Gönlü her şeyden geniştir, nefsi her şeyden alçak. Yücelikten nefret eder, şöhrete düşmandır, gamı gussası uzundur, düşünmesi derin, susması fazladır. Vakti yoktur, çok şükreder, çok sabreder, düşünceye dalmıştır. İhtiyacı olanları görünce, kendi ihtiyacını hatırlamaz bile. Hûyu güzeldir, geçinmesi hoş ve yumuşak. Şeref ve din bakımından serttir, hûy bakımından alçak.<br />
# İnsanların en acizi insanlardan kardeş edinemeyendir; ondan daha acizi ise kardeş edindikten sonra onu yitirendir.<br />
# İnsanların kıymeti, yaptıkları iyilikler ile ölçülür.<br />
# İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağırsınlar sizi.<br />
# İyilik ediniz, onun mukabilinde fenalık göreceğinizi, katiyyen aklınıza getirmeyin.<br />
# Kardeşi için kuyu kazan, o kuyuya akibet kendisi düşer.<br />
# Kendi aybına bakan kimse ve onu ıslaha çalışan kişi, halkın ayıbına bakmaz.<br />
# Kendisini tanıyan kişi, Allah ını da tanır.<br />
# Kim bir işte halka öncü olursa, başkasını terbiyeye kalkmadan kendisini terbiye etmeli. Bu terbiye de diliyle öğüt vermeden önce, hûyuyla öğüt vermek suretiyle olmalı. Nefsine muallim olup kendini terbiye eden kişi, insanlara muallimlik edip onları terbiye edenden daha fazla ululanmaya değer.<br />
# Kim; halkın ayıplarını görür, onları kınar, fakat kendisi de o işleri yaparsa, ahmağın ta kendisidir.<br />
# Merhamet ve ibâdetlerin en hayırlısı, gizli sadaka vermek ve inzivâ köşesinde ibâdet etmektir.<br />
# Mü min, insanların ezâsına tahammül eden, fakat hiç kimsenin ondan incinmediği kişidir.<br />
# Mü min, kardeşlerine karşı ululanmaya, ona güler yüz göstermemeye başladı mı ondan ayrıldı demektir.<br />
# Ne kadar tenha bir yerde olursa olsun bir fenalık yaparken, seni hiç kimsenin görmediğine hükmetme. Seni,mutlaka bir gören vardır. O da Allah tır.<br />
# Nefsine hâkim olman, en üstün güç, kudrettir. Ona buyruk yürütmen en hayırlı emârettir.<br />
# Öyle bir kimseyi dost tut ki, aranızda kardeşlik husule gelsin ve senin bulunmadığın yerlerde, seni müdafaa etmek için, düşmanlarınla pençeleşsin.<br />
# Sabır ikidir; istemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek; sevdiğin dilediğin şeye sabretmek.<br />
# Size beş şey vasiyyet ediyorum ki, develere binip seferlere düşseniz de onları elde etseniz değer mi değer; Hiç biriniz Rabbinizden başkasından bir şey ummasın; günahından başka bir şeyden korkmasın; hiç biriniz kendisinden bilmediği bir şey sorulunca bilmiyorum demekten utanmasın; hiç bir kimse bilmediği bir şeyi öğrenmekten çekinmesin; sabredin, çünkü sabır îmana nispetle cesetteki baş gibidir. Başı olmayan bedenden hayır, sabır olmadıkça da îmandan hayır gelmez.<br />
# Sorun bana beni yitirmeden; çünkü andolsun Allah a, Kur ân da hiçbir âyet yoktur ki niçin ve kimin hakkında indi, nerde indi, düzlükte mi, dağlıkta mı, hepsini de en iyi bilenim ben. Gerçekten de Rabbim bana, anlayan bir akıl, söyleyen bir dil ihsân etmiştir.<br />
# Sükût, yalan söylemekten ve başkalarını çekiştirmekten herhâlde evlâdır.<br />
# Şahsınıza fenalık eden bir düşmanı affediniz. Lâkin vatanınıza ve milletinize fenalık eden bir kimseyi, asla affetmeyiniz.<br />
# Şer den çekinen kişi, hayır yapana benzer; suçtan sakınan kişi, iyilikte bulunana döner.<br />
# Şeref ve namus, en büyük hazinedir. Onlara mâlik olanlar, hayatlarını dâimâ memnun ve mesut geçirir.<br />
# Tevâzu gösteriniz ki, halkın hürmet ve tekrimini (saygısını) kazanasınız.<br />
# Tövbe etmek elinde iken, ümidini kesene şaşarım.<br />
# Yalancılardan uzak bulununuz. Çünkü onlarla ülfet ve ünsiyyet ederseniz, sizde yalancı olursunuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-nin-vecizelerinden-bazilari-hz-ali-hzali-alevilik-hzali-sozleri-hz-ali-sozleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali Divanindan Bağzı Sözler</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-divanindan-bagzi-sozler.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-divanindan-bagzi-sozler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 12:41:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Ali nin Sözleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=14</guid>
		<description><![CDATA[Hz.Ali nin bütün insanlığa ışık tutan bu fikir ve şiirlerini olduğu gibi yazmak, ciltler doldurur bir hazinedir. Biz burada bunlardan ancak bir demet sunacağız. Bunları okuyacak olanlar, biraz düşünecek olurlarsa, bu sözlerin ne büyük mânâlar taşıdığını iyice anlarlar.
«Senin hayatın, günün birinde sona erecek bu fanî dünyada bir müddet bulunuşun sayılı bir kaç dakikadan ibarettir.»
«Her nefes [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hz.Ali nin bütün insanlığa ışık tutan bu fikir ve şiirlerini olduğu gibi yazmak, ciltler doldurur bir hazinedir. Biz burada bunlardan ancak bir demet sunacağız. Bunları okuyacak olanlar, biraz düşünecek olurlarsa, bu sözlerin ne büyük mânâlar taşıdığını iyice anlarlar.</strong></p>
<p>«Senin hayatın, günün birinde sona erecek bu fanî dünyada bir müddet bulunuşun sayılı bir kaç dakikadan ibarettir.»</p>
<p>«Her nefes alışında ömründen bir parça eksilir. Demek oluyor ki seni ifnâ eden, seni ölüme yaklaştıran her nefes, aynı zamanda seni yaşatıyor da.»<span id="more-14"></span></p>
<p>«Seni bir kuvvet bu âlemden sürüp bir başka âleme doğru götürüyor.»</p>
<p>«Bu gün başka bir beldede sabahlarsın. Ve onsuz akşamlarsın. Bununla beraber bedenini devamlı olarak değiştirmekte olduğundan haberin bile yoktur. »</p>
<p>«Her şey Allah ın azametine boyun eğer. Ve her şey onun kudreti ile vücut bulur ve onun kudreti ile devam eder.»</p>
<p>«Yüz ve ahlâk güzelliği her fakirin zenginliğidir. Allah a sığınanlara, Allah en hakikî ve en güzel zenginlikleri hazinesinden verir.»</p>
<p>«Zelil ve hakîr olan, ancak Allah a sığınmakla onun yolunda yürümekle bu hâlden kurtulabilir.»</p>
<p>«Allah, her zayıf ve zavallının kuvvetidir. Onlar ancak Allah ın inâyeti ve kudreti ile bu zayıf ve zavallı duygulardan kurtulabilirler.»</p>
<p>«Allah, her ıstırap çekenin sığınacağı tek varlıktır. Istırap çekenler, ancak varlıklarını kalp hulusluğu ile ona adamakla ıstıraptan kurtulabilirler.»</p>
<p>«Allah, ondan yardım isteyen kullarının seslerini mutlaka işitir. Ve feryat edemiyenin derdini dökemiyenlerin de içindekileri okur, bilir.»</p>
<p>«Ölüm şerbetini içenler hakikatte ona rücû ederler. Allah a dönerler.»</p>
<p>«Yâ Rabbî! Seni gözler görmez ki senin şanından, kudretinden haber verebilsin.»</p>
<p>«Sen öyle bir varlıksın ki, senin vasıflarını tarif etmeğe çalışanlardan çok daha önce vardın.»</p>
<p>«Yâ Rabbî! Sen yarattığın mahlûkları vahşet içinde halketmedin.»</p>
<p>«Ve bir menfaat için onlardan kendi hesabına hiç bir amel istemedin.»</p>
<p>«Sen kimi taleb edecek olsan o senden kaçamaz.»</p>
<p>«Ve sen her kimi muâheze eyler isen o kimse senin gazabından kurtulamaz.»</p>
<p>«Ve sana karşı isyân eden kimse, senin kudretine bir zarar getiremez.»</p>
<p>«Ve sana itâat eden, senin varlığını yüceltemez.»</p>
<p>«Seni inkâr eden kimse de ne yapsa senden müstagnî kalamaz.»</p>
<p>«Yâ Rabbî! Sen yarattığın şeylerden, her şeyden ne kadar büyüksün!»</p>
<p>«Ve onların büyüklüğü, senin kudretinin, azametinin yanında ne kadar küçüktür.»</p>
<p>«Yâ Rabbî! Dünyanın nimetleri ne kadar büyük ve zengindir.»</p>
<p>«Ve bu nimetler, âhirettekilere nisbetle ne kadar küçük ve ehemmiyetsizdir.»</p>
<p>«Bir felâkete uğradığın bazı musîbetlerle karşılaştığın zaman, sabır ölçüsünü üstüne al. En iyisi budur. Sabırdan, güzel neticeler elde edersin.»</p>
<p>«Dostun ahd ve peymânını sakla ve ona riâyet et, bunu saklamakla iyi içkilerden duyulan lezzetin alâsını duyarsın.»</p>
<p>«Ve her nimetten sonra Allah a hamd-ü sena ve şükret ki, o sana daha büyüğünü ihsân eylesin.»</p>
<p>«Halk içinde derecelerin en yükseğine talîb olma. Çünkü insan istediği değil, lâyık olduğu dereceye nâil olur.»</p>
<p>«Rızkı da her zaman helâl kapısından iste. Her zaman helâl kazanmağa çalış ki; sana her taraftan kat kat rızk gelsin.»</p>
<p>«Dostun hakkını üzerinde vâcib bil. Bir gün olur. Ondan da karşılık gelir.»</p>
<p>«Anana, babana, takva sâhibi olan komşuna, akraba ve taallukatına, ehil ve ayaline her zaman iyi muamele et ve onlara yardımda bulun.»</p>
<p>Hz.Ali nin vasıflarını yazmaya, ağaçlar kâlem, denizler mürekkep olsa, yine de güç yetmez. Deryadan bir damla.</p>
<p>Hata ve noksanlarımızı affetsinler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-divanindan-bagzi-sozler.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali nin  Vasıfları ve Faziletleri</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-nin-vasiflari-ve-faziletleri.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-nin-vasiflari-ve-faziletleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 12:37:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Ali nin  Faziletleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[Hz.Peygamber buyuruyor :
Tamam insanlar ve cinler, senin fazîletlerini tamamlayamazlar, öyle ise biz nasıl onun fazîletlerini tamamlayabiliriz. 
Tarihler boyunca yazan, ünlü müfessirler naklediyorlar ki:
Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kâlem olsa, Âdem oğulları yazıcı olsalar, cin tayfası da hesap tutsalar; Yâ Ali, senin fazîletlerini tamamlayamazlar.
Yine müfessirler diyor ki:
İmâm-ı Ali yi seven saadete erişmiştir, ona düşman bulunan şakî [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hz.Peygamber buyuruyor :<br />
Tamam insanlar ve cinler, senin fazîletlerini tamamlayamazlar, öyle ise biz nasıl onun fazîletlerini tamamlayabiliriz. </strong></p>
<p>Tarihler boyunca yazan, ünlü müfessirler naklediyorlar ki:<br />
Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kâlem olsa, Âdem oğulları yazıcı olsalar, cin tayfası da hesap tutsalar; Yâ Ali, senin fazîletlerini tamamlayamazlar.</p>
<p>Yine müfessirler diyor ki:<br />
İmâm-ı Ali yi seven saadete erişmiştir, ona düşman bulunan şakî dir, her türlü günahı işleyen hayduttur. İmâm-ı Ali yi sevmek îmandan gelir, ona düşmanlık küfür ve nifâktandır. <span id="more-13"></span></p>
<p>Hz.Ali; Kerem sahibi, cömert, âlî-cenâb, âdil, ziyadesiyle merhametli, re y ve tedbir sahibi, asla doğruluktan ayrılmaz; hıyânet, kin, garez, gizli husûmet bilmez, gıll ü gışştan âzâde, güler yüzlü, mizah ve lâtifeyi sever, cesur, şecâat sahibi, fevkalâde fasâhât ve belâgata ve telâkat-i lisana mâlik; edib, şair ve zamanın bütün ilmine vakıf bir zât olup, batını ilimle de mücehhez idi.</p>
<p>İslâm olarak doğan, dâvete ilk uyan ve erkeklerden ilk Müslüman olan, Hicret ten önce ve Hicret gecesi, canını Hz.Resûlullah a fedâ etmeyi, şükür secdesine kapanarak kabûl eden; Bedir de, Uhud da, Hendek te ve yapılan bütün savaşlarda, İslâm ı yücelten, Hayber i alan Hz.Ali dir.</p>
<p>Hz.Peygamber i yıkayan, defneden ve ancak İslâm ın bölünmemesi için sabreden, Hz.Ali dir.</p>
<p>Kendisinden önceki o makama geçenlerin sayısız mal varlıklarına karşı, halîfeliğinde; Şam ülkesinden başka, bütün İslâm diyarına hüküm yürüten, fakat Hak ka kavuştuğunda ancak dört yüz dirhemi olan Hz.Ali dir.</p>
<p>Geçiminde kendini taklide kalkışana;  Ben mü minlerin emîriyim; onların en yoksulunun geçindiği gibi geçinmek zorundayım  buyuran, kışın ısınmak için sırtına attığı köhne kadife parçasını bile,  Beyt ül-mâl den almayıp, Medine den getirten Hz.Ali dir.</p>
<p>Kuru ekmeği yemeye çalıştığını görüp şaşıranlara;  Hz.Resûlullah bundan daha katısını yerdi  diyen Hz.Ali dir.</p>
<p>Hz.Ali ancak ulvî fikir, prensip ve kutsal dava için, doğruluk uğruna cenk ederdi. Hatta icap ettikçe İslâmiyet için, Hz.Peygamber için, canını fedâ etmekten katiyyen çekinmezdi.</p>
<p>Hz.Ali, binlerce insan kendisine tâbi olduğu halde, hilâfet makamına geçmek için kılıç çekmedi, yani Zülfekâr ını kullanmadı. Zira o sabırlı bir kahraman, fedakâr bir cengaverdi ve feragat sahibi idi.</p>
<p>Hz.Ali, tek İslâmiyet sarsılmasında, varsın kendi sarih hakkı çiğnensin diye düşünüyordu.</p>
<p>Hz.Ali ne mala, ne mevkiye, ne makama ve ne de dünyaya önem vermezdi. Katiyyen ihtirâs sahibi değildi.</p>
<p>Hz.Peygamber;  Ben Kur ân ın inişi üzerinde, onu kabul ettirmek için savaşmadayım; Ali ise onun te vili için, hükmünün gereğini bildirmek için savaşır  buyurmuşlar;  O nun, bey atinden dönenlerle, gerçekten sapıp zulmedenlerle ve ok yaydan çıkar gibi dinden çıkanlarla savaşacağını  söylemişlerdir. Hz.Ali de bunu, Hz.Resûl den rivâyet etmiştir.</p>
<p>Hz.Ali; Cemel savaşında bey atinden dönenlerle, Sıffıyn savaşında gerçekten sapıp zulmedenlerle, Nehrevan savaşında da dinden dönenlerle savaşmıştı.<br />
Hz.Ali en yüce makam olan şehâdet makamına ermiş, canından fazla sevdiği Hz.Resûlullah a kavuşmuştu.</p>
<p>Ehl-i Beyt  ve Hz.Ali düşmanı olan Muâviye bir gün; Hz.Ali yi sevenlerden Dırâr a ısrarla;  Ali yi bana anlat  demişti.</p>
<p>Dırâr söze başladı:<br />
Onun yüceliğine bir son, ululuğuna bir sınır yoktu. Gücü kuvveti çetindi; sözü kesindi. Adâletle hükmederdi. Her yanından bilgi fışkırırdı. Sözünden hikmet dile gelir, coşardı.</p>
<p>Dünyadan, dünya lezzetlerinden çekinirdi. Gece garibliğiyle esenleşirdi. Çok ağlardı, uzun düşünürdü. En değersiz elbise giyer, en değersiz şeyleri yerdi. İçimizden birisi gibiydi; o kadar yakındık ona; yine de heybetinden söz söyleyemezdik. Din ehlini ağırlar, yoksullarla düşer kalkardı. Kuvvetli, o varken kötülük edemez, zayıf adâletinden me yus olmazdı. Bazı vakitler gördüm, yasa batanlar gibi ağlar; «Ey dünya» derdi; «Benden başkasını aldat; ömrün kısadır senin, değerin az. Âh âh, azığın azlığından, yolun uzunluğundan, yatılacak yerin katılığından , varılacak yerin ululuğundan»</p>
<p>Bu sözleri duyan, ne düşündü acaba? Kendisini, yaptıklarını, yaşayışını, gözünün önüne getirebildi mi?</p>
<p>Hz.Ali nin vasıflarını yazmaya, seciyyelerini sayıp dökmeye kalkışsak, sonu gelmez bir kitap olur; yine de Hz.Ali nin övgüsü olmaz bu kitap. Hz.Ali yi öven, Hz.Ali nin kadrince değil, ancak kendi kadrince över.</p>
<p>Biz de burada Hz.Ali nin yüce kişiliği ve fazîletleri hakkında yazılanlardan bir kısmını, kısa bölümler halinde aktarmak istiyoruz.</p>
<p>Şecâatı<br />
Hz.İmâm-ı Ali savaş meydanına ayak attı mı, karşısındaki babayiğitlerin göğüsleri daralır, renkleri sararırdı. Hz.Ali nin darbeleri kendisine mahsustu. Büyük kahramanlardan bir kısmı, onun bir darbesiyle can vermişlerdi.</p>
<p>İbn-i Hadit, Sait ten naklen diyor ki;<br />
Ali Aleyhisselâm demirden dağdır, kâfir ve münâfıklar için tehlikeli idi. Müslümanların izzetini, müşriklerin zilletini Cenâb-ı Hak, İmâm-ı Ali nin eline bırakmıştı. Ali Aleyhisselâm ın şecâatı, putperestliğin ortadan kalkmasına sebep oldu.</p>
<p>Bu sebepten Hz.Peygamber buyuruyor:<br />
-Eğer Ali nin Zülfekâr ının darbesi olmasaydı, İslâm ayakta kalamazdı.</p>
<p>Zübeyr bin Avm diyor ki:<br />
Hiçbir savaşta kimseden korkmadım ve çekinmedim. Ancak Ali nin karşısına çıkınca onun şiddet ve vahşetinden kendimi kaybeder gibi oluyordum. Onun reşâdeti ve savaşlardaki babayiğitliği herkesi hayret ve taaccüpte bırakıyordu.</p>
<p>Uhud Savaşında, Hendek Savaşında ve Hayber de; babayiğitlerin, kahramanların öldürülmesi, Hz.Ali nin şecâatini herkese tanıttı. Hicret gecesi, Hz.Peygamber in yatağında korkmadan tek başına yatması, onun şecâatini göstermez mi?</p>
<p>Hz.Ali, savaş meydanlarında düşmanına ancak bir darbe vururdu. İkinciye lüzum görmezdi. Bir darbesi ile karşısındaki pehlivanların pek çoğu yıkılmıştır. Ölse de, ölmese de ikinci defa kılıç vurmazdı.</p>
<p>Sabrı ve Hilmi<br />
Hz.Ali nin sabrı ve hilmi nefsinin üstün sıfatlarındandır. Bütün dertlerin teskini sabır ile biter. Sabır hakkında Cenâb-ı Hak, Kur ân-ı Kerîm de;  Muhakkak Allah sabredenleri sever  buyurmuşlardır.</p>
<p>Hz.Ali, her yönü ile hilim sahibi ve sabırlı idi. Onun hareketleri âdilane idi. Sabretmesi ile dâimâ zaferi elde ederdi. Her kaza ve her savaşta sabrederdi.  Her kim sabrederse zafer bulur  sözü gereği; doğru işlerde dâimâ sabrederdi, fakat gerçek karşısında hiçbir hadisede, hiçbir kimseden korkusu yoktu. Cenâb-ı Hak kın sabredenlerle beraber olduğunu bilirdi.</p>
<p>Hz.Ali nin hilmi; Hak kın ihyası, din ve mezhebin ileri gitmesi içindi. Hz.Ali, kendi vasiyyetinde de çocuklarını sabre davet etmişti. Halkı da sabre davet ederdi. Hatta savaşlarda da evvela sabreder, düşman tecavüzünü aleni olarak meydana vuruncaya kadar beklerdi.</p>
<p>Bütün savaşlarda açlığa ve susuzluğa sabrederdi. Meşakkatli işlerde de, tahammül ederdi. Hilâfet fitnesinde Hz.Resûl, ona sabır tavsiye etmişti. İslâmiyetin muhafazası için tam 25 yıl sabretmişlerdi.</p>
<p>Sahâveti (Cömertliği)<br />
Sahâvet, bahşiş ve muhabbet, fertler arasında cazibeli bir duygu uyandırır. Hz.Ali bütün hayatı boyunca, gençlik ve ihtiyarlığında bahşiş ve sahâveti son hadde getirmişti.</p>
<p>Bir gün mübaşirlerden biri mülkünün aidatını Hz.İmâm-ı Ali ye getirmişti. Hz.İmâm-ı Ali hemen bu paranın hepsini fukaraya taksim etti. Aynı adam, aynı günde Hz.İmâm-ı Ali yi çarşıda gördü. Ailesinin akşam yemeğini tedarik için, kılıçlarından birisini çarşıda satılığa çıkarmıştı.</p>
<p>Hz.Ali, asla kimseyi geri çevirmezdi:  Bir kimsenin, benden bir şey isteyeceğini hissettiğim anda, o izhâr etmeden ben elimi ona uzatırdım  demiştir.</p>
<p>Hz.Ali nin bir zamanlar cebinde ancak dört dinarı vardı; birini gece, birini gündüz, birini aleni, birini de gizli olarak fakirlere vermişti.</p>
<p>Hz.Ali, rükû halinde iken parmağındaki kıymetli yüzüğü aç bir fakire bağışlamıştı. Bu olaylardan dolayı âyetler nâzil olmuştur.</p>
<p>Bir gün, kendi hizmetkârı Kamber ile çarşıya gitti. İki gömlek satın aldı. İyisini ve yenisini Kamber e verdi, eskisini de kendisi giydi.</p>
<p>Hz.Ali nin sahâvetleri pek çoktur. Yukarıda anlatılanlar, bunlardan sadece bir kısmıdır.</p>
<p>Yiyeceği ve Giyeceği<br />
Hz.İmâm-ı Ali nin yiyeceği oldukça sade ve az miktarda idi. Ekseriye yediği arpa ekmeği idi ki, kabuğunu ayırmazdı. Hz.Ali ilk üç halîfe döneminde gündüzleri ve hatta geceleri çalışırdı. Tarlalarda, bağlarda ve hurma bahçelerinde; ağaçlara su verir ve bahçeleri bellerdi. Bir gün Adîy bin Hatem, Hz.İmâm-ı Ali nin yanına geldi. O Hazretin yemekle meşgul olduğunu gördü. Hz.İmâm ın yiyeceğine dikkat edince; bir kâse su, bir miktar kuru arpa ekmeği parçaları, azıcık da tuzdan ibaret idi.</p>
<p>Arzetti ki:<br />
-Yâ Emîr ül-mü minîn, siz gündüzleri bu kadar zahmet çekiyorsunuz. Geceleri de Tanrı ya ibâdet ile vakit geçiriyorsunuz, yiyeceğinizde bunlar. Bu size kâfi gelebilir mi?</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali buyurdu:<br />
-Lâzımdır ki serkeş nefsi mümkün mertebe riyâzete alıştırayım, tuğyân (azgınlık) etmesin, diyerek bir şiir okudu.</p>
<p>Şiir in meâli şöyle idi:<br />
Nefsini kanâata alıştır ve illâ kendi istihkakından fazlasını senden ister.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali bu sade yemeği yer, ekseri günlerde de oruç tutardı. Hz.Ali nin giyeceği de yiyeceği gibi sadeydi.</p>
<p>İbn-i Cevzi anlatıyor:<br />
Hz.Ali nin şalvarı sert idi, gömleği de kıldan idi. Halbuki Şam dan gayri bütün Müslüman toprakları onun elindeydi.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali elbise ve ayakkabısını kendi yamardı. Diğer işlerini de ekseriya kendisi görürdü.</p>
<p>Hz.Ali buyururdu ki:</p>
<p>Ben sizin imâmınız ve halîfeniz olduğuma göre, fukaranın perişanlığına ortak olmuş olmalıyım. Öyle yemek yiyeyim, öyle elbise giyeyim ki en fakir kimse beni görünce kendi fukaralığına sabretsin. Ben biliyorum, benim gibi kimse yapamaz. Fakat imâmlıkta memurum, siz de benim gittiğim yoldan gidiniz.</p>
<p>Bilgi ve Hikmeti<br />
Dünyada ,dost ve düşmanlar arasında bilgisinin üstüne kimse yoktu. Zebûr u, Tevrât ı, İncîl i ve Kur ân-ı Kerîm i ezbere bilir, birkaç lisan konuşurdu.</p>
<p>Tarihçiler diyorlar ki:<br />
Hz.Resûl, bir gün Hz.İmâm-ı Ali nin pazusunu tuttu. Yüksek sesle buyurdu:<br />
Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. Kim ilim arıyorsa onun kapısına uğrasın, o kapıdan bana gelsin.</p>
<p>Hz.Ali ye suâl sordukları zaman, her suâlin cevâbını derhal verirdi. Zira ilhâm vesilesi ile hulûlîyyetle irtibatı vardı.</p>
<p>İbn-i Ebil Hadit ve İbn-i Meysem diyorlar ki:<br />
Bütün İslâm ilimleri Ali den çıkıyor.</p>
<p>Hz.Ali, ilim ve bilgiyi her sınıftan üstün tutardı. Buyururdu ki:<br />
Fazîletlerin başı ilimdir der ve halkı bilgiye teşvik ederdi.</p>
<p>Yine buyururdu ki:<br />
İlim maldan hayırlıdır.</p>
<p>Dâimâ isterdi ki karşısına bir kemâl sahibi çıksın. Onunla derdi dil etsin. Bilginin müşkül taraflarını onunla paylaşsın.</p>
<p>Bu kadar alîm olan Hz.İmâm-ı Ali diyor ki:<br />
Her kim, bana bir harf öğretse, ben ona kul, köle olurum.</p>
<p>İmanı ve İbadeti<br />
Nefsin en büyük fazîleti, ulûhiyyet makamına tâzim ve sitayiştir. Nefsi ıslah etmek lâzımdır. İbâdetin neticesi, nefsi kötü alışkanlıklardan çeker. En iyi ibâdet sırf Allah ın rızâsı için yapılan ibâdettir. Cenâb-ı Hak Kur ân-ı Kerîm de; «Mertlerin en iyisi takvâ sahibi olandır» diyor. Takvâ ile süslenen imâm, hakiki imâmdır.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali de; îman, takvâ, ibâdet eksiksiz vardı. Hz.İmâm-ı Ali tam bir aşk ile ibâdet ederdi. O hakiki aşıktı. Münacaat ettiği zamanlar ve namaz ile meşgul olunca; ekseriya kulakları işitmez, gözleri de görmezdi, çünkü fikren başka şeyle meşgul olmazdı. Her şey onun nazarında unutulur, gerçeği gören gözleri ancak Allah a müteveccih olurdu.</p>
<p>Meşhurdur ki; bir savaşta, bir ok ayağına batmıştı, çok eziyet ediyordu. Oka el sürülünce çok acı veriyordu, bu sebepten çıkaramıyorlardı.</p>
<p>Cerraha dedi ki:</p>
<p>-Ben namazda iken oku çekiniz.</p>
<p>Namaza durdu, secdeye vardığı zaman oku birden çektiler ve çıkardılar Hz.Ali de ağrı duymadı.</p>
<p>Secdeleri uzun sürerdi, secdede iken bazen gözünden yaş dökülürdü. Savaş esnasında bile namazdan gaflet etmezdi.</p>
<p>Bir çok kimseler, cennet için Allah a ibâdet ederler. Bu konu da Hz.Ali diyor ki:<br />
Yâ Rabbî! Ben sana cennet için değil, cehennem korkusu için de ibâdet etmiyorum. Belki seni tapınmağa lâyık olarak tanıdığım için ibâdetimi yapıyorum.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali nin fikri, zikri ve hareketleri, gerçek yol içindir. Her ne tarafa baksa Allah ı görürdü ve buyururdu ki:</p>
<p>Hiçbir şey görmedim meğer ondan evvel ve onunla, ondan sonra gördüğüm hep Cenâb-ı Hak tır.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali diyor ki:</p>
<p>Görmediğim Allah a ibâdet etmedim, tapmam.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali nin ibâdeti, yalnız oruç ve sair farzlar değildi. Belki bütün hareketleri ibâdet idi.</p>
<p>Fasâhât ve Belâgatı<br />
Bir mert; söz söylemedikçe, konuşmadıkça, onun yapı ve hüneri gizli kalır. Hz.İmâm-ı Ali nin fasâhâti, bütün Arap fasîhlerini hayrete düşürmüş, ona  Sözün emîri  adını vermişlerdir.</p>
<p>Ferman yazmak, Arap ediplerinin ikrârınca onun hutbelerinden elde edilmiştir. Hz.İmâm-ı Ali nin sözleri öyledir ki, cümleler arasında mantıki bir irtibat mevcuttur. Hz.İmâm-ı Ali nin hatırına gelen matlablar, dilinden tatlı bir şekilde dökülür akardı.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali nin fasâhât ve belâgatini tam olarak anlayabilmek için, eşsiz söz ve hutbelerinin kâleme döküldüğü;  Nehc ül-Belâga  eserinin tamamını okumak gerekir.</p>
<p>Adaleti ve Gerçeği İsteyişi<br />
Hz.İmâm-ı Ali hak ve hakikatı isteyen bir kişi idi. O dâimâ hak ve adâleti nazara alırdı. Kendi çocuğunu, siyah bir habeşi ile bir tutardı. Günah sahibine ve sitem yapanlara şiddetli ceza verirdi. Mazlûmların hakkını alarak kendilerini memnun ederdi. Zayıflar ve bî-çareler benim gözümde azizdirler. Baş kaldıran sitem sahipleri ve kuvvetliler, benim yanımda zayıftırlar  derdi.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali nin, hükümetinin esası; adâlet ve takvâ payesine dayanmıştır. Talha ve Zübeyr, Hz.İmâm-ı Ali nin hilâfeti zamanında servet sahibi idiler.<br />
Hz.İmâm-ı Ali onlara sordu:</p>
<p>-Sair halktan kendinizi üstün görmenizin delili nedir?<br />
-Ömer İbn-i Hattab, hilâfeti zamanında bize diğer halktan daha fazla para verirdi.<br />
-Peki Peygamber zamanında size verilen para ne kadardı?<br />
-Sair halk gibi idi.<br />
-Bugün de alacağınız sair halk gibi olacak.<br />
-Fakat biz hizmetler ettik.<br />
-Benim hizmetlerim, sizin tasdikiniz ile herkesten daha fazladır, ayrıca bugün halîfeyim, fakat kendim ile en fakir adam arasında bir imtiyazım olacağına râzı değilim.</p>
<p>Hz.Ali, halîfeliği döneminde; Abdullah bin Abbas a hitaben yazıyor:</p>
<p>Ey Basra fermandarı, seni kökten ve necattan doğru bir insan biliyordum. Bununla beraber işittim, memleket dahilinde ben cengi cidal ile meşgul iken, sen de fırsatı gânimet bilerek Müslümanların mallarını yağmaya kalkmışsın. «Beyt ül-mâl»dan, altın ve gümüş sikkeler ele geçirmişsin. İhtiyarlık için Hicaz a göndermişsin. Yazıklar olsun sana ey Abbas ın oğlu. Kocasız kadınların ve yetimlerin, fakirlerin hakkı olan bu parayı kendine nasıl sarf edeceksin? Mahşer gününün hesabından, Allah ın azâbından korkmadın mı?</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali adâleti ile meşhur idi. Bütün hayatı boyunca kimseye zulüm yapmamıştı. Hatta kendi kardeşinin, akrabalarının tarafını tutmamış, bütün Müslümanları bir seviyede tutmuştur.</p>
<p>Bir gün mahkemeye düştüğünde Hakime:</p>
<p>Adâletle hüküm ver, benimle davacım arasında hiçbir fark koyma  demiştir.</p>
<p>Hz.Ali insanlara adâlet ile muamele yapmış, devlet hazinesinin bir kuruşunu kendisine veya yakın uzak akrabasına sarf etmemiştir.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali nin, adâleti bu şekilde idi.</p>
<p>Affı ve Acımaları<br />
Hz.İmâm-ı Ali şefkat ve merhamet sahibi, büyük bir âtıfaya mazhar idi. O; çalışır, iş görür, zahmet çeker, sonunda kazandığı paranın cüz i bir kısmını evine harcar, geriye kalan büyük kısmını da kimsesizlere, çaresizlere sarf ederdi.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali, yetimlerin babası idi. Dul kalmış bî-çare kadınların ve ihtiyarların yardımına koşar, sanki sahipleriymiş gibi onlar için çalışırdı. Takattan düşenlerin ellerinden tutar, zayıfların yardımlarına koşardı.</p>
<p>Hilâfeti zamanında, geceleri karanlıkta dışarı çıkar; hurma, ekmek, unu fakirlere, dullara, yetimlere götürür ve dağıtırdı. Fakat kendisini asla kimseye tanıtmazdı. Yiyecekleri alanlar onun kim olduğunu bilmezlerdi. Ekseriya bunları çuvala doldurup sırtına alır götürürdü. Namazda şehit edildiği gece yüzlerce ev, erzaksız kalmıştı. O vakit, o tanımadıkları yiyecek getirip dağıtanın, Hz.İmâm-ı Ali olduğunu anladılar.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali; kerim, necîb, asîl ve merhametli idi. Onun affı, göz yumması ve merhameti sonsuzdu.</p>
<p>Hz.Ali, dâimâ askerlerine derdi ki:<br />
-Düşmanı kovalamayınız, onların yaralananlarının yarasını sarınız, esirlerini tedavi ediniz.</p>
<p>Cemel savaşında, düşmandan ölenlerin de cenaze namazını kıldı. Kendi katili için şöyle buyurdu:<br />
-Onu idare ediniz. Aç ve susuz bırakmayınız, eğer ben sağ kalırsam, ondan sarfınazar ederim. Ölürsem, bir kılıçtan fazla ona vurmayınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-nin-vasiflari-ve-faziletleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali nin Ölümü Şehadeti</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-nin-olumu-sehadeti.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-nin-olumu-sehadeti.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 12:30:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz ALİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali nin Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali nin Ölümü Şehadeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[HZ. ALİ&#8217;NİN ŞEHADETİ
Hicret in 40. yılı Ramazan ayı gelmişti. Hz.Ali, Muâviye nin üzerine yürümek için hazırlık yapmakla meşguldü.
Taberi ve İbn ül-Esir, Hz.Ali nin şehâdet sebebini şöyle anlatır:
Mülcemoğlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr;
Halkın kurtulması için, Hz.Ali nin, Muâviye nin ve Âsoğlu Amr ın ortadan kaldırılması  gerekli olduğu kanâatine vardılar. Bu işi yapacak kişilerin üçüde Hâricîlerdendi.
Mülcemoğlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HZ. ALİ&#8217;NİN ŞEHADETİ<br />
Hicret in 40. yılı Ramazan ayı gelmişti. Hz.Ali, Muâviye nin üzerine yürümek için hazırlık yapmakla meşguldü.</strong></p>
<p><strong>Taberi ve İbn ül-Esir, Hz.Ali nin şehâdet sebebini şöyle anlatır:</strong></p>
<p><strong>Mülcemoğlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr;</strong></p>
<p>Halkın kurtulması için, Hz.Ali nin, Muâviye nin ve Âsoğlu Amr ın ortadan kaldırılması  gerekli olduğu kanâatine vardılar. Bu işi yapacak kişilerin üçüde Hâricîlerdendi.</p>
<p>Mülcemoğlu Hz.Ali yi, Haccâc Muâviye yi, Amr da Âsoğlu Amr ı, öldürmeye karar verdiler. Ramazan ayının 18. günü sabah namazında işlerini başaracaklardı.<br />
İbn-i Mülcem Kûfe ye geldi, mezhepdaşlarıyla buluştu; fakat yapacağı işi kimseye açmadı. Mülcemoğlu bir gün, mezhepdaşlarından birinin evinde pek güzel bir kadın gördü, vuruldu adeta. Kadına evlenme teklifinde bulundu.</p>
<p><strong>Kuttame adındaki kadın:</strong><span id="more-12"></span></p>
<p>Benim mehrim pek ağır  dedi.  Üçbin dirhem vermedikçe bir köle ve halayık satın alıp bağışlamadıkça ve Ali yi öldürmedikçe sana varmam ben  demişti.</p>
<p><strong>Mülcemoğlu:</strong></p>
<p><strong>İlk iki şartı kabul ederim  dedi;  Fakat Ali yi öldürmek elimden gelmez benim.</strong></p>
<p>Kadının; babası ve kardeşi, Nehrevan da öldürülen Hâricîlerdendi.  İmkânı yok  dedi.  Ali öldürülmedikçe yüreğim soğumaz benim. Ben sana yardımcı bulurum.  dedi. Mülcemoğluna, Şebib ve Verdan ı tanıştırdı; bunlar da Mülcemoğluna yardım edeceklerdi.</p>
<p>Mülcemoğlu, daha önce Hz.Ali ye bey at edilirken, bey at etmek istemiş, Hz.Ali onu iki kere reddetmişti. Hz.Ali, üçüncüsünde mübarek elleriyle başlarına ve sakallarına işaret buyurarak;  Buradan akacak kanla şunu boyayacak kişiyle ne işim var benim  demiş ve şu iki beyiti okumuşlardı:</p>
<p>Ölüm gelip çatınca kuşan kemerini sen; seninle buluşunca telâşa düşme, dayan.<br />
Ölüm, mahallene kondu mu, acıklanma, sızlanma dayan.</p>
<p>Hz.Ali, zaten yaşamaktan bıkmıştı.  Allah ım, sen beni bunlardan hayırlısıyla buluştur, bunlara da kötü birini musallat et  diye duâ etmişti.</p>
<p>Hz.Ali, bir gece Hz.İmâm Hüseyin in, bir gece Cafer-i Tayyâr oğlunun evinde kalıyor, üç lokmadan fazla bir şey yemiyor;  Allah ıma boş karınla temiz olarak kavuşmam daha sevimlidir bence  diyordu.</p>
<p>Ramazan ayının 18. günü, Hz.Ali evden çıkarken Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin e hediye olarak getirilmiş olan ördekler gagalarıyla eteğini tutmuşlardı.<br />
Hz.Ali, onları kovalayanlara;  Bırakın  buyurmuştu;  Onlar ağlayanlardır; seher çağında da kader, yerini bulur.</p>
<p><strong>Hz.Ali;  O gece Hz.Resûlullah ı rûyada gördüğünü  de bildirmiş, şehâdete tam hazırlanmıştı.</strong></p>
<p><strong>Mescide giren Hz.Ali:</strong></p>
<p>Namaz, namaz  diye uyuyanları uyandırmağa başlamıştı ki; Şebib bir kılıç salladı; fakat kılıç mescidin kapısına geldi. Bunun üzerine önceden gelip mescide gizlenen Mülcemoğlu:</p>
<p>Yâ Ali! Hüküm ancak Allah ındır  diye bağırarak Hz.Ali nin mübarek başlarına bir kılıç vurdu. Kılıç, Hendek savaşında Amr ın yaraladığı yere geldi; imâme yarılmış, kılıç mübarek başlarına gömülmüştü.</p>
<p><strong>Yere düşmüştü Hz.Ali;  Andolsun Kâ be nin Rabbine  buyurmuştu.  Kurtuldum  dedi.</strong></p>
<p><strong>Suikastçılar kaçıyorlardı; kaçarken de bağırıyorlardı:</strong></p>
<p><strong>Emîr ül-mü minin şehit edildi!..</strong>.</p>
<p>Şebib i birisi yakaladı, kılıcını elinden aldı; fakat o, atik davrandı, kurtulup evine sığındı. Sesi duyan halk birbirine karışmıştı. Şebib in amcasının oğlu, o gece Şebib de konuktu.  Hâricî  değildi bu zât. Şebib in telaşını görünce;  Yoksa  dedi,  Mü minler emîrini sen mi öldürdün?</p>
<p><strong>Şebib:</strong></p>
<p><strong>Hayır  diyecekken  Evet  dedi; o da kılıcını çekip Şebib i öldürdü.</strong></p>
<p>Mülcemoğlu nu da birisi yakaladı, sürüyerek mescide götürdü. Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin ile yakınları mescide girdikleri zaman, Hz.Ali yi mihrabın önünde yerden toprak alıp;  Ondan yarattık sizi, yine oraya iâde edeceğiz; ordan çıkaracağız bir kere daha sizi  meâlindeki âyeti okuyup, yarasına basıyor buldular. (Tâhâ 55. âyet)</p>
<p>Hz.Ali yi yaralı halde eve götürdüler. Yaranın şiddetinden, evdekilerin kimi kendinden geçiyor, kimi kendine geliyordu. Hz.Ali bir aralık mübarek gözlerini açıp başucundakilere bakarak şöyle buyurdu:</p>
<p>En güzel, en yüce arkadaşa, en hayırlı konağa, en güzel huzûr ve istirahat yerine gidiyorum.</p>
<p><strong>Sonra Mülcemoğlu nu, elleri bağlı olarak Hz.Ali nin yanına getirdiler.</strong></p>
<p><strong>Hz.Ali:</strong></p>
<p><strong>Ey Allah ın düşmanı  dedi,  Ben sana iyilik etmedim mi?</strong></p>
<p><strong>Mülcemoğlu:</strong></p>
<p><strong>Evet  dedi,  İyilik ettin.</strong></p>
<p><strong>Hz.Ali:</strong></p>
<p><strong>Peki  dedi,  Bu yaptığın ne?</strong></p>
<p><strong>Mülcemoğlu:</strong></p>
<p><strong>Kılıcımı kırk sabah biledim, Allah tan, onunla halkın en kötüsünü öldürmesini diledim.  dedi.</strong></p>
<p><strong>Hz.Ali:</strong></p>
<p><strong>Sende onunla öldürüleceksin; halkın en kötüsü, görüyorsun ki sensin  buyurdu ve yanındakilere dedi ki:</strong></p>
<p>Bunu götürün, hapsedin, eziyet etmeyin, aç bırakmayın; siz ne yiyor, içiyorsanız buna da onu verin. Ben sağ kalırsam ne yapacağımı bilirim; ölürsem, o bana bir kılıç vurdu; siz de onu bir vuruşta öldürün; ama Allah ın sizi bağışlamasını da istemez misiniz?</p>
<p>Hak ka kavuştuğu gece Hz.Ali ye bir bardak süt sunmuşlardı. Yarısını içtikten sonra bardağı verdi;  Bunu  dedi;  O esirinize götürün, onu sakın aç bırakmayın.</p>
<p>Sütü Mülcemoğlu na götürdüler;  Zehirlidir  diye içmedi. Bu olayda, adâletle-zulüm, îmanla-îmansızlık, yücelikle-alçaklık, fazîletle-hıyânet; bir bardak sütle tarihe, insanlık tarihine geçti.</p>
<p>Hz.Ali Emîr ül-mü minîn, Ramazan ayının 21. gecesine kadar yaşadılar. Hz.Ali bu fânî dünyadan göçmeden önce, oğlu Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin i yanına çağırdı; onlara vasiyyetini yazdırdı ve imâmlık emanetlerini Hz.Hasan a teslim etti.</p>
<p>Hz.İmâm Ali, Hicret in 40. yılı (Milâdi 661) Ramazan ayının 21. gecesi, Hak ka vuslat etmiştir. Hz.Ali Hak ka kavuştuğunda 63 yaşında idi. Türbesi Necef şehri-IRAK tadır.</p>
<p><strong>En doğrusunu Allah bilir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-nin-olumu-sehadeti.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali nin Halifelik Dönemi</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-nin-halifelik-donemi-cem-ul-karaninin-hzali-ye-beyati-ve-sehit-olusu-kur%ef%bf%bdan-i-kerim-in-yapraklari-mizraklara-takiliyor-hakemler-olay-hariciler-olayi.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-nin-halifelik-donemi-cem-ul-karaninin-hzali-ye-beyati-ve-sehit-olusu-kur%ef%bf%bdan-i-kerim-in-yapraklari-mizraklara-takiliyor-hakemler-olay-hariciler-olayi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 12:14:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz ALİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali nin Halifelik Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali nin Hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[ Hz.Ali, Hz.Muhammed in ebedî âleme göçüşünden 25 yıl sonra, halîfelik makamının başına geçmiştir. Hz.Ali nin halîfelik dönemi 5 yıldır. (Hicret in 35-40. yılı)
Üçüncü halîfe Osman ın katledilmesinden sonra, halîfelik makamı yedi gün boş kaldı. Bunun üzerine Hz.Ali ye başvuruldu; herkes Hz.Ali ye bey at etmek istiyordu; çünkü Hz.Ali, Muhammedî ahlâkın, doğruluğun, adâletin bir mümessiliydi.
Din [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Hz.Ali, Hz.Muhammed in ebedî âleme göçüşünden 25 yıl sonra, halîfelik makamının başına geçmiştir. Hz.Ali nin halîfelik dönemi 5 yıldır. (Hicret in 35-40. yılı)</strong></p>
<p>Üçüncü halîfe Osman ın katledilmesinden sonra, halîfelik makamı yedi gün boş kaldı. Bunun üzerine Hz.Ali ye başvuruldu; herkes Hz.Ali ye bey at etmek istiyordu; çünkü Hz.Ali, Muhammedî ahlâkın, doğruluğun, adâletin bir mümessiliydi.</p>
<p>Din ve adâlet; artık bir örtü, bir sığınak olmuştu. Boy gayreti, dünya serveti, yürekleri artıran gözleri ışıklandıran iki mihraktı. Dünya değişmemişti, fakat dünyadakiler değişmişti.</p>
<p><strong>Hz.Ali:</strong><span id="more-10"></span><br />
Size emir olmaya ihtiyacım yok, kimi isterseniz ona bey at edin, ben de râzı olurum  ve  Bırakın beni, benden başka birini arayın, bulun; çünkü görüyorum ben; bu işin sonunda çok işler var; çok renklere boyanacak bu iş, öyle bir hale gelecek ki yürekler dayanamayacak, akıllar almayacak. Çevre süslendi, delil inkâr edilir oldu.</p>
<p>Davetinize uyarsam, biliyorum neye uğrayacağım. Beni bırakırsanız, ben de içinizden biri gibi olurum; kimi emir yaparsanız onu dinlerim, ona itâat ederim; benim size vezir olmam, emir olmamdan daha hayırlıdır sizin için  diyordu.</p>
<p><strong>Sahâbe, Hz.Ali ye bey at etmekte ısrar ediyordu. Talha ile Zübeyr de aralarındaydı, diyorlardı ki;</strong></p>
<p>İnsanlara mutlaka bir imâm lâzım; senden başkasına râzı değiliz biz; İslâm da en öndesin; Resûlullah a yakınlıkta senden ileri yok; bu işte senden başka kimsenin hakkı olamaz.</p>
<p>Evet, hak sahibine gelmişti; Hakkı kabûl edenler vardı; nitekim sonra, Hz.Ali nin yolunda, Hak yolunda canlarını fedâ ettiler.</p>
<p>Fakat Hz.Ali ileriyi görüyordu; ona çekilmek üzere bilenmiş kılıçlar, ona atılmak için hazırlanmış oklar, kınlarından çekilmek, yaylarında gerilmek üzereydi. Ancak başka çare yoktu; Müslümanları da dağınık bırakamazdı.</p>
<p><strong>Hz.Ali ye bey at edildikten sonra, Mâlik ül-Eşter ayağa kalkmış yüksek bir sesle;</strong></p>
<p>Ey insanlar  demişti;  Bu vasîlerin vasîsi, Peygamberlere ait bilgilerin vârisi, pek büyük şeylerle sınanmış, zahmet ve meşakketlere katlanmış bir zâttır.</p>
<p>Tanrı kitabı, îmanına şehâdet eder, Tanrı elçisi, râzılık cennetiyle onu müjdeler. Üstünlükler, onda olgunlaşmış, toplanmıştır. İlk Müslüman oluşunda ve bilgisinde, sonra gelenlerin de bir şüphesi yoktur, evvel gelenlerin de.</p>
<p><strong>Bey at tamam olduktan sonra Hz.Ali, kalkıp Tanrı yı övmüş ve şu hutbeyi okumuştur:</strong></p>
<p>Gerçekten ulu ve üstün Allah, doğru yolu gösteren bir kitap indirmiştir; o kitapta hayrı, şerri apaçık bildirmiştir. Hayrı yapan şerri bıraksın. Noksan sıfatlardan arı olan Allah ın farzlarını yerine getirin de, cennete müstahak olun.</p>
<p>Şüphe yok ki Allah, haram olan şeyleri, kötü olduğundan haram etmiş, bu sûretle bütün Müslümanlara, bir üstünlük vermiş, Müslümanların haklarını; doğru özlü, doğru sözlü olmak ve Allah ı bir bilmekle kuvvetlendirmiştir. Bil ki Müslüman; elinden, dilinden diğer Müslümanların emin oldukları kişidir.</p>
<p><strong>Hz.Ali ye Karşı ilk Fitne Başlıyor<br />
Hz.Ali, halîfe olur olmaz Muâviye yi Şam Vâliliğinden azletti. Sonra da diğer şehirlerin Vâlilerini değiştirdi. Hz.Ali nin devlet hazinesini halka eşit olarak dağıttırması, bazılarına en ağır gelen bir işti.</strong></p>
<p>Bunlardan birisi;  Ey mü minler emîri dedi.  Bu, dün benim kölemdi, bugün onu âzâd ettim; ona ne verdiysen bana da onu verdin  demişti.</p>
<p>Hz.Ali;  Evet  buyurdu;  Sana ne kadar verdiysem, ona da o kadar verdim.</p>
<p>Talha, Zübeyr, Abdullah ve Mervan la Kureyş ten bazı kimseler de buna râzı olmadılar. Bunlardan birisi; Önceki halîfenin verdiği gibi vermezsen, seni bırakır, Şam a gider, Muâviye ye katılırız  dedi.</p>
<p>Talha, Zübeyr ve Abdullah da memurlara; Bunu siz mi yapıyorsunuz, mü minler emîri mi?  diye sordular. Memurlar;  Biz  dediler;  Onun emri olmadan bir şey yapamayız ki  cevâbını aldılar. Bunun üzerine Hz.Ali yi aradılar ve aralarında şu konuşma geçti.</p>
<p>Talha, Zübeyr, Abdullah üçü birlikte:</p>
<p>Bizim, Hz.Resûlullah a yakınlığımız var; İslâm ı ilk kabul edenlerdeniz; savaşlarda bulunduk. Senden önceki iki halîfe böyle vermezdi, bizleri üstün tutardı; sen ise bizi herkesle bir tutuyorsun.</p>
<p>Hz.Ali:<br />
-Benden önce mi Müslüman oldunuz?</p>
<p>-Hayır; sen ilk Müslümansın; ancak Resûlullah ın boyundanız, ona yakınlığımız var.</p>
<p>-Benden daha mı yakınsınız?</p>
<p>-Hâşâ, Onun senden daha yakını yok. Fakat ona uyduk, müşriklerle savaştık.</p>
<p>-Benim kadar mı savaştınız?</p>
<p>-Hâşâ, senin gibi savaşan yoktur.</p>
<p>-Andolsun Allah a, benimle işçimin arasında bile bir fark gözetmem ben  buyurdular.</p>
<p>Ertesi gün üçü birlikte, paylarına düşen parayı almadılar. Hz.Ali yi kınamaya koyuldular.</p>
<p>Bu sırada Şam da Vâli olarak bulunan Muâviye, üçüncü halîfenin kanlı gömleğini mihrâba astırmış onun altında oturuyor ve eşinin kesilmiş parmaklarını Şamlılara gösteriyor; gözlerinden yaş çıkmadan hıçkırıyor, işin aslını bilmeyen Şamlıları ağlatıyor, Hz.Ali den öc almaya yeminler ettiriyordu. Böylece yeni bir  Devr-i cehâlet  başlıyordu.</p>
<p><strong>HALİFELİK DÖNEMİNDE YAPILAN SAVAŞLAR</strong></p>
<p><strong>Cemel Savaşı</strong><br />
Hicret in 36. yılında Cemel savaşı yapıldı. Hz.Ali, bu savaşta bizzat savaşa girmiş, saflar yarmış, erler öldürmüştü. Savaştan sonra tellâllar çıkarmış;</p>
<p>Kaçanların ardına düşülmemesini, evlere girilmemesini, kimsenin silahına, elbisesine, malına dokunulmamasını, silahını bırakanın, evine kapananın amânda olduğunu  bildirmişti.</p>
<p>Bu savaşta onbin kişi ölmüştü. Hz.Ali savaştan sonra genel af ilân etti. Bu savaştan sonra Basra lılar, kendisine bey at ettiler.</p>
<p><strong>Sıffıyn Savaşı</strong><br />
Cemel savaşından sonra Hz.Ali, Hicret in 36. yılında Kûfe ye hareket ettiler. Oraya varınca bir eve konuk oldular. Biraz dinlendikten sonra mescide varıp, orada toplanan Kûfe halkına minberde;  Allah a hamd-ü senâ, Resûlullah a ve soyuna salât-ü selâmdan  sonra şu hutbeyi okudular:</p>
<p>Ey Kûfeliler, gerçekten de Müslümanlıkta üstünlüğünüz var; onu değiştirmediniz, bozmadınız. Sizi gerçeğe çağırdım, geldiniz; kötü işleri bırakıp iyiliğe koştunuz. Ancak hevâ ve hevesinize kapılmanızdan, elde edilmesi güç isteklere kapılmanızdan korkuyorum.</p>
<p>Hevâ ve hevese kapılmak, insanı gerçekten saptırır, olmayacak isteklere kapılmak adama âhireti unutturur. Bilin ki dünya, gittikçe elden çıkmaktadır; âhiret geldikçe yaklaşıp çatmaktadır. Her ikisinin de evlâdı var; siz âhiret evlâdı olun.</p>
<p>Bugün iyi işlerde bulunmaya fırsat var; sorgu-suâl yok. Yarın ise sorgu-suâl var; iyi işlerde bulunmaya fırsat yok. Hamdolsun Allah a ki dostuna yardım etti; düşmanını alt etti. Gerçeğe yardım edenleri yüceltti, sözünden dönenleri alçalttı.</p>
<p>Allah tan çekinin; Peygamberinizin «Ehl-i Beyt in»den olup, Allah a itaât edenlere itaât edin. Onlar Allah a itaât ettikçe, itaât edilmeye herkesten fazla lâyıktır. Oysa ki halkın bir kısmı, şerefimizle şeref bulduğu halde emrimize karşı durdular, cezalarını da gördüler; daha da görecekler. İçinizden bana yardımdan çekinenlerin, sözlerini tutmayın; onlarla görüşmeyin, görüşürseniz gerçeğe çağırın onları da, Allah bölüğüne uysunlar.</p>
<p>Hz.Ali, Kûfe ye yerleşince Muâviye ye mektuplar yazdı; elçiler gönderdi, bey at etmesini, Müslümanlar arasına nifak sokmamasını istedi, elinden geleni yaptı.</p>
<p>Fakat Arap İmparatorluğu sevdasına düşmüş olan, gözünü saltanat hırsı bürümüş, gönlünü Hâşimilere düşmanlık kini kaplamış bulunan Muâviye ye hiçbir tesiri olmadı.</p>
<p>Üveys ül-Karanî nin Hz.Ali ye Bey atı ve Şehit Oluşu<br />
İbn-i Abbâs diyor ki:<br />
Hz.Ali, Sıffıyn savaşında; Bana bugün, ölüm üzerine bey at etmek üzere Kûfe tarafından şu kadar kişi gelecek  buyurdular. Onlar gelmeye, ben de saymaya başladım. Buyurdukları sayıdan bir kişi eksik çıktı. Ben düşünceye dalmıştım ki; aba giymiş, uzun boylu, güler yüzlü, elinde bir kılıç, başında keçeden bir külâh bulunan heybetli biri geldi.</p>
<p>Hz.Ali ye selâm verip,  Elini uzat, bey at edeyim  dedi. Hz.Ali;  Ne üzerine bey at edeceksin  diye sordular.  Emrini dinlemek, sana itâat etmek, şehit oluncaya, yahut Allah seni üst edinceye kadar savaşmak üzere  dedi.</p>
<p>Adın ne?  dediler;  Üveys  dedi.  Üveys ül-Karanî sen misin?  diye sordular.</p>
<p>Evet dedi.</p>
<p><strong>Hz.Ali;  Allahu Ekber  buyurdular:</strong></p>
<p>Habibim Resûlullah tan işittim; Ümmetinden Üveys ül-Karanî adlı birine ulaşacağımı, onun Allah ın ve Resûl ünün bölüğünden olduğunu, benim önümde şehit olacağını, Rabîa Mudar boylarına mensûb olanlar kadar çok kişinin, onun şefâatıyla cennete gireceğini bana bildirdiler.</p>
<p>Bu sıradaydı ki, Muâviye ordusundan deveye binmiş biri, Hz.Ali nin ordusuna yaklaşıp;  Üveys sizin aranızda mı?  diye bağırdı.  Evet  dediler.  Resûlullah tan duydum; «Üveys ül-Karanî, tâbilerin en hayırlısıdır» buyurmuştu  deyip geldi ve Hz.Ali ye tâbi oldu.</p>
<p>Sonra Üveys ül-Karanî bir ip istedi, verdiler; o iple sıkıca belini bağladı; meydana çıktı, savaştı, şehit olup Rabbine ulaştı</p>
<p>Ondan sonra meydana çıkan Ammâr, doksan yaşını aşmış bir ihtiyardı. Ammâr, Hz.Peygamber in vefâtından sonra, Hz.Ali ye uyan dört kişiden biriydi. Ammâr, Bedir savaşında da bulunmuş ve sahâbedendi.</p>
<p>Ammâr;  Bugün, bu savaştan üstün bir ibâdet bulsaydım onunla meşgul olurdum  diyordu.</p>
<p>Ammâr bu arada hem düşmana hücum etmekte, hem de;</p>
<p>Rabbim uludur, gerçektir, gerçeği söylemiştir. Rabbim sen benim şehit olmamı yakınlaştır; şehit olarak ölmeyi çok isterim ben, çok severim ben  demekte ve  Nerde Rabbinin râzılığını dileyen? Nerde malından oğlundan geçip, Allah râzılığını isteyen? Cennete, cennete  diye halkı savaşa teşvik ediyordu.</p>
<p>Savaşırken Utbe oğlu Hâşim e rastladı;  Hadi Hâşim, anam babam fedâ olsun sana; hadi, hücum et düşmana  dedi.</p>
<p>Sonunda Ammâr savaş meydanında savaşırken bir fırsatını bulup onu yaraladılar, yere düştü. İbn-i Cevn, mübarek başını kesip Muâviye ye götürdü. Amr oradaydı, o bile dayanamadı, çünkü Hz.Peygamber den;  Ammâr ı öldüreni cehennemle müjdelerim  hadîsini duymuştu ve  Öldürenlere cehennemle müjde olsun  dedi.</p>
<p><strong>Muâviye:</strong></p>
<p>Onu biz öldürmedik ki  dedi;  Onu buraya getiren Ali öldürdü.</p>
<p><strong>Bu sözü duyan Hz.Ali;</strong></p>
<p>O halde  buyurmuştu;  Hz.Hamza yı da Uhud savaşına götüren Hz.Muhammed, hâşâ öldürdü.</p>
<p>Ammâr ın şehâdeti gerçeği meydana çıkarmıştı; Muâviye ve kendisine uyanlar isyâncılardı. Bu yaşanılan olaylar üzerine Hz.Ali taraftarlarının mânevî kuvveti arttı, karşısındakiler de şaşkına döndüler.</p>
<p>Kur ân-ı Kerîm in Yaprakları Mızraklara Takılıyor<br />
Savaş tam kazanılmak üzere idi. Bu sırada Muâviye şaşkın bir halde Amr a:</p>
<p>Ne yapacağız?  dedi.</p>
<p><strong>Amr:</strong></p>
<p>Senin adamların, onun adamlarına dayanamaz; sen de ona denk değilsin. O Allah için savaşıyor sen ise bambaşka bir maksatla dövüşüyorsun. Onları Allah kitabına çağır; bu kitap aramızda hükmetsin de; Kur ân ları mızraklara bağlat.</p>
<p>Ali ordusuna uzatsınlar; ey Iraklılar, Allah için dullara, yetimlere acıyın; bu aramızdaki Allah kitabı diye bağırsınlar; umarım ki ordusunda fikir ayrılığı çıkar  dedi.</p>
<p>Muâviye hemen emretti, denileni yaptılar. Hz.Ali nin ordusunda bir gürültüdür koptu.  Allah ın kitabına kılıç çekemeyiz  diyenlerin sesleri yükselmişti. Hatta ilerde savaşan Mâlik ül-Eşter i çağırmasında Hz.Ali ye ısrar edenler;  Çağırmazsan seni düşmanına teslim ederiz  diyenler oldu.</p>
<p>Hz.Ali, Mâlik ül-Eşter e haber gönderdi. Mâlik ül-Eşter gelince; onlara acı sözler söyledi. Fakat iş işten geçmişti artık; kara taassup haksızlığa, zulme eş olmuştu; iki kara kuvvet el ele vermişti.</p>
<p>Bu sırada Muâviye den, Hz.Ali ye bir mektup geldi.</p>
<p><strong>Muâviye diyordu ki:</strong></p>
<p>Bu iş sürdü gitti, bunca kan döküldü, bundan sonra olacaklar, olanlardan da korkunç görünmede. Sen de kendini haklı görüyorsun, ben de kendimi haklı görüyorum. Bu işi Allah ın hükmüne bırakalım. Sen bir hakem tayin et, ben de bir hakem tayin edeyim; bunlar Allah kitabına göre aramızda hükmetsinler.</p>
<p><strong>Hz.Ali, bu mektuba verdiği cevapta:</strong></p>
<p>Ben, senin ne olduğunu bilirim, maksadın Allah kitabına uymak değildir; fakat sana değil, Allah&#8217;ın kitabına onun hükmüne uyuyorum  diyordu.</p>
<p>Bu sıralarda sonradan Hâricî olan Kays oğlu Eş as, Muâviye nin yanına gitti, onunla görüştü; maksadını anladı. Eş as ve sonradan Hz.Ali aleyhine dönenler;  Ebû Mûsâ l-Eş ari yi hakem yaptık  dediler. Hz.Ali ise, Abbâsoğlu Abdullah ın hakemliğini istiyordu; bunu kabul etmediler. Bunun üzerine Hz.Ali;  Eşter i gönderelim  buyurdu. Eş as,  Zaten bizi o ateşe attı  dedi ve Hz.Ali ne dediyse kabul etmediler.</p>
<p><strong>Bunun üzerine Hz.Ali;</strong></p>
<p>Benim, beni dinlemeyenlere hükmüm yok  buyurdu.</p>
<p>Bütün bu olaylardan da anlaşılacağı gibi, Hz.Ali nin yanında savaşta bulunan topluluktaki insanlar, dört bölüktü.</p>
<p>Birinci bölük: Can gözleri açık, ihlâsları tam, inançları sarsılmaz, sözleri özleriyle bir, onun derecesini ve hakkını adam akıllı bilen ve onun için can vermeyi canlarına minnet sayan kişilerdi. Fakat bunlar azdı. Eşter bunların başındaydı.</p>
<p>İkinci bölük: Yürekten ona bağlı olan, fakat hileye kanan, yaşayışa bağlanan, ölümden korkan bölüktü.</p>
<p>Üçüncü bölük: Yüreklerinde ona karşı ihlâs ve sevgi taşımayan, yalnız kalabalığa katılan, hileye kapılan kısımdı. Hâfızlar bu kısımdandı. Onlar Kur ân okuyorlar, fakat hükmünü tutmuyorlar, bilmiyorlardı. İbâdet ediyorlardı, fakat yürekleri kararmıştı, maksatları gösterişti. Bu bölükteki insanlar, yalnız Hz.Ali nin zamanında değil, her zamanda Müslümanlığa ve insanlığa en büyük kötülükleri yapan tayfa olmuşlardır.</p>
<p>Dördüncü bölük: Eş as ve onun gibi olanlar, yani münâfıklardı. Bunlar Hz.Ali ye zorla uymuşlardı. İçlerinde ise Hz.Ali ye karşı büyük bir kinleri vardı.<br />
Sıffıyn savaşı yedi-sekiz gün, gece-gündüz sürmüştü. Bu savaşa katılan Hz.Ali nin ordusu doksan bin, Muâviye nin ordusu ise seksenbeş bin kişiydi. Savaş sonucunda Hz.Ali nin ordusundan yirmibeş bin er şehit olmuştu. Muâviye nin ordusundan ise kırkbeş bin kişi öldürülmüştü. Bu savaşta Hz.Ali nin bayrağı kırmızı, Muâviye nin bayrağı siyah renkteydi.</p>
<p><strong>Hakemler Olayı</strong><br />
Hakemler Hicret in 37. yılı Şaban ayında, Dûmet ül-Cündül de bir araya geldiler. Hz.Ali tarafının hakemi olan Ebû Mûsâ, oraya dörtyüz kişiyle gelmişti. Muâviye tarafının hakemi olan Amr da dörtyüz kişiyle gelmişti. Ve görüşmeye başladılar.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ, Amr a:</strong></p>
<p>Bu ümmetin arasını bulmak istiyorsak  dedi.  Ömer in oğlu Abdullah ı halîfe yapalım; o hiçbir fitneye karışmadı.</p>
<p><strong>Amr:</strong></p>
<p>Sende biliyorsun  dedi.  Osman zulümle öldürüldü; onun velisi olan Muâviye kanını istemekte; bu bakımdan hilâfete en lâyık olan o.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ, Abdullah ın halîfe olmasında ısrar etti.</strong></p>
<p><strong>Amr:</strong></p>
<p>Öyleyse benim oğlum Abdullah ı halîfe yapalım  dedi.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ:</strong></p>
<p>Oğlun gerçekten de dürüst bir adam; fakat sen tuttun onu, fitnenin ta içine attın. Bu işin çıkar yolu Ali yi de, Muâviye yi de halîfelikten azledelim. Müslümanlar danışsınlar, görüşsünler, kimi isterlerse tayin etsinler  dedi.</p>
<p><strong>Amr:</strong></p>
<p>Tamam  dedi.  Re y dediğin de budur işte.</p>
<p><strong>Mescide gittiler. Amr:</strong></p>
<p>Sen Müslümanlıkta benden üstünsün; önce sen minbere çık  dedi.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ, minbere çıktı. Halka:</strong></p>
<p>Biz  dedi.  Bu işe çıkar yol olarak Ali yi de, Muâviye yi de halîfelikten azletmeyi uygun bulduk. Ben Ali yi de, Muâviye yi de azlettim. Siz kimi isterseniz halîfe yapın.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ minberden inince, Amr çıktı ve halka dedi ki:</strong></p>
<p>Ebû Mûsâ nın sözlerini duydunuz; O, kendisini hakem tayin eden Ali yi halîfelikten azletti, ben de Ali yi azlettim. Beni hakemliğe tayin eden Muâviye, Osman ın velisidir; onun kanını istemektedir. Halk içinde onun yerine geçmeye en lâyık olan kişi Muâviye dir. Muâviye yi halîfeliğe tayin ettim.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ, bu sözleri duyunca:</strong></p>
<p>Ne yaptın sen  dedi.  Allah sana başarı vermesin, beni aldattın; sen bir köpek gibisin.</p>
<p>Amr, bu sözlere şöyle karşılık verdi:</p>
<p>Sen de kitaplar yüklenmiş bir eşek gibisin.</p>
<p>Bu olay karşısında halk birbirine karıştı; Ebû Mûsâ ya lânet edenler oldu.</p>
<p>İbn-i Abbas:</p>
<p>Ona değil  dedi.  Onun hakem olmasında ısrar edenlere lânet etmek gerek.</p>
<p>Hâricîler Olayı<br />
Hüküm ancak Allah ın  diyorlardı.</p>
<p>Hz.Ali, bu sözü duyunca;</p>
<p>Doğru söz, ama o sözle bâtıl murâd edilmede  buyurmuştu.</p>
<p>Hâricîler, Kûfe civarında toplanmışlardı. Hz.Ali, Hâricîlere nasihat etmesi için önce Abbasoğlu Abdullah ı göndermişler ve sonra da kendisi de giderek onlara öğütler vermişlerdi. Bunun üzerine bir kısmı hatasını anladı ve Hz.Ali ye katıldı.</p>
<p>Bir kısmı ise;  Hakemi kabul etmekte biz yanlış hareket ettik; suç işledik, tövbe ettik; sen de tövbe edersen ne âlâ; etmezsen seninle savaşırız  diyordu. Diğer bir kısmı ise  Müslümanlara da insanlara da ancak Allah hükmeder  diyor, başka bir emirin bulunmasını istemiyordu.</p>
<p>Hâricîler, Kûfe ye yakın Nehrevan da toplanmışlardı. Oradan bir Müslüman geçerse öldürüyorlar, bir Mûsevî yahut Hıristiyan geçerse dokunmuyorlardı. Çünkü onlarca;  Müslüman olmayanlar, vergi vermekle amân altına girmişlerdi; Müslümanlar ise Müslümanlıktan çıkmışlardı.</p>
<p>Hâricîler, kendilerinden başkalarını Müslüman saymıyorlardı. Ebû Bekir le Ömer i seviyorlar, Osman ı son olaylara, Hz.Ali yi de hakemi kabûlüne kadar tanıyorlardı. Oysa ki Sıffıyn de; Hz.Ali yi hakem tayinine, Muâviye nin isteğini kabule, zorlayanlar bunlardı.</p>
<p>Bütün bu olaylar olurken Muâviye, Osman ın kanını bahane ederek, Hz.Ali aleyhine her türlü fitne ateşini alevlendiriyordu. Dahlâk adlı biri Kûfe civarına kadar geldi; Muâviye nin emriyle oraları yağma etti, yolda hacıların neleri varsa zaptetti, bazılarını öldürdü.</p>
<p>Bu olaylar üzerine Hz.Ali, tekrar Muâviye nin üstüne gitmeden Hâricîleri tenkil etmek lüzumunu duydu. Onlara adam gönderdi, öğütler verdi ve gönderdiği adamlarından biri Nehrevan da bir yere Hz.Ali nin vermiş olduğu bayrağı dikti.  Bu amân bayrağıdır; altına gelen, Medine ye giden, Küfe ye dönen amândadır  diye bağırttı.</p>
<p>Bayrak, Hâricîlerin mânevî kuvvetlerinin kırılmasına sebep oldu. Dağılan dağıldı; dört bin kişiydiler, iki bin sekiz yüz kişiye indiler. Ve sonunda;  Gericiliğin, bilgisizliğin mücessem örnekleri olan bu Hâricîler grubu , Hz.Ali nin kılıçları altında kaldılar.</p>
<p>Yapılan bu savaşta Hz.Ali tarafından da 9 kişi şehit olmuştu. Savaş ikindiden gün batıncaya kadar sürmüştü. Hz.Ali, Hâricîler den dört yüz yaralıyı Kûfe ye gönderip, bunlara yaraları iyileşinceye kadar bakmalarını, sonra bırakmalarını emretti.</p>
<p>Bu sırada Muâviye nin emriyle gönderdiği adamlar, zulümlerini her tarafta gösteriyorlar ve geçtikleri köyleri, kasabaları yakıp yıkıyorlar, mallarını yağma ediyorlar, nerede Ali taraftarı bulursa öldürüyorlardı. Bunlardan birisi de Muâviye nin emriyle gönderdiği Büsra bin Ertat tarafından, Yemen e yapılmıştır. Bu adam gönlünde acımak duygusunu taşımayan birisiydi. Bu kişi Yemen de, Medine de, Mekke de çok ev yıkıp yakıp, nerede Ali taraftarı bulursa, Muâviye nin emriyle öldürmüştü.</p>
<p>Ehl-i Beyt  ve Hz.Ali düşmanı olan Muâviye; Hicaz da, Yemen de tam otuz bin kişiyi  Ali dostu ,  Muhammed-i Âl-i nin, «Ehl-i Beyt i»nin dostu  diye öldürtmüştü.</p>
<p><strong>Hz.Ali ile  Ehl-i Beyt e , bu kadar düşman olan Mûaviye hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse:</strong></p>
<p>Muâviye nin yaptıkları olayları tarih kitaplarından okuyup görüyoruz ki, sonradan halîfeliğini ilan eden Şam Vâlisi Muâviye; akıllı, zeki, ama hilekâr, düzenbaz ve kurnaz bir adamdı.</p>
<p>Muâviye, düşmanlarını elde etmek için her türlü araca baş vuruyor ve tatlı dili, para siyâseti, memuriyet vaadi ile düşmanlarını elde etmeyi başaramayınca; onları öldürtmekten, hatta zehirletmekten hiç kaçınmaz biriydi. Diri diri toprağa gömdürmekten hiç çekinmezdi. Onun devrinde ve ondan sonra özellikle 80 yılı aşkın zaman içinde, Emevi halîfelerinin saltanatlarında hep böyle olmuştur.</p>
<p>Yalnız özel meclislerde değil; camilerde, mescidlerde bile özellikle Cuma namazlarından önce hutbelerde, cemâati müslimin karşısında; başta Hz.Ali olmak üzere Hz.Peygamber in bütün sülâlesi aleyhinde küfürler ediyor ve ettiriyordu. İtiraz edenleri kılıçtan geçiriyordu. Hz.Ali yi sevenlerin büyük bir kısmı camilerden bu yüzden uzaklaşmak zorunda kaldılar.</p>
<p><strong>Halbuki Hz.Peygamber efendimiz:</strong></p>
<p>Her kim Ali ye küfrederse bana küfretmiş olur, bana küfreden Allah a küfretmiş olur  buyurmuşlar,  Bu işi yapanın şirk ehli olacağını  bildirmişlerdi.</p>
<p>Muâviye nin yaptıkları; küfür, zındıklık, dinsizlikten başka bir şey değildi. Ne yazık ki bazı kişiler Muâviye ye;  Müctehid süsü vermişler ve cinayetlerine ictihâd etti  demişlerdir.</p>
<p>Hiç şüphe yok ki bunları yazanlar tarafsız değillerdi. Bugün aklı başında, okumuş ve tarihi anlamış bir Türk, bir Müslüman hiç şüphesiz ki, onun  Ehl-i Beyt e  yaptıkları zûlümlerinden dolayı lânet eder.</p>
<p>Çünkü Allah, zalime lânet hakkında Kur ân-ı Kerîm deki bazı âyetler de şöyle buyuruyor:</p>
<p>Allah a kendiliğinden yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerinin huzûruna getirilirler, şahitler «Rableri namına yalan söyleyenler işte bunlardır» derler. Haberiniz olsun ki Allah ın lâneti zalimlerin üzerindedir.  (Hûd 18. âyet)</p>
<p>İnandıktan, Peygamber in gerçek olduğuna şehâdet ettikten, kendilerine de açık hüccet geldikten sonra kâfir olanları Allah nasıl hidâyete erdirir? Allah zalim ve kâfirleri hidâyete erdirmez.  (Âli İmrân 86.âyet)</p>
<p>İşte onların cezaları, Allah ın, meleklerin, bütün insanların lânetleri üzerlerine olmaktır.  (Âli İmrân 87.âyet)</p>
<p>Ne yazık ki, rakibini ezmek için; yazılı fikirlerini, yalan düşüncelerini öne sürerek milleti aldatanlar her zaman olmuştur</p>
<p style="text-align: center;"><a title="hz ali nin ölümü" href="http://hzali.org/hz-ali-nin-olumu-sehadeti.htm"><strong>Hz Ali nin Ölümü Şehadeti Devamını Okumak İçin  Tıklayın</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-nin-halifelik-donemi-cem-ul-karaninin-hzali-ye-beyati-ve-sehit-olusu-kur%ef%bf%bdan-i-kerim-in-yapraklari-mizraklara-takiliyor-hakemler-olay-hariciler-olayi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali nin Hayatı</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-nin-hayati-hz-ali-alevilik-bektasilik-12-imam-resimleri.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-nin-hayati-hz-ali-alevilik-bektasilik-12-imam-resimleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 12:03:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz ALİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali nin Hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[BİRİNCİ İMAM HZ. İMAM ALİ&#8217;NİN HAYATI
Dünyaya Gelişi, Lakabı ve Künyeleri
Hz.Ali Oniki İmâmın ilkidir, aynı zamanda Hz.Muhammed in dâmâdı ve amcasının oğludur.
Hz.Ali Hicret ten 23 yıl önce (Milâdi 598) Recep ayının 13. gününde Mekke de, Kâ be-i Muazzama nın içinde dünyaya gelmişlerdir ve Kâ be nin içinde doğan tek kişidir. Baba ve anne tarafından Hâşimi soyundan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BİRİNCİ İMAM HZ. İMAM ALİ&#8217;NİN HAYATI</strong></p>
<p><strong>Dünyaya Gelişi, Lakabı ve Künyeleri<br />
Hz.Ali Oniki İmâmın ilkidir, aynı zamanda Hz.Muhammed in dâmâdı ve amcasının oğludur.</strong></p>
<p><strong>Hz.Ali Hicret ten 23 yıl önce (Milâdi 598) Recep ayının 13. gününde Mekke de, Kâ be-i Muazzama nın içinde dünyaya gelmişlerdir ve Kâ be nin içinde doğan tek kişidir. Baba ve anne tarafından Hâşimi soyundan gelmiştir.</strong></p>
<p>Hz.Peygamber, Hz.Ali nin doğumunu duyunca amcası Hz.Ebû Tâlib in evine geldi. Hz.Ali yi kucağına aldı, dilini ağzına verip emzirdi. Adını sordu, Fâtıma;  Esed koymak istiyorum  deyince Hz.Muhammed;  Hayır  buyurdu.  Onun adı Ali dir  dedi ve adını  Ali  koydular.</p>
<p>Künyeleri ise  Ebü l Hasan  ve  Ebû Türâb dır. Hz.Muhammed kendilerine, toprağın babası anlamına gelen  Ebû Türâb  künyesini vermişlerdi. Bu yüzden, bu künyeyi çok severlerdi.</p>
<p><strong>İlk İman Eden Hz.Ali</strong><span id="more-9"></span><br />
Hz.Muhammed e ilk vahiy geldikten sonra; erkeklerden İslâmlığını ilk izhâr eden Hz.Ali dir ve ondan sonra kadınlardan da ilk olarak eşi Hz.Hatice tül Kübrâ, İslâmiyet i kabul etmişlerdir.</p>
<p>Hz.Ali, bütün ömrü boyunca Hz.Muhammed in en yakınlarından ve yardımcılarından biri olmuş, bütün savaşlarda Hz.Peygamber in yanında savaşmış, bu savaşlarda çok büyük yararlıklar ve kahramanlıklar göstermiş, canını Hz.Peygamber in uğruna vermekten hiçbir zaman kaçınmamıştır.</p>
<p><strong>Hicret Gecesi</strong><br />
Hz.Muhammed hicret edeceği o gece, Hz.Ali yi çağırdı ve  Bu gece Rabbimin emriyle Mekke den göç edeceğim ve Sevr mağarasında gizleneceğim; sende benim yatağıma yatacaksın, ne dersin?  buyurmuşlardı. Hz.Ali bu haberi canına minnet bilmiş, şükür secdesine kapanarak kabul etmiştir.</p>
<p>Bu olay münâsebetiyle, Kur ân-ı Kerîm in Bakara Sûresi nin:</p>
<p>İnsanlardan öylesi de vardır ki Allah rızâsına nâil olmak için canını satar ve Allah, kullarını pek esirgeyendir.  meâlindeki 207. âyet-i kerîmesi nâzil olmuştur.</p>
<p><strong>Hz.Muhammed ile Kardeş Olmaları</strong><br />
Hz.Peygamber, Medine-i Münevvere ye Hicret lerinden sonra;  Ansar (Yardım edenler)  denilen Medineli Müslümanlarla,  Muhacirun (Göçmenler)  diye anılan ve Mekke den göç eden Müslümanları, birbirleriyle daha da kaynaştırmak için kardeş ettiler. Kardeşlik töreni bitince, tek kalan yalnız Hz.Peygamber ile Hz.Ali idiler.</p>
<p><strong>Hz.Ali:</strong><br />
Yâ Resûlullah! Ashâbını birbirine kardeş ettin; beni ise yalnız bıraktın  dedi.<br />
Hz.Resûl:</p>
<p>Yâ Ali! Sen; Mûsâ ya Hârun ne menziledeyse, bana o menziledesin. Ancak benden sonra Peygamber yok, sen dünyada da benim kardeşimsin, âhirette de  buyurmuşlardır.</p>
<p><strong>Bedir Savaşında Hz.Ali</strong><br />
Medine ye Hicret in 2. yılında, Ramazan ayında vuku bulan ve Ebû Cehil ile diğer müşriklerin önde gelenlerinin ölümleriyle sonuçlanan Bedir savaşında, Hz.Ali 25 yaşlarında idi ve İslâmiyet i koruyanların başındaydı.</p>
<p>Bu savaşta vadideki su kuyuları, daha önce gelen müşrikler tarafından zapt edilmişti. Ashâb da geceleyin susuzluk baş gösterince Hz.Peygamber;  Bize kim su getirir buyurdular.</p>
<p>Hz.Ali, eline bir kırba alıp hayli uzakta olan su dolu kuyuya vardılar; suyla doldurup sahâbeye ulaştırdılar. Böylece Hz.Ali, Bedir savaşında Kevser sâkiliğinin bir örneğini göstermiş oldu.</p>
<p><strong>Hz. Fatıma ile Evlenmesi</strong><br />
Hicret in 2. yılının son ayı olan Zilhicce de Hz.Muhammed, sevgili tek kızı Hz.Fâtıma tüz Zehrâ yı, Hz.Ali ye vererek onu kendisine dâmâd etmiştir.</p>
<p>Hz.Ali nin, Hz.Fâtıma ile olan evliliklerinden; Hz.İmâm Hasan, Hz.İmâm Hüseyin ve doğmadan düşen, adı Hz.Peygamber tarafından konulan Muhsin ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm dünyaya gelmişlerdir.</p>
<p>Hz.Peygamber in nesl-i pâk olan soyları  Ehl-i Beyt i , Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin den devam etmiştir.</p>
<p><strong>Uhud Savaşında Hz.Ali</strong><br />
Uhud savaşında, müşriklerden sancağı her kim eline aldı ise o kişiler, Hz.Ali tarafından birer birer katledildiler.</p>
<p>Tarih kitaplarında ve Kur ân âyetlerinde tafsilâtıyla bildirildiği gibi Uhud savaşında müşrikler bozguna uğrayınca; Hz.Peygamber in bu savaşta, Abdullah bin Zübeyr in kumandası altına verilen ve bir gediği korumaya memur edilip;</p>
<p>Her hâlde, yerlerinden ayrılmamaları emredilen okçuların  bozgunu görünce, gânimet hırsına düşmeleri ve yerlerinden ayrılmaları yüzünden, çetin bir bozguna uğrayan İslâm ordusu, Halid bin Velid in bu gedikten hücumuyla bozulup dağıldı.</p>
<p>Abdullah şehit düştü. Hz.Peygamber in yanlarında, Hz.Ali ile bir kaç kişi kaldı. Ancak Hz.Ali, Hz.Muhammed e saldıranlarla savaşmadaydı; o gün on altı yara almışlardı. Sonra, ashâbın tekrar Hz.Peygamber in yanında toplanmaları, Hz.Ali nin sebâtı sayesinde olmuştur.</p>
<p>Bu savaşta Hz.Ali müşriklerle savaşırken ve Hz.Peygamber i korurken elindeki kılıcı kırılmış, bunun üzerine Hz.Muhammed kendi kılıcı olan elindeki meşhur  Zülfekâr  adlı kılıcı vermişlerdir. O gün Hz.Muhammed, Hz.Ali için şu meşhur hadîsi buyurmuşlardır:</p>
<p><strong> Lâ fetâ illâ Ali, Lâ seyfe illâ Zülfikâr<br />
Anlamı:  Ali den kahraman yiğit yoktur, Zülfikâr dan üstün kılıç yoktur. </strong></p>
<p><strong>Mekke nin Fethinde Hz.Ali</strong></p>
<p>Hicret in 8. yılı, Ramazan ayında Mekke-i Mükerreme fethedildi. Hz.Muhammed, Ka be-i Muazzama nın çevresindeki putları kırdılar; içerisine girip oradaki putları da yerlerinden sökerek dışarıya attılar.</p>
<p>Yüksekteki putların kırılması için Hz.Muhammed, Hz.Ali ye  Yâ Ali! Omuzlarıma bas çık, şunları indir, kır  diye buyurdular. Hz.Ali, Hz.Muhammed in omuzlarına basıp putları indirdi. O vakitteki hallerini anlatırken;</p>
<p><strong> Bana öyle geldi ki, dileseydim göğe ulaşabilirdim  buyurmuşlardır.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><a title="hz alinin halifelik dönemi" href="http://hzali.org/hz-ali-nin-halifelik-donemi-cem-ul-karaninin-hzali-ye-beyati-ve-sehit-olusu-kur%EF%BF%BDan-i-kerim-in-yapraklari-mizraklara-takiliyor-hakemler-olay-hariciler-olayi.htm#more-10">Hz Ali nin Halifelik Dönemi Devamını Okumak İçin  Tıklayın</a><br />
</strong></p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 1431px; width: 1px; height: 1px;">
<h2 class="posttitle"><a title="Permanent Link to Hz Ali nin Halifelik Dönemi" rel="bookmark" href="../hz-ali-nin-halifelik-donemi-cem-ul-karaninin-hzali-ye-beyati-ve-sehit-olusu-kur%ef%bf%bdan-i-kerim-in-yapraklari-mizraklara-takiliyor-hakemler-olay-hariciler-olayi.htm">Hz Ali nin Halifelik Dönemi </a></h2>
<p><script type="text/javascript">// <![CDATA[
google_ad_client = "pub-7041923441530462";
/* 468x60, oluşturulma 07.02.2009 */
google_ad_slot = "3634106781";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
// ]]&gt;</script> <script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript">
</script><script type="text/javascript">// <![CDATA[
google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad", google_handleError, google_render_ad);
// ]]&gt;</script><ins style="border: medium none; margin: 0pt; padding: 0pt; display: inline-table; height: 60px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;"><ins style="border: medium none; margin: 0pt; padding: 0pt; display: block; height: 60px; position: relative; visibility: visible; width: 468px;"></ins></ins></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-nin-hayati-hz-ali-alevilik-bektasilik-12-imam-resimleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>20</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2008 09:53:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz ALİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/tr/?p=4</guid>
		<description><![CDATA[
Hz. Ali, milâdi takvime göre 21 mart 598′de doğmuştur. 24. 01. 661 tarihinde ise, İbn Mülcem adlı hain tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.
Hz. Ali, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in amcasının oğludur. Hz. peygamberin yanında, onun eğitimi ile büyümüştür.
ilk İslamiyet’i kabul eden kişidir. Ayrıca Hz. Peygamberin damadıdır da, dolaysıyla Peygamber soyunun sürdürücüsüdür.
Hz. Ali, Müslümanlığı ilk kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;"><strong>Hz. Ali, milâdi takvime göre 21 mart 598′de doğmuştur. 24. 01. 661 tarihinde ise, İbn Mülcem adlı hain tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.</strong></p>
<p>Hz. Ali, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in amcasının oğludur. Hz. peygamberin yanında, onun eğitimi ile büyümüştür.</p>
<p>ilk İslamiyet’i kabul eden kişidir. Ayrıca Hz. Peygamberin damadıdır da, dolaysıyla Peygamber soyunun sürdürücüsüdür.</p>
<p>Hz. Ali, Müslümanlığı ilk kabul eden kişi olarak son nefesine kadar da İslamiyet için çalışmıştır. Savaş meydanın da hiç yenilmemiştir.</p>
<p>Bilgelikte, yiğitlikte, cesurlukta, fedakarlıkta üstüne insan yoktur. Hz. Ali, sadece yaşadığı süre içerisin de değil, onu takip eden yüzyıllarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayı sürdürmüştür.</p>
<p>Hz. Ali’ye kinli haydutlar ve İslam düşmanı putperestler, Hz. Ali’ye yapamadıklarını evlatlarına yapmaya çalıştılar. O zamanın Ebu süfyan’ları, sonra Muaviye, Mervan, Yezit olarak Hz. Ali’nin soyunu kurutmak istediler. Nitekim Hz. Ali’de dahil her On İki İmam da şehit edilmiştir. Hiç birisi vadesiyle hakka yürümemiştir.</p>
<p>Hz. Ali’ye ve soyuna yapılan haksızlıklar, katliamlar dolayısıyla Hz. Peygambere yapılıyordu. Cahilliye döneminde Arap toplumunun başına bela olan putperest köleci bezirganlar, görünürde Müslüman olup öz olarak bezirganlığı sürdüren bu kişiler</p>
<p><span id="more-4"></span></p>
<p>Hz. Peygamber döneminde yapamadıklarının adeta acısını çıkartıyordu. Ebubekir’le başlayan süreç Yezit’e kadar uzanıyor, oradan da Yavuz Selim’e kadar gidiyordu. Bu süreçten günümüze kadar sayısız acılar yaşandı. insanlık tarihinde görülmedik vahşi katliamlar yapıldı. Bu sürece dair anlatılacak çok şey var ve bunlar dün olmuş gibi güncelliğini koruyor. Çünkü günümüzde de bu misyon en inceltilmiş haliyle sürüyor. Bu misyon kirli, ikiyüzlü bir misyondur.</p>
<p>Hz. Muhammed’in torunlarını katletmek ve ondan sonra da ona salavat etmek ikiyüzlülük değil de nedir? Maalesef İslam tarihinde bunlar yaşandı ve günümüze dek etki bırakacak kadar güçlü yaşandı.</p>
<p>Hz. Ali’yi tanımaya devam ediyoruz. İslamiyet, başta Hz. Ali’nin soylu mücadelesi olmak üzere gelişmeye devam ediyordu. Bu gelişme beraberinde bir çok sorunu da getiriyordu. Bu sorunların başında da eski putperest bezirganların Müslümanlığı kabul etmesiydi.</p>
<p>Bunlar İslamiyet’i özümsedikleri için Müslüman olmuyordular. Bunların tek gayesi gelişen İslamiyet’in kazandığı değerlerin üzerine konmaktı.</p>
<p>Nitekim daha Hz. Peygamber hakka yürümeden, bu bezirganlar fitne fesada başlamışlardı. Hz. Peygamberin hakka yürümesinden sonra ise saldırılarını alenileştirip sıklaştırmaya başladılar. Bu saldırıların hedefi Hz. Ali’ydi, dolayısıyla Hz. Peygamberdi.</p>
<p>İslamiyet gelişen ve güçlenen bir din olarak kendi kurumlarını da yaratıyordu.</p>
<p>Bu kurumların en önemlisi de halifeliktir. Halife olan kişi İslam toplumunu dini ve siyasi olarak yönetmekle görevli olan kişidir. Bu anlamda halifelik önemlidir.</p>
<p>Hz. Peygamberin kendisinden sonra halifenin kim olması gerektiği konusunda hadisleri vardır. Hz. Peygamber bir çok sohbetinde kendisinden sonra Hz. Ali’yi halife olarak tanıtmıştır. Ve o zaman herkes bu halifeliği onaylamıştır.</p>
<p>Ne var ki Hz. Peygamberin vefatından kısa bir süre sonra, -ki bu süre daha Hz. Peygamber defin edilmeden öncedir- eski putperest bezirganlar kendi halifelerini seçmişlerdi. Hz. Ali, Hz. Peygamberin defin işleriyle uğraşırken onlar kendi halifelerini seçiyorlardı. Hz. Ali, sadece bir yönüyle değil, bütün özellikleriyle halifeliği hak eden kişidir.</p>
<p>Bu özellikleri; ilk Müslüman olan kişidir, bütün ömrü İslamiyet için çalışmakla geçmiştir, bilgelikte, cesurlukta, fedakârlıkta üstüne yoktur. Ayrıca Hz. Peygamberin soyunu sürdürendir. Bütün bunlara ek olarak Hz. Peygamberin hadisleri var. Örneklersek: “Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır. Ali’yi sevmeyen beni de sevmiyordur.</p>
<p>Bir kimse Ali’ye saygısızlık etti mi ban saygısızlık etmiştir.” Bunlara benzer onlarca örnek. Bütün bunlar dünya insanlığının kabul ettiği genel gerçeklerdir. Bu gerçekleri günümüzün Sünni din bilginleri de kabul etmektedir. Ne yazık çıkarları el vermediği için ikiy üzlülük yapmaktalar.</p>
<p>Bütün bunların herkesin kabul ettiği genel doğrular olduğunu belirttik. Bir de biz Alevilerin Hz. Ali hakkında bize özgü doğrularımız ve tanımlamamız var. Bunları da yeri geldiğinde belirtmeye çalışacağız.</p>
<p>Hz. Ali gücü olmasına, hakkı olmasına rağmen halifelik için kavgaya girişmedi. İslamiyet’in zarar görmemesi için Ebubekir’in halifeliğine ses çıkarmadı. Taraftarlarına dünya malının geçici olduğunu telkin edip onları kavgadan uzaklaştırdı.</p>
<p>Ne var ki bu eski putperest bezirganlar sadece dünya malı ile yetinmediler. Bu putperest bezirganlar insanlığa umut olan İslam dinini de kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başladılar. Cahilliye dönemindeki eski gelenekleri tekrar yaşamaya/yaşatmaya başladılar.</p>
<p>Ama bu sefer aralarında bir fark vardı. Bu fark da, cahilliye dönemindeki gerici geleneklerin İslam adı altında yaşatılmaya başlanmasıydı. Halbuki Hz. Peygamber sadece putları yıkmamış, aynı zamanda bu gerici gelenekleri de yıkmıştı. Hz. Ali burada önemli bir rol oynuyordu.</p>
<p>Bu rol de bütün bu gerilikleri teşhir etmekti. Hz. Ali görevini layıkıyla yerine getirip, daha çocukken putlara attığı taşları söze dönüştürüp bu putperest bezirganlara fırlatıyordu. Eskinin büyük putperest bezirganları, önlerine çıkan bu engeli aşmak için olmadık hilelere baş vuruyorlardı. Hz. Ali bütün sorunları teker teker aşıyordu.</p>
<p>Hz. Ali sabırlıydı, bu sabrı kimse gösterememiştir. Hz. Ali mücadelesini daha bir azimle sürdürdükçe bu putperest bezirganlar çıldırıyorlardı.</p>
<p>Ebubekir’in ölümünden sonra putperest bezirganlar yerine Ömer’i halife olarak seçtiler. Tekrar tekrar belirtmekte yarar var, Hz. Ali’yi savaş meydanında yenen olmamıştır. Hz. Ali hiç bir savaştan kaçmamıştır, bu anlamda gücü, yiğitliği tartışılmazdır. Ama bütün bu yiğitliğe rağmen Hz. Ali, halifelik kavgasına girmemiştir. Bütün haksızlıklara, kışkırtmalara, tahriklere rağmen.</p>
<p>Hz. Ali bunu yaparken bir tek gayesi vardı. O da; İslamiyet zarar görmesin. Nitekim Ömer’in ölümünden sonra bu sefer Osman’ı halife ettiler bu bezirganlar.</p>
<p>Hz. Ali sabırlıydı, sabrı en büyük silahtı. Bu putperest bezirganlar sadece Hz. Ali’yle savaşmıyorlardı, aynı zamanda kendi içlerinde de büyük anlaşmazlıklar, çelişkiler vardı. Bu çelişkiler sonucunda Osman öldürüldü. Osman’ın ölümünden sonra, nihayet Hz. Ali halife oldu. Baştan beri olması gereken şimdi oluyordu. Bu putperest bezirganlar tayfası bu halifeliği mecburen de olsa kabullenmek zorunda kalıyordu.</p>
<p>Bu döneme dair ciltler dolusu değerlendirilme yapıla bilinir. Çünkü bu dönem İslam tarihinin en belirleyici dönemidir.</p>
<p>Hz. Ali halife olmuştu olmasına ama bu putperest bezirganlar boş durmuyordu. Hz. Ali bu putperest bezirgan tayfasının yaptığı tahribatları onarmakla meşgulken, onlar Hz. Ali’yi ortadan kaldırmanın planlarını yapmaktaydılar. Bu planların sonucu, Hz. Ali 24. 01. 661 tarihinde ibn mülcem adındaki katil tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.</p>
<p>Hz. Ali’nin şahadeti İslam tarihinde kanlı bir dönemin başlangıcı olmuştur. O tarihten bu yana, başta Hz. Ali’nin soyu olmak üzere, Hz. Ali’yi sevenler onun yolunda yürümek isteyenler insanlık tarihinde rastlanmamış katliamlara, baskılara maruz kaldılar. Bu katliamlar ve baskılar günümüze kadar da geliyor. Ve aradan 1400 yıl geçmesine rağmen, hâlâ Hz. Ali’nin yolunu tutanlar, yani Aleviler kendilerini açıktan ifade edemiyorlar.</p>
<p>Hz. Ali’nin kişiliğini, mücadelesini, olguları ve olayları ele alış tarzını, insan ve doğa ilişkilerini anlatmak yüzlerce cildi kapsayacak bir çalışmadır. Biliyoruz ki Hz. Ali İslamiyet’in, Hz. Peygamberden sonra en büyük temsilcisidir. Bu anlamda tarih boyunca insanlar en zor dönemlerinde Hz. Ali’yi çağırmışlardır</p>
<p><strong>Kaynak <a href="http://alevikonseyi.com/">www.alevikonseyi.com</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
