<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>HZ ALİ</title>
	<atom:link href="http://hzali.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hzali.org</link>
	<description>hz ali alevilik bektaşilik 12 imam</description>
	<pubDate>Sat, 06 Sep 2008 20:36:58 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Hz Ali Divanindan Bağzı Sözler</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-divanindan-bagzi-sozler.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-divanindan-bagzi-sozler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 12:41:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hz Ali nin Sözleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=14</guid>
		<description><![CDATA[Hz.Ali nin bütün insanlığa ışık tutan bu fikir ve şiirlerini olduğu gibi yazmak, ciltler doldurur bir hazinedir. Biz burada bunlardan ancak bir demet sunacağız. Bunları okuyacak olanlar, biraz düşünecek olurlarsa, bu sözlerin ne büyük mânâlar taşıdığını iyice anlarlar.
«Senin hayatın, günün birinde sona erecek bu fanî dünyada bir müddet bulunuşun sayılı bir kaç dakikadan ibarettir.»
«Her nefes [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hz.Ali nin bütün insanlığa ışık tutan bu fikir ve şiirlerini olduğu gibi yazmak, ciltler doldurur bir hazinedir. Biz burada bunlardan ancak bir demet sunacağız. Bunları okuyacak olanlar, biraz düşünecek olurlarsa, bu sözlerin ne büyük mânâlar taşıdığını iyice anlarlar.</strong></p>
<p>«Senin hayatın, günün birinde sona erecek bu fanî dünyada bir müddet bulunuşun sayılı bir kaç dakikadan ibarettir.»</p>
<p>«Her nefes alışında ömründen bir parça eksilir. Demek oluyor ki seni ifnâ eden, seni ölüme yaklaştıran her nefes, aynı zamanda seni yaşatıyor da.»<span id="more-14"></span></p>
<p>«Seni bir kuvvet bu âlemden sürüp bir başka âleme doğru götürüyor.»</p>
<p>«Bu gün başka bir beldede sabahlarsın. Ve onsuz akşamlarsın. Bununla beraber bedenini devamlı olarak değiştirmekte olduğundan haberin bile yoktur. »</p>
<p>«Her şey Allah ın azametine boyun eğer. Ve her şey onun kudreti ile vücut bulur ve onun kudreti ile devam eder.»</p>
<p>«Yüz ve ahlâk güzelliği her fakirin zenginliğidir. Allah a sığınanlara, Allah en hakikî ve en güzel zenginlikleri hazinesinden verir.»</p>
<p>«Zelil ve hakîr olan, ancak Allah a sığınmakla onun yolunda yürümekle bu hâlden kurtulabilir.»</p>
<p>«Allah, her zayıf ve zavallının kuvvetidir. Onlar ancak Allah ın inâyeti ve kudreti ile bu zayıf ve zavallı duygulardan kurtulabilirler.»</p>
<p>«Allah, her ıstırap çekenin sığınacağı tek varlıktır. Istırap çekenler, ancak varlıklarını kalp hulusluğu ile ona adamakla ıstıraptan kurtulabilirler.»</p>
<p>«Allah, ondan yardım isteyen kullarının seslerini mutlaka işitir. Ve feryat edemiyenin derdini dökemiyenlerin de içindekileri okur, bilir.»</p>
<p>«Ölüm şerbetini içenler hakikatte ona rücû ederler. Allah a dönerler.»</p>
<p>«Yâ Rabbî! Seni gözler görmez ki senin şanından, kudretinden haber verebilsin.»</p>
<p>«Sen öyle bir varlıksın ki, senin vasıflarını tarif etmeğe çalışanlardan çok daha önce vardın.»</p>
<p>«Yâ Rabbî! Sen yarattığın mahlûkları vahşet içinde halketmedin.»</p>
<p>«Ve bir menfaat için onlardan kendi hesabına hiç bir amel istemedin.»</p>
<p>«Sen kimi taleb edecek olsan o senden kaçamaz.»</p>
<p>«Ve sen her kimi muâheze eyler isen o kimse senin gazabından kurtulamaz.»</p>
<p>«Ve sana karşı isyân eden kimse, senin kudretine bir zarar getiremez.»</p>
<p>«Ve sana itâat eden, senin varlığını yüceltemez.»</p>
<p>«Seni inkâr eden kimse de ne yapsa senden müstagnî kalamaz.»</p>
<p>«Yâ Rabbî! Sen yarattığın şeylerden, her şeyden ne kadar büyüksün!»</p>
<p>«Ve onların büyüklüğü, senin kudretinin, azametinin yanında ne kadar küçüktür.»</p>
<p>«Yâ Rabbî! Dünyanın nimetleri ne kadar büyük ve zengindir.»</p>
<p>«Ve bu nimetler, âhirettekilere nisbetle ne kadar küçük ve ehemmiyetsizdir.»</p>
<p>«Bir felâkete uğradığın bazı musîbetlerle karşılaştığın zaman, sabır ölçüsünü üstüne al. En iyisi budur. Sabırdan, güzel neticeler elde edersin.»</p>
<p>«Dostun ahd ve peymânını sakla ve ona riâyet et, bunu saklamakla iyi içkilerden duyulan lezzetin alâsını duyarsın.»</p>
<p>«Ve her nimetten sonra Allah a hamd-ü sena ve şükret ki, o sana daha büyüğünü ihsân eylesin.»</p>
<p>«Halk içinde derecelerin en yükseğine talîb olma. Çünkü insan istediği değil, lâyık olduğu dereceye nâil olur.»</p>
<p>«Rızkı da her zaman helâl kapısından iste. Her zaman helâl kazanmağa çalış ki; sana her taraftan kat kat rızk gelsin.»</p>
<p>«Dostun hakkını üzerinde vâcib bil. Bir gün olur. Ondan da karşılık gelir.»</p>
<p>«Anana, babana, takva sâhibi olan komşuna, akraba ve taallukatına, ehil ve ayaline her zaman iyi muamele et ve onlara yardımda bulun.»</p>
<p>Hz.Ali nin vasıflarını yazmaya, ağaçlar kâlem, denizler mürekkep olsa, yine de güç yetmez. Deryadan bir damla.</p>
<p>Hata ve noksanlarımızı affetsinler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-divanindan-bagzi-sozler.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali nin  Vasıfları ve Faziletleri</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-nin-vasiflari-ve-faziletleri.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-nin-vasiflari-ve-faziletleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 12:37:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hz Ali nin  Faziletleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[Hz.Peygamber buyuruyor :
Tamam insanlar ve cinler, senin fazîletlerini tamamlayamazlar, öyle ise biz nasıl onun fazîletlerini tamamlayabiliriz. 
Tarihler boyunca yazan, ünlü müfessirler naklediyorlar ki:
Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kâlem olsa, Âdem oğulları yazıcı olsalar, cin tayfası da hesap tutsalar; Yâ Ali, senin fazîletlerini tamamlayamazlar.
Yine müfessirler diyor ki:
İmâm-ı Ali yi seven saadete erişmiştir, ona düşman bulunan şakî [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hz.Peygamber buyuruyor :<br />
Tamam insanlar ve cinler, senin fazîletlerini tamamlayamazlar, öyle ise biz nasıl onun fazîletlerini tamamlayabiliriz. </strong></p>
<p>Tarihler boyunca yazan, ünlü müfessirler naklediyorlar ki:<br />
Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kâlem olsa, Âdem oğulları yazıcı olsalar, cin tayfası da hesap tutsalar; Yâ Ali, senin fazîletlerini tamamlayamazlar.</p>
<p>Yine müfessirler diyor ki:<br />
İmâm-ı Ali yi seven saadete erişmiştir, ona düşman bulunan şakî dir, her türlü günahı işleyen hayduttur. İmâm-ı Ali yi sevmek îmandan gelir, ona düşmanlık küfür ve nifâktandır. <span id="more-13"></span></p>
<p>Hz.Ali; Kerem sahibi, cömert, âlî-cenâb, âdil, ziyadesiyle merhametli, re y ve tedbir sahibi, asla doğruluktan ayrılmaz; hıyânet, kin, garez, gizli husûmet bilmez, gıll ü gışştan âzâde, güler yüzlü, mizah ve lâtifeyi sever, cesur, şecâat sahibi, fevkalâde fasâhât ve belâgata ve telâkat-i lisana mâlik; edib, şair ve zamanın bütün ilmine vakıf bir zât olup, batını ilimle de mücehhez idi.</p>
<p>İslâm olarak doğan, dâvete ilk uyan ve erkeklerden ilk Müslüman olan, Hicret ten önce ve Hicret gecesi, canını Hz.Resûlullah a fedâ etmeyi, şükür secdesine kapanarak kabûl eden; Bedir de, Uhud da, Hendek te ve yapılan bütün savaşlarda, İslâm ı yücelten, Hayber i alan Hz.Ali dir.</p>
<p>Hz.Peygamber i yıkayan, defneden ve ancak İslâm ın bölünmemesi için sabreden, Hz.Ali dir.</p>
<p>Kendisinden önceki o makama geçenlerin sayısız mal varlıklarına karşı, halîfeliğinde; Şam ülkesinden başka, bütün İslâm diyarına hüküm yürüten, fakat Hak ka kavuştuğunda ancak dört yüz dirhemi olan Hz.Ali dir.</p>
<p>Geçiminde kendini taklide kalkışana;  Ben mü minlerin emîriyim; onların en yoksulunun geçindiği gibi geçinmek zorundayım  buyuran, kışın ısınmak için sırtına attığı köhne kadife parçasını bile,  Beyt ül-mâl den almayıp, Medine den getirten Hz.Ali dir.</p>
<p>Kuru ekmeği yemeye çalıştığını görüp şaşıranlara;  Hz.Resûlullah bundan daha katısını yerdi  diyen Hz.Ali dir.</p>
<p>Hz.Ali ancak ulvî fikir, prensip ve kutsal dava için, doğruluk uğruna cenk ederdi. Hatta icap ettikçe İslâmiyet için, Hz.Peygamber için, canını fedâ etmekten katiyyen çekinmezdi.</p>
<p>Hz.Ali, binlerce insan kendisine tâbi olduğu halde, hilâfet makamına geçmek için kılıç çekmedi, yani Zülfekâr ını kullanmadı. Zira o sabırlı bir kahraman, fedakâr bir cengaverdi ve feragat sahibi idi.</p>
<p>Hz.Ali, tek İslâmiyet sarsılmasında, varsın kendi sarih hakkı çiğnensin diye düşünüyordu.</p>
<p>Hz.Ali ne mala, ne mevkiye, ne makama ve ne de dünyaya önem vermezdi. Katiyyen ihtirâs sahibi değildi.</p>
<p>Hz.Peygamber;  Ben Kur ân ın inişi üzerinde, onu kabul ettirmek için savaşmadayım; Ali ise onun te vili için, hükmünün gereğini bildirmek için savaşır  buyurmuşlar;  O nun, bey atinden dönenlerle, gerçekten sapıp zulmedenlerle ve ok yaydan çıkar gibi dinden çıkanlarla savaşacağını  söylemişlerdir. Hz.Ali de bunu, Hz.Resûl den rivâyet etmiştir.</p>
<p>Hz.Ali; Cemel savaşında bey atinden dönenlerle, Sıffıyn savaşında gerçekten sapıp zulmedenlerle, Nehrevan savaşında da dinden dönenlerle savaşmıştı.<br />
Hz.Ali en yüce makam olan şehâdet makamına ermiş, canından fazla sevdiği Hz.Resûlullah a kavuşmuştu.</p>
<p>Ehl-i Beyt  ve Hz.Ali düşmanı olan Muâviye bir gün; Hz.Ali yi sevenlerden Dırâr a ısrarla;  Ali yi bana anlat  demişti.</p>
<p>Dırâr söze başladı:<br />
Onun yüceliğine bir son, ululuğuna bir sınır yoktu. Gücü kuvveti çetindi; sözü kesindi. Adâletle hükmederdi. Her yanından bilgi fışkırırdı. Sözünden hikmet dile gelir, coşardı.</p>
<p>Dünyadan, dünya lezzetlerinden çekinirdi. Gece garibliğiyle esenleşirdi. Çok ağlardı, uzun düşünürdü. En değersiz elbise giyer, en değersiz şeyleri yerdi. İçimizden birisi gibiydi; o kadar yakındık ona; yine de heybetinden söz söyleyemezdik. Din ehlini ağırlar, yoksullarla düşer kalkardı. Kuvvetli, o varken kötülük edemez, zayıf adâletinden me yus olmazdı. Bazı vakitler gördüm, yasa batanlar gibi ağlar; «Ey dünya» derdi; «Benden başkasını aldat; ömrün kısadır senin, değerin az. Âh âh, azığın azlığından, yolun uzunluğundan, yatılacak yerin katılığından , varılacak yerin ululuğundan»</p>
<p>Bu sözleri duyan, ne düşündü acaba? Kendisini, yaptıklarını, yaşayışını, gözünün önüne getirebildi mi?</p>
<p>Hz.Ali nin vasıflarını yazmaya, seciyyelerini sayıp dökmeye kalkışsak, sonu gelmez bir kitap olur; yine de Hz.Ali nin övgüsü olmaz bu kitap. Hz.Ali yi öven, Hz.Ali nin kadrince değil, ancak kendi kadrince över.</p>
<p>Biz de burada Hz.Ali nin yüce kişiliği ve fazîletleri hakkında yazılanlardan bir kısmını, kısa bölümler halinde aktarmak istiyoruz.</p>
<p>Şecâatı<br />
Hz.İmâm-ı Ali savaş meydanına ayak attı mı, karşısındaki babayiğitlerin göğüsleri daralır, renkleri sararırdı. Hz.Ali nin darbeleri kendisine mahsustu. Büyük kahramanlardan bir kısmı, onun bir darbesiyle can vermişlerdi.</p>
<p>İbn-i Hadit, Sait ten naklen diyor ki;<br />
Ali Aleyhisselâm demirden dağdır, kâfir ve münâfıklar için tehlikeli idi. Müslümanların izzetini, müşriklerin zilletini Cenâb-ı Hak, İmâm-ı Ali nin eline bırakmıştı. Ali Aleyhisselâm ın şecâatı, putperestliğin ortadan kalkmasına sebep oldu.</p>
<p>Bu sebepten Hz.Peygamber buyuruyor:<br />
-Eğer Ali nin Zülfekâr ının darbesi olmasaydı, İslâm ayakta kalamazdı.</p>
<p>Zübeyr bin Avm diyor ki:<br />
Hiçbir savaşta kimseden korkmadım ve çekinmedim. Ancak Ali nin karşısına çıkınca onun şiddet ve vahşetinden kendimi kaybeder gibi oluyordum. Onun reşâdeti ve savaşlardaki babayiğitliği herkesi hayret ve taaccüpte bırakıyordu.</p>
<p>Uhud Savaşında, Hendek Savaşında ve Hayber de; babayiğitlerin, kahramanların öldürülmesi, Hz.Ali nin şecâatini herkese tanıttı. Hicret gecesi, Hz.Peygamber in yatağında korkmadan tek başına yatması, onun şecâatini göstermez mi?</p>
<p>Hz.Ali, savaş meydanlarında düşmanına ancak bir darbe vururdu. İkinciye lüzum görmezdi. Bir darbesi ile karşısındaki pehlivanların pek çoğu yıkılmıştır. Ölse de, ölmese de ikinci defa kılıç vurmazdı.</p>
<p>Sabrı ve Hilmi<br />
Hz.Ali nin sabrı ve hilmi nefsinin üstün sıfatlarındandır. Bütün dertlerin teskini sabır ile biter. Sabır hakkında Cenâb-ı Hak, Kur ân-ı Kerîm de;  Muhakkak Allah sabredenleri sever  buyurmuşlardır.</p>
<p>Hz.Ali, her yönü ile hilim sahibi ve sabırlı idi. Onun hareketleri âdilane idi. Sabretmesi ile dâimâ zaferi elde ederdi. Her kaza ve her savaşta sabrederdi.  Her kim sabrederse zafer bulur  sözü gereği; doğru işlerde dâimâ sabrederdi, fakat gerçek karşısında hiçbir hadisede, hiçbir kimseden korkusu yoktu. Cenâb-ı Hak kın sabredenlerle beraber olduğunu bilirdi.</p>
<p>Hz.Ali nin hilmi; Hak kın ihyası, din ve mezhebin ileri gitmesi içindi. Hz.Ali, kendi vasiyyetinde de çocuklarını sabre davet etmişti. Halkı da sabre davet ederdi. Hatta savaşlarda da evvela sabreder, düşman tecavüzünü aleni olarak meydana vuruncaya kadar beklerdi.</p>
<p>Bütün savaşlarda açlığa ve susuzluğa sabrederdi. Meşakkatli işlerde de, tahammül ederdi. Hilâfet fitnesinde Hz.Resûl, ona sabır tavsiye etmişti. İslâmiyetin muhafazası için tam 25 yıl sabretmişlerdi.</p>
<p>Sahâveti (Cömertliği)<br />
Sahâvet, bahşiş ve muhabbet, fertler arasında cazibeli bir duygu uyandırır. Hz.Ali bütün hayatı boyunca, gençlik ve ihtiyarlığında bahşiş ve sahâveti son hadde getirmişti.</p>
<p>Bir gün mübaşirlerden biri mülkünün aidatını Hz.İmâm-ı Ali ye getirmişti. Hz.İmâm-ı Ali hemen bu paranın hepsini fukaraya taksim etti. Aynı adam, aynı günde Hz.İmâm-ı Ali yi çarşıda gördü. Ailesinin akşam yemeğini tedarik için, kılıçlarından birisini çarşıda satılığa çıkarmıştı.</p>
<p>Hz.Ali, asla kimseyi geri çevirmezdi:  Bir kimsenin, benden bir şey isteyeceğini hissettiğim anda, o izhâr etmeden ben elimi ona uzatırdım  demiştir.</p>
<p>Hz.Ali nin bir zamanlar cebinde ancak dört dinarı vardı; birini gece, birini gündüz, birini aleni, birini de gizli olarak fakirlere vermişti.</p>
<p>Hz.Ali, rükû halinde iken parmağındaki kıymetli yüzüğü aç bir fakire bağışlamıştı. Bu olaylardan dolayı âyetler nâzil olmuştur.</p>
<p>Bir gün, kendi hizmetkârı Kamber ile çarşıya gitti. İki gömlek satın aldı. İyisini ve yenisini Kamber e verdi, eskisini de kendisi giydi.</p>
<p>Hz.Ali nin sahâvetleri pek çoktur. Yukarıda anlatılanlar, bunlardan sadece bir kısmıdır.</p>
<p>Yiyeceği ve Giyeceği<br />
Hz.İmâm-ı Ali nin yiyeceği oldukça sade ve az miktarda idi. Ekseriye yediği arpa ekmeği idi ki, kabuğunu ayırmazdı. Hz.Ali ilk üç halîfe döneminde gündüzleri ve hatta geceleri çalışırdı. Tarlalarda, bağlarda ve hurma bahçelerinde; ağaçlara su verir ve bahçeleri bellerdi. Bir gün Adîy bin Hatem, Hz.İmâm-ı Ali nin yanına geldi. O Hazretin yemekle meşgul olduğunu gördü. Hz.İmâm ın yiyeceğine dikkat edince; bir kâse su, bir miktar kuru arpa ekmeği parçaları, azıcık da tuzdan ibaret idi.</p>
<p>Arzetti ki:<br />
-Yâ Emîr ül-mü minîn, siz gündüzleri bu kadar zahmet çekiyorsunuz. Geceleri de Tanrı ya ibâdet ile vakit geçiriyorsunuz, yiyeceğinizde bunlar. Bu size kâfi gelebilir mi?</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali buyurdu:<br />
-Lâzımdır ki serkeş nefsi mümkün mertebe riyâzete alıştırayım, tuğyân (azgınlık) etmesin, diyerek bir şiir okudu.</p>
<p>Şiir in meâli şöyle idi:<br />
Nefsini kanâata alıştır ve illâ kendi istihkakından fazlasını senden ister.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali bu sade yemeği yer, ekseri günlerde de oruç tutardı. Hz.Ali nin giyeceği de yiyeceği gibi sadeydi.</p>
<p>İbn-i Cevzi anlatıyor:<br />
Hz.Ali nin şalvarı sert idi, gömleği de kıldan idi. Halbuki Şam dan gayri bütün Müslüman toprakları onun elindeydi.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali elbise ve ayakkabısını kendi yamardı. Diğer işlerini de ekseriya kendisi görürdü.</p>
<p>Hz.Ali buyururdu ki:</p>
<p>Ben sizin imâmınız ve halîfeniz olduğuma göre, fukaranın perişanlığına ortak olmuş olmalıyım. Öyle yemek yiyeyim, öyle elbise giyeyim ki en fakir kimse beni görünce kendi fukaralığına sabretsin. Ben biliyorum, benim gibi kimse yapamaz. Fakat imâmlıkta memurum, siz de benim gittiğim yoldan gidiniz.</p>
<p>Bilgi ve Hikmeti<br />
Dünyada ,dost ve düşmanlar arasında bilgisinin üstüne kimse yoktu. Zebûr u, Tevrât ı, İncîl i ve Kur ân-ı Kerîm i ezbere bilir, birkaç lisan konuşurdu.</p>
<p>Tarihçiler diyorlar ki:<br />
Hz.Resûl, bir gün Hz.İmâm-ı Ali nin pazusunu tuttu. Yüksek sesle buyurdu:<br />
Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. Kim ilim arıyorsa onun kapısına uğrasın, o kapıdan bana gelsin.</p>
<p>Hz.Ali ye suâl sordukları zaman, her suâlin cevâbını derhal verirdi. Zira ilhâm vesilesi ile hulûlîyyetle irtibatı vardı.</p>
<p>İbn-i Ebil Hadit ve İbn-i Meysem diyorlar ki:<br />
Bütün İslâm ilimleri Ali den çıkıyor.</p>
<p>Hz.Ali, ilim ve bilgiyi her sınıftan üstün tutardı. Buyururdu ki:<br />
Fazîletlerin başı ilimdir der ve halkı bilgiye teşvik ederdi.</p>
<p>Yine buyururdu ki:<br />
İlim maldan hayırlıdır.</p>
<p>Dâimâ isterdi ki karşısına bir kemâl sahibi çıksın. Onunla derdi dil etsin. Bilginin müşkül taraflarını onunla paylaşsın.</p>
<p>Bu kadar alîm olan Hz.İmâm-ı Ali diyor ki:<br />
Her kim, bana bir harf öğretse, ben ona kul, köle olurum.</p>
<p>İmanı ve İbadeti<br />
Nefsin en büyük fazîleti, ulûhiyyet makamına tâzim ve sitayiştir. Nefsi ıslah etmek lâzımdır. İbâdetin neticesi, nefsi kötü alışkanlıklardan çeker. En iyi ibâdet sırf Allah ın rızâsı için yapılan ibâdettir. Cenâb-ı Hak Kur ân-ı Kerîm de; «Mertlerin en iyisi takvâ sahibi olandır» diyor. Takvâ ile süslenen imâm, hakiki imâmdır.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali de; îman, takvâ, ibâdet eksiksiz vardı. Hz.İmâm-ı Ali tam bir aşk ile ibâdet ederdi. O hakiki aşıktı. Münacaat ettiği zamanlar ve namaz ile meşgul olunca; ekseriya kulakları işitmez, gözleri de görmezdi, çünkü fikren başka şeyle meşgul olmazdı. Her şey onun nazarında unutulur, gerçeği gören gözleri ancak Allah a müteveccih olurdu.</p>
<p>Meşhurdur ki; bir savaşta, bir ok ayağına batmıştı, çok eziyet ediyordu. Oka el sürülünce çok acı veriyordu, bu sebepten çıkaramıyorlardı.</p>
<p>Cerraha dedi ki:</p>
<p>-Ben namazda iken oku çekiniz.</p>
<p>Namaza durdu, secdeye vardığı zaman oku birden çektiler ve çıkardılar Hz.Ali de ağrı duymadı.</p>
<p>Secdeleri uzun sürerdi, secdede iken bazen gözünden yaş dökülürdü. Savaş esnasında bile namazdan gaflet etmezdi.</p>
<p>Bir çok kimseler, cennet için Allah a ibâdet ederler. Bu konu da Hz.Ali diyor ki:<br />
Yâ Rabbî! Ben sana cennet için değil, cehennem korkusu için de ibâdet etmiyorum. Belki seni tapınmağa lâyık olarak tanıdığım için ibâdetimi yapıyorum.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali nin fikri, zikri ve hareketleri, gerçek yol içindir. Her ne tarafa baksa Allah ı görürdü ve buyururdu ki:</p>
<p>Hiçbir şey görmedim meğer ondan evvel ve onunla, ondan sonra gördüğüm hep Cenâb-ı Hak tır.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali diyor ki:</p>
<p>Görmediğim Allah a ibâdet etmedim, tapmam.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali nin ibâdeti, yalnız oruç ve sair farzlar değildi. Belki bütün hareketleri ibâdet idi.</p>
<p>Fasâhât ve Belâgatı<br />
Bir mert; söz söylemedikçe, konuşmadıkça, onun yapı ve hüneri gizli kalır. Hz.İmâm-ı Ali nin fasâhâti, bütün Arap fasîhlerini hayrete düşürmüş, ona  Sözün emîri  adını vermişlerdir.</p>
<p>Ferman yazmak, Arap ediplerinin ikrârınca onun hutbelerinden elde edilmiştir. Hz.İmâm-ı Ali nin sözleri öyledir ki, cümleler arasında mantıki bir irtibat mevcuttur. Hz.İmâm-ı Ali nin hatırına gelen matlablar, dilinden tatlı bir şekilde dökülür akardı.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali nin fasâhât ve belâgatini tam olarak anlayabilmek için, eşsiz söz ve hutbelerinin kâleme döküldüğü;  Nehc ül-Belâga  eserinin tamamını okumak gerekir.</p>
<p>Adaleti ve Gerçeği İsteyişi<br />
Hz.İmâm-ı Ali hak ve hakikatı isteyen bir kişi idi. O dâimâ hak ve adâleti nazara alırdı. Kendi çocuğunu, siyah bir habeşi ile bir tutardı. Günah sahibine ve sitem yapanlara şiddetli ceza verirdi. Mazlûmların hakkını alarak kendilerini memnun ederdi. Zayıflar ve bî-çareler benim gözümde azizdirler. Baş kaldıran sitem sahipleri ve kuvvetliler, benim yanımda zayıftırlar  derdi.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali nin, hükümetinin esası; adâlet ve takvâ payesine dayanmıştır. Talha ve Zübeyr, Hz.İmâm-ı Ali nin hilâfeti zamanında servet sahibi idiler.<br />
Hz.İmâm-ı Ali onlara sordu:</p>
<p>-Sair halktan kendinizi üstün görmenizin delili nedir?<br />
-Ömer İbn-i Hattab, hilâfeti zamanında bize diğer halktan daha fazla para verirdi.<br />
-Peki Peygamber zamanında size verilen para ne kadardı?<br />
-Sair halk gibi idi.<br />
-Bugün de alacağınız sair halk gibi olacak.<br />
-Fakat biz hizmetler ettik.<br />
-Benim hizmetlerim, sizin tasdikiniz ile herkesten daha fazladır, ayrıca bugün halîfeyim, fakat kendim ile en fakir adam arasında bir imtiyazım olacağına râzı değilim.</p>
<p>Hz.Ali, halîfeliği döneminde; Abdullah bin Abbas a hitaben yazıyor:</p>
<p>Ey Basra fermandarı, seni kökten ve necattan doğru bir insan biliyordum. Bununla beraber işittim, memleket dahilinde ben cengi cidal ile meşgul iken, sen de fırsatı gânimet bilerek Müslümanların mallarını yağmaya kalkmışsın. «Beyt ül-mâl»dan, altın ve gümüş sikkeler ele geçirmişsin. İhtiyarlık için Hicaz a göndermişsin. Yazıklar olsun sana ey Abbas ın oğlu. Kocasız kadınların ve yetimlerin, fakirlerin hakkı olan bu parayı kendine nasıl sarf edeceksin? Mahşer gününün hesabından, Allah ın azâbından korkmadın mı?</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali adâleti ile meşhur idi. Bütün hayatı boyunca kimseye zulüm yapmamıştı. Hatta kendi kardeşinin, akrabalarının tarafını tutmamış, bütün Müslümanları bir seviyede tutmuştur.</p>
<p>Bir gün mahkemeye düştüğünde Hakime:</p>
<p>Adâletle hüküm ver, benimle davacım arasında hiçbir fark koyma  demiştir.</p>
<p>Hz.Ali insanlara adâlet ile muamele yapmış, devlet hazinesinin bir kuruşunu kendisine veya yakın uzak akrabasına sarf etmemiştir.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali nin, adâleti bu şekilde idi.</p>
<p>Affı ve Acımaları<br />
Hz.İmâm-ı Ali şefkat ve merhamet sahibi, büyük bir âtıfaya mazhar idi. O; çalışır, iş görür, zahmet çeker, sonunda kazandığı paranın cüz i bir kısmını evine harcar, geriye kalan büyük kısmını da kimsesizlere, çaresizlere sarf ederdi.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali, yetimlerin babası idi. Dul kalmış bî-çare kadınların ve ihtiyarların yardımına koşar, sanki sahipleriymiş gibi onlar için çalışırdı. Takattan düşenlerin ellerinden tutar, zayıfların yardımlarına koşardı.</p>
<p>Hilâfeti zamanında, geceleri karanlıkta dışarı çıkar; hurma, ekmek, unu fakirlere, dullara, yetimlere götürür ve dağıtırdı. Fakat kendisini asla kimseye tanıtmazdı. Yiyecekleri alanlar onun kim olduğunu bilmezlerdi. Ekseriya bunları çuvala doldurup sırtına alır götürürdü. Namazda şehit edildiği gece yüzlerce ev, erzaksız kalmıştı. O vakit, o tanımadıkları yiyecek getirip dağıtanın, Hz.İmâm-ı Ali olduğunu anladılar.</p>
<p>Hz.İmâm-ı Ali; kerim, necîb, asîl ve merhametli idi. Onun affı, göz yumması ve merhameti sonsuzdu.</p>
<p>Hz.Ali, dâimâ askerlerine derdi ki:<br />
-Düşmanı kovalamayınız, onların yaralananlarının yarasını sarınız, esirlerini tedavi ediniz.</p>
<p>Cemel savaşında, düşmandan ölenlerin de cenaze namazını kıldı. Kendi katili için şöyle buyurdu:<br />
-Onu idare ediniz. Aç ve susuz bırakmayınız, eğer ben sağ kalırsam, ondan sarfınazar ederim. Ölürsem, bir kılıçtan fazla ona vurmayınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-nin-vasiflari-ve-faziletleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali nin Ölümü Şehadeti</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-nin-olumu-sehadeti.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-nin-olumu-sehadeti.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 12:30:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hz ALİ]]></category>

		<category><![CDATA[Hz Ali nin Ölümü Şehadeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[HZ. ALİ&#8217;NİN ŞEHADETİ
Hicret in 40. yılı Ramazan ayı gelmişti. Hz.Ali, Muâviye nin üzerine yürümek için hazırlık yapmakla meşguldü.
Taberi ve İbn ül-Esir, Hz.Ali nin şehâdet sebebini şöyle anlatır:
Mülcemoğlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr;
Halkın kurtulması için, Hz.Ali nin, Muâviye nin ve Âsoğlu Amr ın ortadan kaldırılması  gerekli olduğu kanâatine vardılar. Bu işi yapacak kişilerin üçüde Hâricîlerdendi.
Mülcemoğlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HZ. ALİ&#8217;NİN ŞEHADETİ<br />
Hicret in 40. yılı Ramazan ayı gelmişti. Hz.Ali, Muâviye nin üzerine yürümek için hazırlık yapmakla meşguldü.</strong></p>
<p><strong>Taberi ve İbn ül-Esir, Hz.Ali nin şehâdet sebebini şöyle anlatır:</strong></p>
<p><strong>Mülcemoğlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr;</strong></p>
<p>Halkın kurtulması için, Hz.Ali nin, Muâviye nin ve Âsoğlu Amr ın ortadan kaldırılması  gerekli olduğu kanâatine vardılar. Bu işi yapacak kişilerin üçüde Hâricîlerdendi.</p>
<p>Mülcemoğlu Hz.Ali yi, Haccâc Muâviye yi, Amr da Âsoğlu Amr ı, öldürmeye karar verdiler. Ramazan ayının 18. günü sabah namazında işlerini başaracaklardı.<br />
İbn-i Mülcem Kûfe ye geldi, mezhepdaşlarıyla buluştu; fakat yapacağı işi kimseye açmadı. Mülcemoğlu bir gün, mezhepdaşlarından birinin evinde pek güzel bir kadın gördü, vuruldu adeta. Kadına evlenme teklifinde bulundu.</p>
<p><strong>Kuttame adındaki kadın:</strong><span id="more-12"></span></p>
<p>Benim mehrim pek ağır  dedi.  Üçbin dirhem vermedikçe bir köle ve halayık satın alıp bağışlamadıkça ve Ali yi öldürmedikçe sana varmam ben  demişti.</p>
<p><strong>Mülcemoğlu:</strong></p>
<p><strong>İlk iki şartı kabul ederim  dedi;  Fakat Ali yi öldürmek elimden gelmez benim.</strong></p>
<p>Kadının; babası ve kardeşi, Nehrevan da öldürülen Hâricîlerdendi.  İmkânı yok  dedi.  Ali öldürülmedikçe yüreğim soğumaz benim. Ben sana yardımcı bulurum.  dedi. Mülcemoğluna, Şebib ve Verdan ı tanıştırdı; bunlar da Mülcemoğluna yardım edeceklerdi.</p>
<p>Mülcemoğlu, daha önce Hz.Ali ye bey at edilirken, bey at etmek istemiş, Hz.Ali onu iki kere reddetmişti. Hz.Ali, üçüncüsünde mübarek elleriyle başlarına ve sakallarına işaret buyurarak;  Buradan akacak kanla şunu boyayacak kişiyle ne işim var benim  demiş ve şu iki beyiti okumuşlardı:</p>
<p>Ölüm gelip çatınca kuşan kemerini sen; seninle buluşunca telâşa düşme, dayan.<br />
Ölüm, mahallene kondu mu, acıklanma, sızlanma dayan.</p>
<p>Hz.Ali, zaten yaşamaktan bıkmıştı.  Allah ım, sen beni bunlardan hayırlısıyla buluştur, bunlara da kötü birini musallat et  diye duâ etmişti.</p>
<p>Hz.Ali, bir gece Hz.İmâm Hüseyin in, bir gece Cafer-i Tayyâr oğlunun evinde kalıyor, üç lokmadan fazla bir şey yemiyor;  Allah ıma boş karınla temiz olarak kavuşmam daha sevimlidir bence  diyordu.</p>
<p>Ramazan ayının 18. günü, Hz.Ali evden çıkarken Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin e hediye olarak getirilmiş olan ördekler gagalarıyla eteğini tutmuşlardı.<br />
Hz.Ali, onları kovalayanlara;  Bırakın  buyurmuştu;  Onlar ağlayanlardır; seher çağında da kader, yerini bulur.</p>
<p><strong>Hz.Ali;  O gece Hz.Resûlullah ı rûyada gördüğünü  de bildirmiş, şehâdete tam hazırlanmıştı.</strong></p>
<p><strong>Mescide giren Hz.Ali:</strong></p>
<p>Namaz, namaz  diye uyuyanları uyandırmağa başlamıştı ki; Şebib bir kılıç salladı; fakat kılıç mescidin kapısına geldi. Bunun üzerine önceden gelip mescide gizlenen Mülcemoğlu:</p>
<p>Yâ Ali! Hüküm ancak Allah ındır  diye bağırarak Hz.Ali nin mübarek başlarına bir kılıç vurdu. Kılıç, Hendek savaşında Amr ın yaraladığı yere geldi; imâme yarılmış, kılıç mübarek başlarına gömülmüştü.</p>
<p><strong>Yere düşmüştü Hz.Ali;  Andolsun Kâ be nin Rabbine  buyurmuştu.  Kurtuldum  dedi.</strong></p>
<p><strong>Suikastçılar kaçıyorlardı; kaçarken de bağırıyorlardı:</strong></p>
<p><strong>Emîr ül-mü minin şehit edildi!..</strong>.</p>
<p>Şebib i birisi yakaladı, kılıcını elinden aldı; fakat o, atik davrandı, kurtulup evine sığındı. Sesi duyan halk birbirine karışmıştı. Şebib in amcasının oğlu, o gece Şebib de konuktu.  Hâricî  değildi bu zât. Şebib in telaşını görünce;  Yoksa  dedi,  Mü minler emîrini sen mi öldürdün?</p>
<p><strong>Şebib:</strong></p>
<p><strong>Hayır  diyecekken  Evet  dedi; o da kılıcını çekip Şebib i öldürdü.</strong></p>
<p>Mülcemoğlu nu da birisi yakaladı, sürüyerek mescide götürdü. Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin ile yakınları mescide girdikleri zaman, Hz.Ali yi mihrabın önünde yerden toprak alıp;  Ondan yarattık sizi, yine oraya iâde edeceğiz; ordan çıkaracağız bir kere daha sizi  meâlindeki âyeti okuyup, yarasına basıyor buldular. (Tâhâ 55. âyet)</p>
<p>Hz.Ali yi yaralı halde eve götürdüler. Yaranın şiddetinden, evdekilerin kimi kendinden geçiyor, kimi kendine geliyordu. Hz.Ali bir aralık mübarek gözlerini açıp başucundakilere bakarak şöyle buyurdu:</p>
<p>En güzel, en yüce arkadaşa, en hayırlı konağa, en güzel huzûr ve istirahat yerine gidiyorum.</p>
<p><strong>Sonra Mülcemoğlu nu, elleri bağlı olarak Hz.Ali nin yanına getirdiler.</strong></p>
<p><strong>Hz.Ali:</strong></p>
<p><strong>Ey Allah ın düşmanı  dedi,  Ben sana iyilik etmedim mi?</strong></p>
<p><strong>Mülcemoğlu:</strong></p>
<p><strong>Evet  dedi,  İyilik ettin.</strong></p>
<p><strong>Hz.Ali:</strong></p>
<p><strong>Peki  dedi,  Bu yaptığın ne?</strong></p>
<p><strong>Mülcemoğlu:</strong></p>
<p><strong>Kılıcımı kırk sabah biledim, Allah tan, onunla halkın en kötüsünü öldürmesini diledim.  dedi.</strong></p>
<p><strong>Hz.Ali:</strong></p>
<p><strong>Sende onunla öldürüleceksin; halkın en kötüsü, görüyorsun ki sensin  buyurdu ve yanındakilere dedi ki:</strong></p>
<p>Bunu götürün, hapsedin, eziyet etmeyin, aç bırakmayın; siz ne yiyor, içiyorsanız buna da onu verin. Ben sağ kalırsam ne yapacağımı bilirim; ölürsem, o bana bir kılıç vurdu; siz de onu bir vuruşta öldürün; ama Allah ın sizi bağışlamasını da istemez misiniz?</p>
<p>Hak ka kavuştuğu gece Hz.Ali ye bir bardak süt sunmuşlardı. Yarısını içtikten sonra bardağı verdi;  Bunu  dedi;  O esirinize götürün, onu sakın aç bırakmayın.</p>
<p>Sütü Mülcemoğlu na götürdüler;  Zehirlidir  diye içmedi. Bu olayda, adâletle-zulüm, îmanla-îmansızlık, yücelikle-alçaklık, fazîletle-hıyânet; bir bardak sütle tarihe, insanlık tarihine geçti.</p>
<p>Hz.Ali Emîr ül-mü minîn, Ramazan ayının 21. gecesine kadar yaşadılar. Hz.Ali bu fânî dünyadan göçmeden önce, oğlu Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin i yanına çağırdı; onlara vasiyyetini yazdırdı ve imâmlık emanetlerini Hz.Hasan a teslim etti.</p>
<p>Hz.İmâm Ali, Hicret in 40. yılı (Milâdi 661) Ramazan ayının 21. gecesi, Hak ka vuslat etmiştir. Hz.Ali Hak ka kavuştuğunda 63 yaşında idi. Türbesi Necef şehri-IRAK tadır.</p>
<p><strong>En doğrusunu Allah bilir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-nin-olumu-sehadeti.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali nin Halifelik Dönemi</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-nin-halifelik-donemi-cem-ul-karaninin-hzali-ye-beyati-ve-sehit-olusu-kur%ef%bf%bdan-i-kerim-in-yapraklari-mizraklara-takiliyor-hakemler-olay-hariciler-olayi.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-nin-halifelik-donemi-cem-ul-karaninin-hzali-ye-beyati-ve-sehit-olusu-kur%ef%bf%bdan-i-kerim-in-yapraklari-mizraklara-takiliyor-hakemler-olay-hariciler-olayi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 12:14:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hz ALİ]]></category>

		<category><![CDATA[Hz Ali nin Halifelik Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[ Hz.Ali, Hz.Muhammed in ebedî âleme göçüşünden 25 yıl sonra, halîfelik makamının başına geçmiştir. Hz.Ali nin halîfelik dönemi 5 yıldır. (Hicret in 35-40. yılı)
Üçüncü halîfe Osman ın katledilmesinden sonra, halîfelik makamı yedi gün boş kaldı. Bunun üzerine Hz.Ali ye başvuruldu; herkes Hz.Ali ye bey at etmek istiyordu; çünkü Hz.Ali, Muhammedî ahlâkın, doğruluğun, adâletin bir mümessiliydi.
Din [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://hzali.org/wp-content/uploads/2008/06/hzh_seyin.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11" title="hzh_seyin" src="http://hzali.org/wp-content/uploads/2008/06/hzh_seyin-300x300.jpg" alt="" width="222" height="214" /></a><strong> Hz.Ali, Hz.Muhammed in ebedî âleme göçüşünden 25 yıl sonra, halîfelik makamının başına geçmiştir. Hz.Ali nin halîfelik dönemi 5 yıldır. (Hicret in 35-40. yılı)</strong></p>
<p>Üçüncü halîfe Osman ın katledilmesinden sonra, halîfelik makamı yedi gün boş kaldı. Bunun üzerine Hz.Ali ye başvuruldu; herkes Hz.Ali ye bey at etmek istiyordu; çünkü Hz.Ali, Muhammedî ahlâkın, doğruluğun, adâletin bir mümessiliydi.</p>
<p>Din ve adâlet; artık bir örtü, bir sığınak olmuştu. Boy gayreti, dünya serveti, yürekleri artıran gözleri ışıklandıran iki mihraktı. Dünya değişmemişti, fakat dünyadakiler değişmişti.</p>
<p><strong>Hz.Ali:</strong><span id="more-10"></span><br />
Size emir olmaya ihtiyacım yok, kimi isterseniz ona bey at edin, ben de râzı olurum  ve  Bırakın beni, benden başka birini arayın, bulun; çünkü görüyorum ben; bu işin sonunda çok işler var; çok renklere boyanacak bu iş, öyle bir hale gelecek ki yürekler dayanamayacak, akıllar almayacak. Çevre süslendi, delil inkâr edilir oldu.</p>
<p>Davetinize uyarsam, biliyorum neye uğrayacağım. Beni bırakırsanız, ben de içinizden biri gibi olurum; kimi emir yaparsanız onu dinlerim, ona itâat ederim; benim size vezir olmam, emir olmamdan daha hayırlıdır sizin için  diyordu.</p>
<p><strong>Sahâbe, Hz.Ali ye bey at etmekte ısrar ediyordu. Talha ile Zübeyr de aralarındaydı, diyorlardı ki;</strong></p>
<p>İnsanlara mutlaka bir imâm lâzım; senden başkasına râzı değiliz biz; İslâm da en öndesin; Resûlullah a yakınlıkta senden ileri yok; bu işte senden başka kimsenin hakkı olamaz.</p>
<p>Evet, hak sahibine gelmişti; Hakkı kabûl edenler vardı; nitekim sonra, Hz.Ali nin yolunda, Hak yolunda canlarını fedâ ettiler.</p>
<p>Fakat Hz.Ali ileriyi görüyordu; ona çekilmek üzere bilenmiş kılıçlar, ona atılmak için hazırlanmış oklar, kınlarından çekilmek, yaylarında gerilmek üzereydi. Ancak başka çare yoktu; Müslümanları da dağınık bırakamazdı.</p>
<p><strong>Hz.Ali ye bey at edildikten sonra, Mâlik ül-Eşter ayağa kalkmış yüksek bir sesle;</strong></p>
<p>Ey insanlar  demişti;  Bu vasîlerin vasîsi, Peygamberlere ait bilgilerin vârisi, pek büyük şeylerle sınanmış, zahmet ve meşakketlere katlanmış bir zâttır.</p>
<p>Tanrı kitabı, îmanına şehâdet eder, Tanrı elçisi, râzılık cennetiyle onu müjdeler. Üstünlükler, onda olgunlaşmış, toplanmıştır. İlk Müslüman oluşunda ve bilgisinde, sonra gelenlerin de bir şüphesi yoktur, evvel gelenlerin de.</p>
<p><strong>Bey at tamam olduktan sonra Hz.Ali, kalkıp Tanrı yı övmüş ve şu hutbeyi okumuştur:</strong></p>
<p>Gerçekten ulu ve üstün Allah, doğru yolu gösteren bir kitap indirmiştir; o kitapta hayrı, şerri apaçık bildirmiştir. Hayrı yapan şerri bıraksın. Noksan sıfatlardan arı olan Allah ın farzlarını yerine getirin de, cennete müstahak olun.</p>
<p>Şüphe yok ki Allah, haram olan şeyleri, kötü olduğundan haram etmiş, bu sûretle bütün Müslümanlara, bir üstünlük vermiş, Müslümanların haklarını; doğru özlü, doğru sözlü olmak ve Allah ı bir bilmekle kuvvetlendirmiştir. Bil ki Müslüman; elinden, dilinden diğer Müslümanların emin oldukları kişidir.</p>
<p><strong>Hz.Ali ye Karşı ilk Fitne Başlıyor<br />
Hz.Ali, halîfe olur olmaz Muâviye yi Şam Vâliliğinden azletti. Sonra da diğer şehirlerin Vâlilerini değiştirdi. Hz.Ali nin devlet hazinesini halka eşit olarak dağıttırması, bazılarına en ağır gelen bir işti.</strong></p>
<p>Bunlardan birisi;  Ey mü minler emîri dedi.  Bu, dün benim kölemdi, bugün onu âzâd ettim; ona ne verdiysen bana da onu verdin  demişti.</p>
<p>Hz.Ali;  Evet  buyurdu;  Sana ne kadar verdiysem, ona da o kadar verdim.</p>
<p>Talha, Zübeyr, Abdullah ve Mervan la Kureyş ten bazı kimseler de buna râzı olmadılar. Bunlardan birisi; Önceki halîfenin verdiği gibi vermezsen, seni bırakır, Şam a gider, Muâviye ye katılırız  dedi.</p>
<p>Talha, Zübeyr ve Abdullah da memurlara; Bunu siz mi yapıyorsunuz, mü minler emîri mi?  diye sordular. Memurlar;  Biz  dediler;  Onun emri olmadan bir şey yapamayız ki  cevâbını aldılar. Bunun üzerine Hz.Ali yi aradılar ve aralarında şu konuşma geçti.</p>
<p>Talha, Zübeyr, Abdullah üçü birlikte:</p>
<p>Bizim, Hz.Resûlullah a yakınlığımız var; İslâm ı ilk kabul edenlerdeniz; savaşlarda bulunduk. Senden önceki iki halîfe böyle vermezdi, bizleri üstün tutardı; sen ise bizi herkesle bir tutuyorsun.</p>
<p>Hz.Ali:<br />
-Benden önce mi Müslüman oldunuz?</p>
<p>-Hayır; sen ilk Müslümansın; ancak Resûlullah ın boyundanız, ona yakınlığımız var.</p>
<p>-Benden daha mı yakınsınız?</p>
<p>-Hâşâ, Onun senden daha yakını yok. Fakat ona uyduk, müşriklerle savaştık.</p>
<p>-Benim kadar mı savaştınız?</p>
<p>-Hâşâ, senin gibi savaşan yoktur.</p>
<p>-Andolsun Allah a, benimle işçimin arasında bile bir fark gözetmem ben  buyurdular.</p>
<p>Ertesi gün üçü birlikte, paylarına düşen parayı almadılar. Hz.Ali yi kınamaya koyuldular.</p>
<p>Bu sırada Şam da Vâli olarak bulunan Muâviye, üçüncü halîfenin kanlı gömleğini mihrâba astırmış onun altında oturuyor ve eşinin kesilmiş parmaklarını Şamlılara gösteriyor; gözlerinden yaş çıkmadan hıçkırıyor, işin aslını bilmeyen Şamlıları ağlatıyor, Hz.Ali den öc almaya yeminler ettiriyordu. Böylece yeni bir  Devr-i cehâlet  başlıyordu.</p>
<p><strong>HALİFELİK DÖNEMİNDE YAPILAN SAVAŞLAR</strong></p>
<p><strong>Cemel Savaşı</strong><br />
Hicret in 36. yılında Cemel savaşı yapıldı. Hz.Ali, bu savaşta bizzat savaşa girmiş, saflar yarmış, erler öldürmüştü. Savaştan sonra tellâllar çıkarmış;</p>
<p>Kaçanların ardına düşülmemesini, evlere girilmemesini, kimsenin silahına, elbisesine, malına dokunulmamasını, silahını bırakanın, evine kapananın amânda olduğunu  bildirmişti.</p>
<p>Bu savaşta onbin kişi ölmüştü. Hz.Ali savaştan sonra genel af ilân etti. Bu savaştan sonra Basra lılar, kendisine bey at ettiler.</p>
<p><strong>Sıffıyn Savaşı</strong><br />
Cemel savaşından sonra Hz.Ali, Hicret in 36. yılında Kûfe ye hareket ettiler. Oraya varınca bir eve konuk oldular. Biraz dinlendikten sonra mescide varıp, orada toplanan Kûfe halkına minberde;  Allah a hamd-ü senâ, Resûlullah a ve soyuna salât-ü selâmdan  sonra şu hutbeyi okudular:</p>
<p>Ey Kûfeliler, gerçekten de Müslümanlıkta üstünlüğünüz var; onu değiştirmediniz, bozmadınız. Sizi gerçeğe çağırdım, geldiniz; kötü işleri bırakıp iyiliğe koştunuz. Ancak hevâ ve hevesinize kapılmanızdan, elde edilmesi güç isteklere kapılmanızdan korkuyorum.</p>
<p>Hevâ ve hevese kapılmak, insanı gerçekten saptırır, olmayacak isteklere kapılmak adama âhireti unutturur. Bilin ki dünya, gittikçe elden çıkmaktadır; âhiret geldikçe yaklaşıp çatmaktadır. Her ikisinin de evlâdı var; siz âhiret evlâdı olun.</p>
<p>Bugün iyi işlerde bulunmaya fırsat var; sorgu-suâl yok. Yarın ise sorgu-suâl var; iyi işlerde bulunmaya fırsat yok. Hamdolsun Allah a ki dostuna yardım etti; düşmanını alt etti. Gerçeğe yardım edenleri yüceltti, sözünden dönenleri alçalttı.</p>
<p>Allah tan çekinin; Peygamberinizin «Ehl-i Beyt in»den olup, Allah a itaât edenlere itaât edin. Onlar Allah a itaât ettikçe, itaât edilmeye herkesten fazla lâyıktır. Oysa ki halkın bir kısmı, şerefimizle şeref bulduğu halde emrimize karşı durdular, cezalarını da gördüler; daha da görecekler. İçinizden bana yardımdan çekinenlerin, sözlerini tutmayın; onlarla görüşmeyin, görüşürseniz gerçeğe çağırın onları da, Allah bölüğüne uysunlar.</p>
<p>Hz.Ali, Kûfe ye yerleşince Muâviye ye mektuplar yazdı; elçiler gönderdi, bey at etmesini, Müslümanlar arasına nifak sokmamasını istedi, elinden geleni yaptı.</p>
<p>Fakat Arap İmparatorluğu sevdasına düşmüş olan, gözünü saltanat hırsı bürümüş, gönlünü Hâşimilere düşmanlık kini kaplamış bulunan Muâviye ye hiçbir tesiri olmadı.</p>
<p>Üveys ül-Karanî nin Hz.Ali ye Bey atı ve Şehit Oluşu<br />
İbn-i Abbâs diyor ki:<br />
Hz.Ali, Sıffıyn savaşında; Bana bugün, ölüm üzerine bey at etmek üzere Kûfe tarafından şu kadar kişi gelecek  buyurdular. Onlar gelmeye, ben de saymaya başladım. Buyurdukları sayıdan bir kişi eksik çıktı. Ben düşünceye dalmıştım ki; aba giymiş, uzun boylu, güler yüzlü, elinde bir kılıç, başında keçeden bir külâh bulunan heybetli biri geldi.</p>
<p>Hz.Ali ye selâm verip,  Elini uzat, bey at edeyim  dedi. Hz.Ali;  Ne üzerine bey at edeceksin  diye sordular.  Emrini dinlemek, sana itâat etmek, şehit oluncaya, yahut Allah seni üst edinceye kadar savaşmak üzere  dedi.</p>
<p>Adın ne?  dediler;  Üveys  dedi.  Üveys ül-Karanî sen misin?  diye sordular.</p>
<p>Evet dedi.</p>
<p><strong>Hz.Ali;  Allahu Ekber  buyurdular:</strong></p>
<p>Habibim Resûlullah tan işittim; Ümmetinden Üveys ül-Karanî adlı birine ulaşacağımı, onun Allah ın ve Resûl ünün bölüğünden olduğunu, benim önümde şehit olacağını, Rabîa Mudar boylarına mensûb olanlar kadar çok kişinin, onun şefâatıyla cennete gireceğini bana bildirdiler.</p>
<p>Bu sıradaydı ki, Muâviye ordusundan deveye binmiş biri, Hz.Ali nin ordusuna yaklaşıp;  Üveys sizin aranızda mı?  diye bağırdı.  Evet  dediler.  Resûlullah tan duydum; «Üveys ül-Karanî, tâbilerin en hayırlısıdır» buyurmuştu  deyip geldi ve Hz.Ali ye tâbi oldu.</p>
<p>Sonra Üveys ül-Karanî bir ip istedi, verdiler; o iple sıkıca belini bağladı; meydana çıktı, savaştı, şehit olup Rabbine ulaştı</p>
<p>Ondan sonra meydana çıkan Ammâr, doksan yaşını aşmış bir ihtiyardı. Ammâr, Hz.Peygamber in vefâtından sonra, Hz.Ali ye uyan dört kişiden biriydi. Ammâr, Bedir savaşında da bulunmuş ve sahâbedendi.</p>
<p>Ammâr;  Bugün, bu savaştan üstün bir ibâdet bulsaydım onunla meşgul olurdum  diyordu.</p>
<p>Ammâr bu arada hem düşmana hücum etmekte, hem de;</p>
<p>Rabbim uludur, gerçektir, gerçeği söylemiştir. Rabbim sen benim şehit olmamı yakınlaştır; şehit olarak ölmeyi çok isterim ben, çok severim ben  demekte ve  Nerde Rabbinin râzılığını dileyen? Nerde malından oğlundan geçip, Allah râzılığını isteyen? Cennete, cennete  diye halkı savaşa teşvik ediyordu.</p>
<p>Savaşırken Utbe oğlu Hâşim e rastladı;  Hadi Hâşim, anam babam fedâ olsun sana; hadi, hücum et düşmana  dedi.</p>
<p>Sonunda Ammâr savaş meydanında savaşırken bir fırsatını bulup onu yaraladılar, yere düştü. İbn-i Cevn, mübarek başını kesip Muâviye ye götürdü. Amr oradaydı, o bile dayanamadı, çünkü Hz.Peygamber den;  Ammâr ı öldüreni cehennemle müjdelerim  hadîsini duymuştu ve  Öldürenlere cehennemle müjde olsun  dedi.</p>
<p><strong>Muâviye:</strong></p>
<p>Onu biz öldürmedik ki  dedi;  Onu buraya getiren Ali öldürdü.</p>
<p><strong>Bu sözü duyan Hz.Ali;</strong></p>
<p>O halde  buyurmuştu;  Hz.Hamza yı da Uhud savaşına götüren Hz.Muhammed, hâşâ öldürdü.</p>
<p>Ammâr ın şehâdeti gerçeği meydana çıkarmıştı; Muâviye ve kendisine uyanlar isyâncılardı. Bu yaşanılan olaylar üzerine Hz.Ali taraftarlarının mânevî kuvveti arttı, karşısındakiler de şaşkına döndüler.</p>
<p>Kur ân-ı Kerîm in Yaprakları Mızraklara Takılıyor<br />
Savaş tam kazanılmak üzere idi. Bu sırada Muâviye şaşkın bir halde Amr a:</p>
<p>Ne yapacağız?  dedi.</p>
<p><strong>Amr:</strong></p>
<p>Senin adamların, onun adamlarına dayanamaz; sen de ona denk değilsin. O Allah için savaşıyor sen ise bambaşka bir maksatla dövüşüyorsun. Onları Allah kitabına çağır; bu kitap aramızda hükmetsin de; Kur ân ları mızraklara bağlat.</p>
<p>Ali ordusuna uzatsınlar; ey Iraklılar, Allah için dullara, yetimlere acıyın; bu aramızdaki Allah kitabı diye bağırsınlar; umarım ki ordusunda fikir ayrılığı çıkar  dedi.</p>
<p>Muâviye hemen emretti, denileni yaptılar. Hz.Ali nin ordusunda bir gürültüdür koptu.  Allah ın kitabına kılıç çekemeyiz  diyenlerin sesleri yükselmişti. Hatta ilerde savaşan Mâlik ül-Eşter i çağırmasında Hz.Ali ye ısrar edenler;  Çağırmazsan seni düşmanına teslim ederiz  diyenler oldu.</p>
<p>Hz.Ali, Mâlik ül-Eşter e haber gönderdi. Mâlik ül-Eşter gelince; onlara acı sözler söyledi. Fakat iş işten geçmişti artık; kara taassup haksızlığa, zulme eş olmuştu; iki kara kuvvet el ele vermişti.</p>
<p>Bu sırada Muâviye den, Hz.Ali ye bir mektup geldi.</p>
<p><strong>Muâviye diyordu ki:</strong></p>
<p>Bu iş sürdü gitti, bunca kan döküldü, bundan sonra olacaklar, olanlardan da korkunç görünmede. Sen de kendini haklı görüyorsun, ben de kendimi haklı görüyorum. Bu işi Allah ın hükmüne bırakalım. Sen bir hakem tayin et, ben de bir hakem tayin edeyim; bunlar Allah kitabına göre aramızda hükmetsinler.</p>
<p><strong>Hz.Ali, bu mektuba verdiği cevapta:</strong></p>
<p>Ben, senin ne olduğunu bilirim, maksadın Allah kitabına uymak değildir; fakat sana değil, Allah&#8217;ın kitabına onun hükmüne uyuyorum  diyordu.</p>
<p>Bu sıralarda sonradan Hâricî olan Kays oğlu Eş as, Muâviye nin yanına gitti, onunla görüştü; maksadını anladı. Eş as ve sonradan Hz.Ali aleyhine dönenler;  Ebû Mûsâ l-Eş ari yi hakem yaptık  dediler. Hz.Ali ise, Abbâsoğlu Abdullah ın hakemliğini istiyordu; bunu kabul etmediler. Bunun üzerine Hz.Ali;  Eşter i gönderelim  buyurdu. Eş as,  Zaten bizi o ateşe attı  dedi ve Hz.Ali ne dediyse kabul etmediler.</p>
<p><strong>Bunun üzerine Hz.Ali;</strong></p>
<p>Benim, beni dinlemeyenlere hükmüm yok  buyurdu.</p>
<p>Bütün bu olaylardan da anlaşılacağı gibi, Hz.Ali nin yanında savaşta bulunan topluluktaki insanlar, dört bölüktü.</p>
<p>Birinci bölük: Can gözleri açık, ihlâsları tam, inançları sarsılmaz, sözleri özleriyle bir, onun derecesini ve hakkını adam akıllı bilen ve onun için can vermeyi canlarına minnet sayan kişilerdi. Fakat bunlar azdı. Eşter bunların başındaydı.</p>
<p>İkinci bölük: Yürekten ona bağlı olan, fakat hileye kanan, yaşayışa bağlanan, ölümden korkan bölüktü.</p>
<p>Üçüncü bölük: Yüreklerinde ona karşı ihlâs ve sevgi taşımayan, yalnız kalabalığa katılan, hileye kapılan kısımdı. Hâfızlar bu kısımdandı. Onlar Kur ân okuyorlar, fakat hükmünü tutmuyorlar, bilmiyorlardı. İbâdet ediyorlardı, fakat yürekleri kararmıştı, maksatları gösterişti. Bu bölükteki insanlar, yalnız Hz.Ali nin zamanında değil, her zamanda Müslümanlığa ve insanlığa en büyük kötülükleri yapan tayfa olmuşlardır.</p>
<p>Dördüncü bölük: Eş as ve onun gibi olanlar, yani münâfıklardı. Bunlar Hz.Ali ye zorla uymuşlardı. İçlerinde ise Hz.Ali ye karşı büyük bir kinleri vardı.<br />
Sıffıyn savaşı yedi-sekiz gün, gece-gündüz sürmüştü. Bu savaşa katılan Hz.Ali nin ordusu doksan bin, Muâviye nin ordusu ise seksenbeş bin kişiydi. Savaş sonucunda Hz.Ali nin ordusundan yirmibeş bin er şehit olmuştu. Muâviye nin ordusundan ise kırkbeş bin kişi öldürülmüştü. Bu savaşta Hz.Ali nin bayrağı kırmızı, Muâviye nin bayrağı siyah renkteydi.</p>
<p><strong>Hakemler Olayı</strong><br />
Hakemler Hicret in 37. yılı Şaban ayında, Dûmet ül-Cündül de bir araya geldiler. Hz.Ali tarafının hakemi olan Ebû Mûsâ, oraya dörtyüz kişiyle gelmişti. Muâviye tarafının hakemi olan Amr da dörtyüz kişiyle gelmişti. Ve görüşmeye başladılar.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ, Amr a:</strong></p>
<p>Bu ümmetin arasını bulmak istiyorsak  dedi.  Ömer in oğlu Abdullah ı halîfe yapalım; o hiçbir fitneye karışmadı.</p>
<p><strong>Amr:</strong></p>
<p>Sende biliyorsun  dedi.  Osman zulümle öldürüldü; onun velisi olan Muâviye kanını istemekte; bu bakımdan hilâfete en lâyık olan o.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ, Abdullah ın halîfe olmasında ısrar etti.</strong></p>
<p><strong>Amr:</strong></p>
<p>Öyleyse benim oğlum Abdullah ı halîfe yapalım  dedi.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ:</strong></p>
<p>Oğlun gerçekten de dürüst bir adam; fakat sen tuttun onu, fitnenin ta içine attın. Bu işin çıkar yolu Ali yi de, Muâviye yi de halîfelikten azledelim. Müslümanlar danışsınlar, görüşsünler, kimi isterlerse tayin etsinler  dedi.</p>
<p><strong>Amr:</strong></p>
<p>Tamam  dedi.  Re y dediğin de budur işte.</p>
<p><strong>Mescide gittiler. Amr:</strong></p>
<p>Sen Müslümanlıkta benden üstünsün; önce sen minbere çık  dedi.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ, minbere çıktı. Halka:</strong></p>
<p>Biz  dedi.  Bu işe çıkar yol olarak Ali yi de, Muâviye yi de halîfelikten azletmeyi uygun bulduk. Ben Ali yi de, Muâviye yi de azlettim. Siz kimi isterseniz halîfe yapın.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ minberden inince, Amr çıktı ve halka dedi ki:</strong></p>
<p>Ebû Mûsâ nın sözlerini duydunuz; O, kendisini hakem tayin eden Ali yi halîfelikten azletti, ben de Ali yi azlettim. Beni hakemliğe tayin eden Muâviye, Osman ın velisidir; onun kanını istemektedir. Halk içinde onun yerine geçmeye en lâyık olan kişi Muâviye dir. Muâviye yi halîfeliğe tayin ettim.</p>
<p><strong>Ebû Mûsâ, bu sözleri duyunca:</strong></p>
<p>Ne yaptın sen  dedi.  Allah sana başarı vermesin, beni aldattın; sen bir köpek gibisin.</p>
<p>Amr, bu sözlere şöyle karşılık verdi:</p>
<p>Sen de kitaplar yüklenmiş bir eşek gibisin.</p>
<p>Bu olay karşısında halk birbirine karıştı; Ebû Mûsâ ya lânet edenler oldu.</p>
<p>İbn-i Abbas:</p>
<p>Ona değil  dedi.  Onun hakem olmasında ısrar edenlere lânet etmek gerek.</p>
<p>Hâricîler Olayı<br />
Hüküm ancak Allah ın  diyorlardı.</p>
<p>Hz.Ali, bu sözü duyunca;</p>
<p>Doğru söz, ama o sözle bâtıl murâd edilmede  buyurmuştu.</p>
<p>Hâricîler, Kûfe civarında toplanmışlardı. Hz.Ali, Hâricîlere nasihat etmesi için önce Abbasoğlu Abdullah ı göndermişler ve sonra da kendisi de giderek onlara öğütler vermişlerdi. Bunun üzerine bir kısmı hatasını anladı ve Hz.Ali ye katıldı.</p>
<p>Bir kısmı ise;  Hakemi kabul etmekte biz yanlış hareket ettik; suç işledik, tövbe ettik; sen de tövbe edersen ne âlâ; etmezsen seninle savaşırız  diyordu. Diğer bir kısmı ise  Müslümanlara da insanlara da ancak Allah hükmeder  diyor, başka bir emirin bulunmasını istemiyordu.</p>
<p>Hâricîler, Kûfe ye yakın Nehrevan da toplanmışlardı. Oradan bir Müslüman geçerse öldürüyorlar, bir Mûsevî yahut Hıristiyan geçerse dokunmuyorlardı. Çünkü onlarca;  Müslüman olmayanlar, vergi vermekle amân altına girmişlerdi; Müslümanlar ise Müslümanlıktan çıkmışlardı.</p>
<p>Hâricîler, kendilerinden başkalarını Müslüman saymıyorlardı. Ebû Bekir le Ömer i seviyorlar, Osman ı son olaylara, Hz.Ali yi de hakemi kabûlüne kadar tanıyorlardı. Oysa ki Sıffıyn de; Hz.Ali yi hakem tayinine, Muâviye nin isteğini kabule, zorlayanlar bunlardı.</p>
<p>Bütün bu olaylar olurken Muâviye, Osman ın kanını bahane ederek, Hz.Ali aleyhine her türlü fitne ateşini alevlendiriyordu. Dahlâk adlı biri Kûfe civarına kadar geldi; Muâviye nin emriyle oraları yağma etti, yolda hacıların neleri varsa zaptetti, bazılarını öldürdü.</p>
<p>Bu olaylar üzerine Hz.Ali, tekrar Muâviye nin üstüne gitmeden Hâricîleri tenkil etmek lüzumunu duydu. Onlara adam gönderdi, öğütler verdi ve gönderdiği adamlarından biri Nehrevan da bir yere Hz.Ali nin vermiş olduğu bayrağı dikti.  Bu amân bayrağıdır; altına gelen, Medine ye giden, Küfe ye dönen amândadır  diye bağırttı.</p>
<p>Bayrak, Hâricîlerin mânevî kuvvetlerinin kırılmasına sebep oldu. Dağılan dağıldı; dört bin kişiydiler, iki bin sekiz yüz kişiye indiler. Ve sonunda;  Gericiliğin, bilgisizliğin mücessem örnekleri olan bu Hâricîler grubu , Hz.Ali nin kılıçları altında kaldılar.</p>
<p>Yapılan bu savaşta Hz.Ali tarafından da 9 kişi şehit olmuştu. Savaş ikindiden gün batıncaya kadar sürmüştü. Hz.Ali, Hâricîler den dört yüz yaralıyı Kûfe ye gönderip, bunlara yaraları iyileşinceye kadar bakmalarını, sonra bırakmalarını emretti.</p>
<p>Bu sırada Muâviye nin emriyle gönderdiği adamlar, zulümlerini her tarafta gösteriyorlar ve geçtikleri köyleri, kasabaları yakıp yıkıyorlar, mallarını yağma ediyorlar, nerede Ali taraftarı bulursa öldürüyorlardı. Bunlardan birisi de Muâviye nin emriyle gönderdiği Büsra bin Ertat tarafından, Yemen e yapılmıştır. Bu adam gönlünde acımak duygusunu taşımayan birisiydi. Bu kişi Yemen de, Medine de, Mekke de çok ev yıkıp yakıp, nerede Ali taraftarı bulursa, Muâviye nin emriyle öldürmüştü.</p>
<p>Ehl-i Beyt  ve Hz.Ali düşmanı olan Muâviye; Hicaz da, Yemen de tam otuz bin kişiyi  Ali dostu ,  Muhammed-i Âl-i nin, «Ehl-i Beyt i»nin dostu  diye öldürtmüştü.</p>
<p><strong>Hz.Ali ile  Ehl-i Beyt e , bu kadar düşman olan Mûaviye hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse:</strong></p>
<p>Muâviye nin yaptıkları olayları tarih kitaplarından okuyup görüyoruz ki, sonradan halîfeliğini ilan eden Şam Vâlisi Muâviye; akıllı, zeki, ama hilekâr, düzenbaz ve kurnaz bir adamdı.</p>
<p>Muâviye, düşmanlarını elde etmek için her türlü araca baş vuruyor ve tatlı dili, para siyâseti, memuriyet vaadi ile düşmanlarını elde etmeyi başaramayınca; onları öldürtmekten, hatta zehirletmekten hiç kaçınmaz biriydi. Diri diri toprağa gömdürmekten hiç çekinmezdi. Onun devrinde ve ondan sonra özellikle 80 yılı aşkın zaman içinde, Emevi halîfelerinin saltanatlarında hep böyle olmuştur.</p>
<p>Yalnız özel meclislerde değil; camilerde, mescidlerde bile özellikle Cuma namazlarından önce hutbelerde, cemâati müslimin karşısında; başta Hz.Ali olmak üzere Hz.Peygamber in bütün sülâlesi aleyhinde küfürler ediyor ve ettiriyordu. İtiraz edenleri kılıçtan geçiriyordu. Hz.Ali yi sevenlerin büyük bir kısmı camilerden bu yüzden uzaklaşmak zorunda kaldılar.</p>
<p><strong>Halbuki Hz.Peygamber efendimiz:</strong></p>
<p>Her kim Ali ye küfrederse bana küfretmiş olur, bana küfreden Allah a küfretmiş olur  buyurmuşlar,  Bu işi yapanın şirk ehli olacağını  bildirmişlerdi.</p>
<p>Muâviye nin yaptıkları; küfür, zındıklık, dinsizlikten başka bir şey değildi. Ne yazık ki bazı kişiler Muâviye ye;  Müctehid süsü vermişler ve cinayetlerine ictihâd etti  demişlerdir.</p>
<p>Hiç şüphe yok ki bunları yazanlar tarafsız değillerdi. Bugün aklı başında, okumuş ve tarihi anlamış bir Türk, bir Müslüman hiç şüphesiz ki, onun  Ehl-i Beyt e  yaptıkları zûlümlerinden dolayı lânet eder.</p>
<p>Çünkü Allah, zalime lânet hakkında Kur ân-ı Kerîm deki bazı âyetler de şöyle buyuruyor:</p>
<p>Allah a kendiliğinden yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerinin huzûruna getirilirler, şahitler «Rableri namına yalan söyleyenler işte bunlardır» derler. Haberiniz olsun ki Allah ın lâneti zalimlerin üzerindedir.  (Hûd 18. âyet)</p>
<p>İnandıktan, Peygamber in gerçek olduğuna şehâdet ettikten, kendilerine de açık hüccet geldikten sonra kâfir olanları Allah nasıl hidâyete erdirir? Allah zalim ve kâfirleri hidâyete erdirmez.  (Âli İmrân 86.âyet)</p>
<p>İşte onların cezaları, Allah ın, meleklerin, bütün insanların lânetleri üzerlerine olmaktır.  (Âli İmrân 87.âyet)</p>
<p>Ne yazık ki, rakibini ezmek için; yazılı fikirlerini, yalan düşüncelerini öne sürerek milleti aldatanlar her zaman olmuştur</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-nin-halifelik-donemi-cem-ul-karaninin-hzali-ye-beyati-ve-sehit-olusu-kur%ef%bf%bdan-i-kerim-in-yapraklari-mizraklara-takiliyor-hakemler-olay-hariciler-olayi.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali nin Hayatı</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali-nin-hayati-hz-ali-alevilik-bektasilik-12-imam-resimleri.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali-nin-hayati-hz-ali-alevilik-bektasilik-12-imam-resimleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 12:03:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hz ALİ]]></category>

		<category><![CDATA[Hz Ali'nin Hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[BİRİNCİ İMAM HZ. İMAM ALİ&#8217;NİN HAYATI
Dünyaya Gelişi, Lakabı ve Künyeleri
Hz.Ali Oniki İmâmın ilkidir, aynı zamanda Hz.Muhammed in dâmâdı ve amcasının oğludur.
Hz.Ali Hicret ten 23 yıl önce (Milâdi 598) Recep ayının 13. gününde Mekke de, Kâ be-i Muazzama nın içinde dünyaya gelmişlerdir ve Kâ be nin içinde doğan tek kişidir. Baba ve anne tarafından Hâşimi soyundan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BİRİNCİ İMAM HZ. İMAM ALİ&#8217;NİN HAYATI</strong></p>
<p><strong>Dünyaya Gelişi, Lakabı ve Künyeleri<br />
Hz.Ali Oniki İmâmın ilkidir, aynı zamanda Hz.Muhammed in dâmâdı ve amcasının oğludur.</strong></p>
<p><strong>Hz.Ali Hicret ten 23 yıl önce (Milâdi 598) Recep ayının 13. gününde Mekke de, Kâ be-i Muazzama nın içinde dünyaya gelmişlerdir ve Kâ be nin içinde doğan tek kişidir. Baba ve anne tarafından Hâşimi soyundan gelmiştir.</strong></p>
<p>Hz.Peygamber, Hz.Ali nin doğumunu duyunca amcası Hz.Ebû Tâlib in evine geldi. Hz.Ali yi kucağına aldı, dilini ağzına verip emzirdi. Adını sordu, Fâtıma;  Esed koymak istiyorum  deyince Hz.Muhammed;  Hayır  buyurdu.  Onun adı Ali dir  dedi ve adını  Ali  koydular.</p>
<p>Künyeleri ise  Ebü l Hasan  ve  Ebû Türâb dır. Hz.Muhammed kendilerine, toprağın babası anlamına gelen  Ebû Türâb  künyesini vermişlerdi. Bu yüzden, bu künyeyi çok severlerdi.</p>
<p><strong>İlk İman Eden Hz.Ali</strong><span id="more-9"></span><br />
Hz.Muhammed e ilk vahiy geldikten sonra; erkeklerden İslâmlığını ilk izhâr eden Hz.Ali dir ve ondan sonra kadınlardan da ilk olarak eşi Hz.Hatice tül Kübrâ, İslâmiyet i kabul etmişlerdir.</p>
<p>Hz.Ali, bütün ömrü boyunca Hz.Muhammed in en yakınlarından ve yardımcılarından biri olmuş, bütün savaşlarda Hz.Peygamber in yanında savaşmış, bu savaşlarda çok büyük yararlıklar ve kahramanlıklar göstermiş, canını Hz.Peygamber in uğruna vermekten hiçbir zaman kaçınmamıştır.</p>
<p><strong>Hicret Gecesi</strong><br />
Hz.Muhammed hicret edeceği o gece, Hz.Ali yi çağırdı ve  Bu gece Rabbimin emriyle Mekke den göç edeceğim ve Sevr mağarasında gizleneceğim; sende benim yatağıma yatacaksın, ne dersin?  buyurmuşlardı. Hz.Ali bu haberi canına minnet bilmiş, şükür secdesine kapanarak kabul etmiştir.</p>
<p>Bu olay münâsebetiyle, Kur ân-ı Kerîm in Bakara Sûresi nin:</p>
<p>İnsanlardan öylesi de vardır ki Allah rızâsına nâil olmak için canını satar ve Allah, kullarını pek esirgeyendir.  meâlindeki 207. âyet-i kerîmesi nâzil olmuştur.</p>
<p><strong>Hz.Muhammed ile Kardeş Olmaları</strong><br />
Hz.Peygamber, Medine-i Münevvere ye Hicret lerinden sonra;  Ansar (Yardım edenler)  denilen Medineli Müslümanlarla,  Muhacirun (Göçmenler)  diye anılan ve Mekke den göç eden Müslümanları, birbirleriyle daha da kaynaştırmak için kardeş ettiler. Kardeşlik töreni bitince, tek kalan yalnız Hz.Peygamber ile Hz.Ali idiler.</p>
<p><strong>Hz.Ali:</strong><br />
Yâ Resûlullah! Ashâbını birbirine kardeş ettin; beni ise yalnız bıraktın  dedi.<br />
Hz.Resûl:</p>
<p>Yâ Ali! Sen; Mûsâ ya Hârun ne menziledeyse, bana o menziledesin. Ancak benden sonra Peygamber yok, sen dünyada da benim kardeşimsin, âhirette de  buyurmuşlardır.</p>
<p><strong>Bedir Savaşında Hz.Ali</strong><br />
Medine ye Hicret in 2. yılında, Ramazan ayında vuku bulan ve Ebû Cehil ile diğer müşriklerin önde gelenlerinin ölümleriyle sonuçlanan Bedir savaşında, Hz.Ali 25 yaşlarında idi ve İslâmiyet i koruyanların başındaydı.</p>
<p>Bu savaşta vadideki su kuyuları, daha önce gelen müşrikler tarafından zapt edilmişti. Ashâb da geceleyin susuzluk baş gösterince Hz.Peygamber;  Bize kim su getirir buyurdular.</p>
<p>Hz.Ali, eline bir kırba alıp hayli uzakta olan su dolu kuyuya vardılar; suyla doldurup sahâbeye ulaştırdılar. Böylece Hz.Ali, Bedir savaşında Kevser sâkiliğinin bir örneğini göstermiş oldu.</p>
<p><strong>Hz. Fatıma ile Evlenmesi</strong><br />
Hicret in 2. yılının son ayı olan Zilhicce de Hz.Muhammed, sevgili tek kızı Hz.Fâtıma tüz Zehrâ yı, Hz.Ali ye vererek onu kendisine dâmâd etmiştir.</p>
<p>Hz.Ali nin, Hz.Fâtıma ile olan evliliklerinden; Hz.İmâm Hasan, Hz.İmâm Hüseyin ve doğmadan düşen, adı Hz.Peygamber tarafından konulan Muhsin ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm dünyaya gelmişlerdir.</p>
<p>Hz.Peygamber in nesl-i pâk olan soyları  Ehl-i Beyt i , Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin den devam etmiştir.</p>
<p><strong>Uhud Savaşında Hz.Ali</strong><br />
Uhud savaşında, müşriklerden sancağı her kim eline aldı ise o kişiler, Hz.Ali tarafından birer birer katledildiler.</p>
<p>Tarih kitaplarında ve Kur ân âyetlerinde tafsilâtıyla bildirildiği gibi Uhud savaşında müşrikler bozguna uğrayınca; Hz.Peygamber in bu savaşta, Abdullah bin Zübeyr in kumandası altına verilen ve bir gediği korumaya memur edilip;</p>
<p>Her hâlde, yerlerinden ayrılmamaları emredilen okçuların  bozgunu görünce, gânimet hırsına düşmeleri ve yerlerinden ayrılmaları yüzünden, çetin bir bozguna uğrayan İslâm ordusu, Halid bin Velid in bu gedikten hücumuyla bozulup dağıldı.</p>
<p>Abdullah şehit düştü. Hz.Peygamber in yanlarında, Hz.Ali ile bir kaç kişi kaldı. Ancak Hz.Ali, Hz.Muhammed e saldıranlarla savaşmadaydı; o gün on altı yara almışlardı. Sonra, ashâbın tekrar Hz.Peygamber in yanında toplanmaları, Hz.Ali nin sebâtı sayesinde olmuştur.</p>
<p>Bu savaşta Hz.Ali müşriklerle savaşırken ve Hz.Peygamber i korurken elindeki kılıcı kırılmış, bunun üzerine Hz.Muhammed kendi kılıcı olan elindeki meşhur  Zülfekâr  adlı kılıcı vermişlerdir. O gün Hz.Muhammed, Hz.Ali için şu meşhur hadîsi buyurmuşlardır:</p>
<p><strong> Lâ fetâ illâ Ali, Lâ seyfe illâ Zülfikâr<br />
Anlamı:  Ali den kahraman yiğit yoktur, Zülfikâr dan üstün kılıç yoktur. </strong></p>
<p><strong>Mekke nin Fethinde Hz.Ali</strong></p>
<p>Hicret in 8. yılı, Ramazan ayında Mekke-i Mükerreme fethedildi. Hz.Muhammed, Ka be-i Muazzama nın çevresindeki putları kırdılar; içerisine girip oradaki putları da yerlerinden sökerek dışarıya attılar.</p>
<p>Yüksekteki putların kırılması için Hz.Muhammed, Hz.Ali ye  Yâ Ali! Omuzlarıma bas çık, şunları indir, kır  diye buyurdular. Hz.Ali, Hz.Muhammed in omuzlarına basıp putları indirdi. O vakitteki hallerini anlatırken;</p>
<p><strong> Bana öyle geldi ki, dileseydim göğe ulaşabilirdim  buyurmuşlardır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali-nin-hayati-hz-ali-alevilik-bektasilik-12-imam-resimleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Ali</title>
		<link>http://hzali.org/hz-ali.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/hz-ali.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2008 09:53:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hz ALİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/tr/?p=4</guid>
		<description><![CDATA[
Hz. Ali, milâdi takvime göre 21 mart 598′de doğmuştur. 24. 01. 661 tarihinde ise, İbn Mülcem adlı hain tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.
Hz. Ali, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in amcasının oğludur. Hz. peygamberin yanında, onun eğitimi ile büyümüştür.
ilk İslamiyet’i kabul eden kişidir. Ayrıca Hz. Peygamberin damadıdır da, dolaysıyla Peygamber soyunun sürdürücüsüdür.
Hz. Ali, Müslümanlığı ilk kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="alignleft" style="float: left;" src="http://hzali.org/wp-content/uploads/2008/04/hz-ali.jpg" alt="hz ali" width="192" height="270" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Hz. Ali, milâdi takvime göre 21 mart 598′de doğmuştur. 24. 01. 661 tarihinde ise, İbn Mülcem adlı hain tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.</strong></p>
<p>Hz. Ali, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in amcasının oğludur. Hz. peygamberin yanında, onun eğitimi ile büyümüştür.</p>
<p>ilk İslamiyet’i kabul eden kişidir. Ayrıca Hz. Peygamberin damadıdır da, dolaysıyla Peygamber soyunun sürdürücüsüdür.</p>
<p>Hz. Ali, Müslümanlığı ilk kabul eden kişi olarak son nefesine kadar da İslamiyet için çalışmıştır. Savaş meydanın da hiç yenilmemiştir.</p>
<p>Bilgelikte, yiğitlikte, cesurlukta, fedakarlıkta üstüne insan yoktur. Hz. Ali, sadece yaşadığı süre içerisin de değil, onu takip eden yüzyıllarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayı sürdürmüştür.</p>
<p>Hz. Ali’ye kinli haydutlar ve İslam düşmanı putperestler, Hz. Ali’ye yapamadıklarını evlatlarına yapmaya çalıştılar. O zamanın Ebu süfyan’ları, sonra Muaviye, Mervan, Yezit olarak Hz. Ali’nin soyunu kurutmak istediler. Nitekim Hz. Ali’de dahil her On İki İmam da şehit edilmiştir. Hiç birisi vadesiyle hakka yürümemiştir.</p>
<p>Hz. Ali’ye ve soyuna yapılan haksızlıklar, katliamlar dolayısıyla Hz. Peygambere yapılıyordu. Cahilliye döneminde Arap toplumunun başına bela olan putperest köleci bezirganlar, görünürde Müslüman olup öz olarak bezirganlığı sürdüren bu kişiler</p>
<p><span id="more-4"></span></p>
<p>Hz. Peygamber döneminde yapamadıklarının adeta acısını çıkartıyordu. Ebubekir’le başlayan süreç Yezit’e kadar uzanıyor, oradan da Yavuz Selim’e kadar gidiyordu. Bu süreçten günümüze kadar sayısız acılar yaşandı. insanlık tarihinde görülmedik vahşi katliamlar yapıldı. Bu sürece dair anlatılacak çok şey var ve bunlar dün olmuş gibi güncelliğini koruyor. Çünkü günümüzde de bu misyon en inceltilmiş haliyle sürüyor. Bu misyon kirli, ikiyüzlü bir misyondur.</p>
<p>Hz. Muhammed’in torunlarını katletmek ve ondan sonra da ona salavat etmek ikiyüzlülük değil de nedir? Maalesef İslam tarihinde bunlar yaşandı ve günümüze dek etki bırakacak kadar güçlü yaşandı.</p>
<p>Hz. Ali’yi tanımaya devam ediyoruz. İslamiyet, başta Hz. Ali’nin soylu mücadelesi olmak üzere gelişmeye devam ediyordu. Bu gelişme beraberinde bir çok sorunu da getiriyordu. Bu sorunların başında da eski putperest bezirganların Müslümanlığı kabul etmesiydi.</p>
<p>Bunlar İslamiyet’i özümsedikleri için Müslüman olmuyordular. Bunların tek gayesi gelişen İslamiyet’in kazandığı değerlerin üzerine konmaktı.</p>
<p>Nitekim daha Hz. Peygamber hakka yürümeden, bu bezirganlar fitne fesada başlamışlardı. Hz. Peygamberin hakka yürümesinden sonra ise saldırılarını alenileştirip sıklaştırmaya başladılar. Bu saldırıların hedefi Hz. Ali’ydi, dolayısıyla Hz. Peygamberdi.</p>
<p>İslamiyet gelişen ve güçlenen bir din olarak kendi kurumlarını da yaratıyordu.</p>
<p>Bu kurumların en önemlisi de halifeliktir. Halife olan kişi İslam toplumunu dini ve siyasi olarak yönetmekle görevli olan kişidir. Bu anlamda halifelik önemlidir.</p>
<p>Hz. Peygamberin kendisinden sonra halifenin kim olması gerektiği konusunda hadisleri vardır. Hz. Peygamber bir çok sohbetinde kendisinden sonra Hz. Ali’yi halife olarak tanıtmıştır. Ve o zaman herkes bu halifeliği onaylamıştır.</p>
<p>Ne var ki Hz. Peygamberin vefatından kısa bir süre sonra, -ki bu süre daha Hz. Peygamber defin edilmeden öncedir- eski putperest bezirganlar kendi halifelerini seçmişlerdi. Hz. Ali, Hz. Peygamberin defin işleriyle uğraşırken onlar kendi halifelerini seçiyorlardı. Hz. Ali, sadece bir yönüyle değil, bütün özellikleriyle halifeliği hak eden kişidir.</p>
<p>Bu özellikleri; ilk Müslüman olan kişidir, bütün ömrü İslamiyet için çalışmakla geçmiştir, bilgelikte, cesurlukta, fedakârlıkta üstüne yoktur. Ayrıca Hz. Peygamberin soyunu sürdürendir. Bütün bunlara ek olarak Hz. Peygamberin hadisleri var. Örneklersek: “Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır. Ali’yi sevmeyen beni de sevmiyordur.</p>
<p>Bir kimse Ali’ye saygısızlık etti mi ban saygısızlık etmiştir.” Bunlara benzer onlarca örnek. Bütün bunlar dünya insanlığının kabul ettiği genel gerçeklerdir. Bu gerçekleri günümüzün Sünni din bilginleri de kabul etmektedir. Ne yazık çıkarları el vermediği için ikiy üzlülük yapmaktalar.</p>
<p>Bütün bunların herkesin kabul ettiği genel doğrular olduğunu belirttik. Bir de biz Alevilerin Hz. Ali hakkında bize özgü doğrularımız ve tanımlamamız var. Bunları da yeri geldiğinde belirtmeye çalışacağız.</p>
<p>Hz. Ali gücü olmasına, hakkı olmasına rağmen halifelik için kavgaya girişmedi. İslamiyet’in zarar görmemesi için Ebubekir’in halifeliğine ses çıkarmadı. Taraftarlarına dünya malının geçici olduğunu telkin edip onları kavgadan uzaklaştırdı.</p>
<p>Ne var ki bu eski putperest bezirganlar sadece dünya malı ile yetinmediler. Bu putperest bezirganlar insanlığa umut olan İslam dinini de kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başladılar. Cahilliye dönemindeki eski gelenekleri tekrar yaşamaya/yaşatmaya başladılar.</p>
<p>Ama bu sefer aralarında bir fark vardı. Bu fark da, cahilliye dönemindeki gerici geleneklerin İslam adı altında yaşatılmaya başlanmasıydı. Halbuki Hz. Peygamber sadece putları yıkmamış, aynı zamanda bu gerici gelenekleri de yıkmıştı. Hz. Ali burada önemli bir rol oynuyordu.</p>
<p>Bu rol de bütün bu gerilikleri teşhir etmekti. Hz. Ali görevini layıkıyla yerine getirip, daha çocukken putlara attığı taşları söze dönüştürüp bu putperest bezirganlara fırlatıyordu. Eskinin büyük putperest bezirganları, önlerine çıkan bu engeli aşmak için olmadık hilelere baş vuruyorlardı. Hz. Ali bütün sorunları teker teker aşıyordu.</p>
<p>Hz. Ali sabırlıydı, bu sabrı kimse gösterememiştir. Hz. Ali mücadelesini daha bir azimle sürdürdükçe bu putperest bezirganlar çıldırıyorlardı.</p>
<p>Ebubekir’in ölümünden sonra putperest bezirganlar yerine Ömer’i halife olarak seçtiler. Tekrar tekrar belirtmekte yarar var, Hz. Ali’yi savaş meydanında yenen olmamıştır. Hz. Ali hiç bir savaştan kaçmamıştır, bu anlamda gücü, yiğitliği tartışılmazdır. Ama bütün bu yiğitliğe rağmen Hz. Ali, halifelik kavgasına girmemiştir. Bütün haksızlıklara, kışkırtmalara, tahriklere rağmen.</p>
<p>Hz. Ali bunu yaparken bir tek gayesi vardı. O da; İslamiyet zarar görmesin. Nitekim Ömer’in ölümünden sonra bu sefer Osman’ı halife ettiler bu bezirganlar.</p>
<p>Hz. Ali sabırlıydı, sabrı en büyük silahtı. Bu putperest bezirganlar sadece Hz. Ali’yle savaşmıyorlardı, aynı zamanda kendi içlerinde de büyük anlaşmazlıklar, çelişkiler vardı. Bu çelişkiler sonucunda Osman öldürüldü. Osman’ın ölümünden sonra, nihayet Hz. Ali halife oldu. Baştan beri olması gereken şimdi oluyordu. Bu putperest bezirganlar tayfası bu halifeliği mecburen de olsa kabullenmek zorunda kalıyordu.</p>
<p>Bu döneme dair ciltler dolusu değerlendirilme yapıla bilinir. Çünkü bu dönem İslam tarihinin en belirleyici dönemidir.</p>
<p>Hz. Ali halife olmuştu olmasına ama bu putperest bezirganlar boş durmuyordu. Hz. Ali bu putperest bezirgan tayfasının yaptığı tahribatları onarmakla meşgulken, onlar Hz. Ali’yi ortadan kaldırmanın planlarını yapmaktaydılar. Bu planların sonucu, Hz. Ali 24. 01. 661 tarihinde ibn mülcem adındaki katil tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.</p>
<p>Hz. Ali’nin şahadeti İslam tarihinde kanlı bir dönemin başlangıcı olmuştur. O tarihten bu yana, başta Hz. Ali’nin soyu olmak üzere, Hz. Ali’yi sevenler onun yolunda yürümek isteyenler insanlık tarihinde rastlanmamış katliamlara, baskılara maruz kaldılar. Bu katliamlar ve baskılar günümüze kadar da geliyor. Ve aradan 1400 yıl geçmesine rağmen, hâlâ Hz. Ali’nin yolunu tutanlar, yani Aleviler kendilerini açıktan ifade edemiyorlar.</p>
<p>Hz. Ali’nin kişiliğini, mücadelesini, olguları ve olayları ele alış tarzını, insan ve doğa ilişkilerini anlatmak yüzlerce cildi kapsayacak bir çalışmadır. Biliyoruz ki Hz. Ali İslamiyet’in, Hz. Peygamberden sonra en büyük temsilcisidir. Bu anlamda tarih boyunca insanlar en zor dönemlerinde Hz. Ali’yi çağırmışlardır</p>
<p><strong>Kaynak <a href="http://alevikonseyi.com/">www.alevikonseyi.com</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/hz-ali.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sorularlar Alevilik</title>
		<link>http://hzali.org/sorularlar-alevilik.htm</link>
		<comments>http://hzali.org/sorularlar-alevilik.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2008 09:46:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[ALEVİLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.org/tr/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[AleviliğinTarihi

Alevilik; İslam’ı benimseyen, Tanrı’nın birliğine (Tevhid) inanan, Hz.Muhammed’i Peygamber kabul eden, kitabı Kur’an olan, Hz. Muhammed’in Ehlibeyt’ini seven, namazı, niyaz ile bütünleştiren, kıyam, rûku ve secdesi ile ibadetini kendi lisanıyla yapan, ümmet yerine hür insanı, yaratanla yaratılan ayrılığını “Vahdet-i Vücut” ile birleştiren.
Tanrı korkusu yerine, sevgisini benimseyen, zahiri (görünen) batınla (görünmeyen), batını zahirle birleştiren, şeriat kapısını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AleviliğinTarihi</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img src="http://hzali.org/wp-content/uploads/2008/04/semah09xs1.jpg" alt="semah" width="525" height="296" /></p>
<p><strong>Alevilik;</strong> İslam’ı benimseyen, Tanrı’nın birliğine (Tevhid) inanan, Hz.Muhammed’i Peygamber kabul eden, kitabı Kur’an olan, Hz. Muhammed’in Ehlibeyt’ini seven, namazı, niyaz ile bütünleştiren, kıyam, rûku ve secdesi ile ibadetini kendi lisanıyla yapan, ümmet yerine hür insanı, yaratanla yaratılan ayrılığını “Vahdet-i Vücut” ile birleştiren.</p>
<p>Tanrı korkusu yerine, sevgisini benimseyen, zahiri (görünen) batınla (görünmeyen), batını zahirle birleştiren, şeriat kapısını aşıp, marifet yolu ile hakikat dünyasına ulaşan, Kur’an’ın şekline değil, özüne inen akıl ve gönlü ile “Seyr-ü süluk” (Ruhsal olgunlaşma) olan bir tasavvuf yoludur.</p>
<p><strong> Alevilik;</strong> Özünü insan sevgisinde bulan, Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine ve zerresinden oluştuğuna, onun için de insanın ölümsüzlüğüne inanan, ibadetlerinde kadın erkek ayrımı yapmadan, kendi öz diliyle, musikisiyle, semahıyla inancını icra etme biçimine denir.</p>
<p><strong> Alevilik;</strong> İslamiyet’in Kuran’a dayalı, Hz. Muhammed’in buyruklarına göre İslam’ı evrensel boyutuyla yorumlayıp, yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan büyük bir düşünce akımı ve tasavvuf felsefesiyle hayat bulan bir inanç bütünlüğüne denir.</p>
<p><span id="more-3"></span></p>
<p><strong> Özetlersek, Alevilik:</strong> Allah, Muhammed, Ali kutsallığını kalbinde taşıyan, Hz. İmam Ali’nin adaletinden ayrılmayan, temelinde insan sevgisi bulunan her dine, her mezhebe, her inanca saygı duyan ve hoşgörü ile bakan, dil, din, ırk, renk farkı gözetmeyen, eline, diline, beline sahip ilkelerini şart koşan, gelmek isteyen, inançlı insanları çatısı altına alarak manevi susuzluklarını gideren, insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini yargılamalarını sağlayan, eşitlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, bağnaz kurallara bağlı olmayan ve onu reddeden, İslam dinini kendi örf ve adetleriyle yorumlayan, aslı doğruluk, kemalı dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvesi sevgi hamuruyla yoğrulmuş, insan-ı kamil ve erdemli insan yaratmayı öngören, korkuyu aşıp sevgi ile Tanrıya yönelen, “Enel-Hak” ile insanın özünde Tanrıyı gören, insanı incitmenin tanrıyı incitme anlamını veren, yaratan ile yaratılan ikiliğinden “varlık birliği”ne varan edep ve ahlakiliği yaşamın temeline oturtan, insanı yücelten, hamurunda hem ilahiligin hem de irfaniliğin mayası bulunan; kişinin ahlaklı ve karekterli yaşam ilkelerini belirleyen, Hz. Muhammed ve Hz. İmam Ali’den gelen neslin imametini teberra ve tevella ilkesi ile sahiplenen, dini biçim ve şekli olarak değil, gerçek anlamıyla alğılayan, dini bağımsız bir irade gücü ve batıni özelliği ile evrimleştiren akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları “Kırklar Cemi” ile yürüten bir inançtır…</p>
<p>Kutsal Kelam olan Kur’an’ı Kerim, Tanrı’nın mesajıdır. Tüm âleme seslenir ve tek muhatap olarak da İnsanı tanır; “Yasin –“Ey İnsan” diyerek, insanın rengine, şekline, ırkına bakmadan tümünü kucaklamış ve bir canlının bir diğerine üstünlüğünü kabullenmemiştir… İnsan da, “eline, diline, beline” sahip yüksek ahlaklı olmalı ve incinse de incitmemelidir.</p>
<p>Hiçbir şekilde ırk, renk ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın, tüm yaratılmışların aynı kutsal değerde olduğunu, kainatta ki tüm canlıların da Tanrı’nın özünden yaratıldığına inanmanın adıdır.</p>
<p><strong>Alevilik,</strong> sözlük anlamı olarak; Hazreti Ali’ye intisabı olan kimse anlamındadır. Yani, Hz. İmam Ali’den yana olmak demektir. “Ali- evi” ev halkı anlamındadır. Onun ev halkından olabilmenin yolu da onun değerleriyle süslenmekle olur.</p>
<p><strong>Alevilik;</strong> insanları nefsani duygulardan arındırıp Hakk’a ulaştıran vasıtanın adıdır. O vasıta bilinçli kullanılırsa insanları yüceltir, güzellik ve iyiliklere taşır, bilinçsiz kullanılırsa yarar sağlamaz ve zaman kaybı olup kişiyi Hakk katına taşımaz.</p>
<p>İnanç, insanları huzura ulaştırır. Ulaşabilmek için de kişinin bütün sıkıntılarından, üzüntülerinden uzaklaşması gerekmektedir. Gönülde Haktan gayri sevgili kalmamalı ki; Aşıkla maşuk birbirine kavuşabilsin.</p>
<p>Hz. Mevlana, bedeni ibadet eden, ancak ruhu secde etmeyen harap gönülleri, içsiz cevizlere benzetir. “Kulun ibadetine güzellik katan, ondan alınan zevktir. Çekirdeğin ağaç olması için, çekirdeğin içli olması gerekir.[1] der. İnsan, bedeniyle değil, ruhuyla, aşkla ibadetini yapmalıdır.</p>
<p><strong> Alevilik,</strong> özü ile Yaratanla birleşmenin adıdır. Çünkü, o öz sendedir. Bütün olan özün parçası sensin. Yunus’umuz:</p>
<p><strong>Yol odur ki doğru vara. Göz odur ki Hakk’ı göre</strong></p>
<p><strong>Er odur ki alçakta dura. Yüceden bakan göz değil,</strong></p>
<p>deyip,insan  olmanın özetini yapmıştır.</p>
<p>Pirimiz Hacı Bektaş-ı Veli de; “Ara ki bulasın,” diyor. Aranmadan bulunmaz, bulunmadan bilinmez, bilinmeden sevilmez, sevilmeden varılmaz, varılmadan da o olunmaz. Kendini bul ki; O’nu da bulasın. Kendini bulmadan onu bulamazsın. Kendini görmeden onu göremezsin. O zaman ara, kendini ara, eksiğini ara, Hakk’ı ara, güzellikleri ara, iyilikleri ara, sevgi ve aşkı ara. Arayarak O olacaksın. Çünkü her şey sendedir. Kainat sende gizlidir. Aradığın sendedir. “Madem ki sen insansın” aranılan sende gizlidir. Kitabı Mübin sensin, sana senden yakın bir şey yoktur. Çünkü, O sana senin şah damarından daha yakındır. Yakın olanı sen niye senden uzaklarda ararsın ki!</p>
<p><strong>Hz. İmam Ali, kendini bilmenin ışığını yüzyıllar öncesinden  yakmıştır:</strong></p>
<p><strong>-Derman sende. Fakat senin haberin yok;</strong></p>
<p><strong>Derdin sende fakat sen görmüyorsun</strong></p>
<p><strong>Kendini küçük bir beden sanıyorsun</strong></p>
<p><strong>Oysa ki koskoca alem, dürülmüş içinde senin</strong></p>
<p><strong>Öylesine apaçık, apaydın bir kitapsın ki</strong></p>
<p><strong>Gizli şeyler onun harfleri ile meydana çıkmada,</strong></p>
<p><strong>Dışarıya bir ihtiyacın yok senin</strong></p>
<p><strong>Gönlünde yazılmış yazılar</strong></p>
<p><strong>Her şeyden haber verir sana.”</strong></p>
<p><strong>Pirimiz Hacı Bektaş-ı Veli de:</strong> “Ara bul” diye buyurmuştur. O zaman ara… ara…ara… Ama, kendinde ara. “Canında bir can var, o canı ara… Beden dağında bir mücevher var, o mücevherin madenini ara… A… yürüyüp giden sufi! Gücün yeterse ara; Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara.”</p>
<p>Din araçtır, amaca ulaşmak için araçtır. Amaç ise: Bilmek, bulmak ve insan olmaktır. Yani, “Beşer gelip, bişer (şerden kurtulup kamil insan olmak, pişmek, olgunlaşmaktır) olarak gitmek”tir. Kendi içinde ki dengeyi kurmaktır. O zaman o amaç için aracını iyi kullan.</p>
<p>O araç sendedir. Birlikte ikiliği niçin ararsın ki! “Güneşe delil, yine güneştir. Sana delil lazımsa, güneşten yüzünü çevirme.” [</p>
<p><strong>“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.</strong></p>
<p><strong>Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır.”</strong></p>
<p><strong>Yunus Emre</strong></p>
<p><strong>Evet, bizim Yunus da bizlere böyle seslenir.</strong> İnsan son derece önemli bir varlıktır. Allah’ın yer yüzünde ki halifesidir. Meleklerin vakıf olamadıkları ilimlere sahip edilmiş ve meleklerin Ademe secdesi emir olunmuştur.</p>
<p><strong>Yunus, bunu özetlemiş;</strong></p>
<p><strong>Ben ay’ımı yerde gördüm</strong></p>
<p><strong>Ne isterim gökyüzünde</strong></p>
<p><strong>Benim yüzüm yerde gerek</strong></p>
<p><strong>Bana rahmet yerden yağar..</strong></p>
<p>Hakk’ın insanda tecelli ettiğine inanan ve iman getirip teslim olan kimseye ve yaratılmışlar arasında ayrım yapmamanın adına Alevilik denir.</p>
<p>Zaten dinlerin amacı da, insanları kötülükten çekip iyiliğe, birliğe ve kemale yöneltmek, ebedi hayatın yanında bir zerre hükmünde kalan şu fani ömür içinde iyilik ve gönül huzuruyla yaşamalarını sağlamak, onlara insanlıklarının şerafetini ve insan olarak yaratılmış olmalarının manasını bildirmek değil midir?</p>
<p><strong>ALEVİLİK İSLAM’IN BİR YORUMUDUR</strong></p>
<p>Alevilik adına çok şeyler yazıldı, çok şeyler söylendi. Herkes kendi anladığı ideolojiyi Alevilik sandı. Oysa hakikat tektir, bir konu üzerinde yüzlerce doğru olmaz. Hz. İmam Ali: “Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli kalır” der. İmam Cafer Sadık hazretleri de: “Önce doğruları görünüz. Zira doğruyu göremezseniz yanlış olanı ondan ayıramazsınız” diye buyurmuştur. Hz. İmam Ali devam eder: “Kendi re’yinle hareket etme; Kendi re’yine uyan, helak olur gider” diye buyuruyor. Yani, sadece kendi aklıyla hareket eden helak olur ve gider diyor. Ve sözlerine devamla: “Kullar bilmedikleri şeylerde duraksalardı ne kafir olurlardı, ne delalete düşerlerdi” Yani, “Bildiklerimizin alimi, bilmediklerimizin cahili” olmasını bilebilseydik, binlerce Alevilik tarifi çıkmaz, doğru olan yerli yerine oturur ve insanların akılları karışıp çelişkiye düşmezlerdi. Yüce Kitabımız da “işi ehillerinin ellerine bırakınız” demesinin kastı da budur. Bakın işin ehli ne diyor:</p>
<p><strong>İlim, irfan mürşittir karanlıkları koğar</strong></p>
<p><strong>İnsanları cehalet, gaflet bunaltıp boğar</strong></p>
<p><strong>Gönüllerde parlayan, o saadet güneşi</strong></p>
<p><strong>Şark ile garp’tan değil, gerçek inançtan doğar.</strong></p>
<p><strong>Hacı Bektaş-ı Veli</strong></p>
<p><strong>Bunları belirttikten sonra; Alevilik nedir? diye sormak lazımdır.</strong></p>
<p><strong>Mezhep”tir.</strong></p>
<p><strong>Hangi mezhep?</strong></p>
<p><strong>“İmam Cafer Sadık” mezhebidir.</strong></p>
<p><strong>Mezhep ise fıkhı nedir?</strong></p>
<p><strong>Fıkhı yoktur. (Genel anlamda ahlaktır)</strong></p>
<p>Oysa, her mezhebin bir fıkhı vardır ve o fıkha göre amel edilir. “İmam Cafer Sadık mezhebi” ise şeri düzen ve fıkıh ilimleri ile içtihat eden bir mezhebe yama yapmaya çalışırlar. Diğer mezheplerde içtihat (akıl) kapısı kapalı, Alevilikte ise açıktır. Mezhep, akıl kapısını kapatıp dini dondurmanın ve şekle bağlamanın adıdır. Yaşam her an yeni bir oluştadır ve de dinamiktir. Alevilik, dinin özüne, ruhuna ve nefsi terbiyeye yönelik bir yorumdur. Evet yorum olarak İmam Caferi Sadık’a bağlıdır ama başka mezheplerle bağlılığı ve ilgisi yoktur.</p>
<p><strong>Bir Tarikat mıdır?</strong></p>
<p>Tarikattır. (İslam tasavvufunun pratik yönüdür)</p>
<p><strong>Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli de tarikattan bahseder, nedir bu tarikat?</strong></p>
<p><strong>Dört kapı kırk makamdır.</strong></p>
<p>Tarikat kapısı da ruhsal olgunlaşmada yol alınabilecek sadece bir kapıdır, kaynağı da Kur’an dır. “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt (şeriat), gönüller derdine bir şifa (tarikat), inananlara bir kılavuz (marifet), ve bir rahmet (hakikat) geldi[5]” Hadis bilginleri ve Kur’an yorumcuları bu ayeti bu şekil (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) te’vil etmişlerdir. (Buhari, Tırmizi, gibi)</p>
<p><strong>Alevilik, mezhep değilse, tarikat’da değilse, öyleyse nedir?</strong></p>
<p>İslam’ın bir yorumudur; Türk kavimlerinin yorumudur. Anadolu’nun İslamlaşmasını sağlayan Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Yunus’un, Mevlana’nın, Abdal Musa’nın, Ebul Vefa’nın, Hoca Ahmet Yesevi’nin Kur’an yorumunun adıdır. Tasavvufi açıdan Kur’an’a baktığımız zaman bu eren ve evliyaları görürüz. Mevlana Celalettin Rumi bu yorumun farklılığını ne güzel vermiş. Şöyle ki; “De ki: Rabbimizin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz mutlaka biter. Bir o kadarını daha getirsek bitmez“[6] devamla “Kur’an elli dirhem mürekkeple yazılabilir. Bu Tanrı’nın ilminden bir işaret bir parçadır, ve onun bütün bilgisi bundan ibaret değildir. Bir attar bir kağıt parçasına ilaç sarsa, sen bütün dükkan bunun içinde der misin! Bu aptallık olur. Nihayet Musa, İsa ve daha başkaları zamanında da Kur’an vardır; Hakk Kelamı mevcuttu fakat Arapça değildir. İşte bunu anlatıyordum. Baktım okuyucuya tesir etmiyor, ben de yakasını bıraktım.”[7] Kimdir bu okuyucu? Mevlana aynı yerde okuyucuyu şöyle tasvir ediyor; “Bu okuyucu Kur’an’ı doğru okuyor. Evet! Kur’an suretini doğru okuyor fakat manasından haberi yok. Esasen onun gerçek manası kendisine anlatılmış olsa, kabul etmez yine körü körüne okur. Bunun benzeri: Örneğin, bir adamın elinde kunduz olsa, ona elindekinden daha iyi bir kunduz getirdikleri zaman almak istemezse, kunduzu tanımadığı anlaşılır. Biri bunun ona kunduz olduğunu söylemiş, o da bunu taklit ile eline almıştır. Mesela cevizle oynayan çocuklara ceviz içi veya ceviz yağı verdiğiniz zaman almazlar, çünkü onlara göre ceviz, elinize aldığınız zaman hışır hışır ses çıkarır, halbuki bunların ne sesi, ne de hışırtısı vardır. Tanrı’nın hazineleri ve ilimleri çoktur. Kur’an’ı bilerek okuyorsa diğer kitabını niçin kabul etmiyor? Burada Mevlana’nın bahsettiği “diğer kitap” ne olabilir? Bu soruya birkaç yanıt verilebilir. Bunlardan birincisi Kur’an’ın batın yönüdür. Yani bu her göze açık olmayan yönünün okunmasıdır. İkinci bir anlam ise ayetin işaret demek olduğunu düşünürsek tüm varlıklarıdır. Yani hepsi Tanrı’nın İşaretleri olan tüm varlıkları okumak, yorumlamak, çözümlemek anlamındadır. Üçüncüsü tüm varlıkların özeti olan insanı okumaktır. Alevi düşüncesinde konuşan Kur’an (Kur’an-ı Natık) denilen insanı okumak, insanı anlamaktır. Kur’an-ı Samit (Sessiz Kur’an) de denilen kitap, insanı anlamak için bir kılavuzdur. Yani önünde meleklerin bile secdeye çağrıldığı insanı. Bu yorumun kaynağı da “Ehlibeyt’in Kur’an yorumu”dur ve de doğru olan yorumdur. Çünkü, Ehlibeytin masum ve pak olduğuna Kur’an şehadet etmektedir. Onlar doğru bildiklerini canı pahasına da olsa korumuşlar ve onun için şehadet şerbetini bir- bir içmişlerdir.</p>
<p><strong>Onlar ki;</strong></p>
<p><strong>Doğru İslam’ı anlatıyorlardı.</strong></p>
<p><strong>İçtenlikli İslam’ı anlatıyorlardı.</strong></p>
<p><strong>Allah aşkını…</strong></p>
<p><strong>Allah sevgisini…</strong></p>
<p><strong>İnsana hizmetin değerini…</strong></p>
<p><strong>Kadına saygıyı..</strong></p>
<p><strong>Emeğin kutsallığını…</strong></p>
<p><strong>Bilimin yüceltici önemini…</strong></p>
<p>Anlatıyorlardı…yaşıyorlardı ve canları pahasına bu kutsal değerleri koruyorlardı…[8]</p>
<p>Emeviler ise doğru olan Ehlibeyt yorumunu değil, kendi işlerine gelen yorumu esas almışlar ve Kur’an’ı, Kur’an olmaktan çıkarmışlardır.</p>
<p><strong>Onlar ki;</strong></p>
<p><strong>İslam’a zulmü ve vahşeti sokan,</strong></p>
<p><strong>İslam’a saltanatı sokan,</strong></p>
<p><strong>Alemlerin dini olan İslam’a ırkçılığı sokup, Arap yarımadasına hapseden, kendi amellerine alet eden,</strong></p>
<p><strong>İslam Peygamberinin Ehlibeytini boğazlayan ve şehit eden onlar değil midir?</strong></p>
<p>Eğer bu yorum farklılığı yoksa; Hz.İmam Ali ile, İmam hasan ve İmam Hüseyin’le neyin kavgasını verdiler. İmam Ali hilafet başına geçince şöyle seslenir: “Yaşadığınız İslam, alemlerin rahmetinin vahiy yoluyla getirdiği İslam değil, İslam, İslam olmaktan çıktı ve ben bile tanıyamaz oldum” der. Eğer onlar yani Emeviler İslam’ın doğru yorumunu yapıp yaşadılarsa Hz. İmam Ali’yi ve Ehlibeyti neden şehit ettiler. Ehlibeytin yaşamında haşa bir yanlışlık mı vardı? İşte Türk kavimleri, masum ve pak olan Ehlibeytin Kur’an yorumunu esas almışlar, onlardan yana olmuşlar ve kendi kültürleriyle yoğurarak; kadın- erkek ayrımı yapmadan, kendi musikisi olan sazıyla ve semahıyla, merkeze insan konularak dedelerinin öncülüğünde inançlarını icra etmişlerdir.</p>
<p><strong>Sormak lazımdır? </strong>Türk kavimlerinin Kur’an yorum farklılığı nedir? Hepinizin bildiği gibi yüce kitabımız Kur’anda “muhkem” (yoruma açık olmayan) ve “mütaşabih” (yoruma açık olan) ayetler vardır ve mütaşabih ayetler de yoruma açıktır. Açık olduğu için Hz. İmam Ali, Haricileri ikna etmekle görevlendirdiği B. Abbas’a şu öğüdü verir: “Onlarla Kur’an’a dayanarak bahse girişme; çünkü Kur’an birçok yönü olan, türlü yorumlarla yorumlanabilen bir kitaptır; sen söylersin onlar da söylerler; onlara sünnete dayalı delil getir; çünkü ondan kaçmaya yol bulamazlar onlar[9].” Buradaki sünnet, dünyevi bir olaya dünyevi bir örnek vermektir. Alevilik İslam’i bir yorumudur dedik; “Bu yorumu da yaparken kişi kendi aklınca, kendi kapasitesince algılar. Bunu algılarken de o akla algılama biçimini ve kapasitesini veren, içinde yaşadığı toplumun koşullarıdır. O kişinin örfleri, o kişinin teamülleri, o kişinin yapısı ve yapının algılamada ki rolünü inkar etmek, göz ardı etmek mümkün değildir. Mümkün olmadığı içinde Arap kavimleri kendi içlerinde dahi Kur’an’ı farklı yorumlamaları ne kadar olağansa, o coğrafyadan uzaklaştıkça yani Kur’an-ın indiği bölgenin dışına çıktıkça Maveraünnehir’e geldikçe, İran’a, Anadolu’ya geldikçe farklı yorumlara tabi tutulması olağandı.”[10]</p>
<p>Şeyh Bedrettin’in; “Ben, Kur’an-ı herkesin anladığı gibi anlamam” demesinin anlamı bu görüşün tasdikidir. Yani akan ırmaktan herkes kendi kabınca su alacaktır. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Kur’an-ın bir “lafzi” (söz, tefekküre muhtaç olmaksızın manasının anlaşıldığı söz) ve bir de “öz” (batın mana) anlamı vardır. Tasavvufçular buna “zahir” (görünen) ve “batın” (görünmeyen) derler. Diğer bir deyimle, gerçeği sadece satırlarda değil, satırlar arasında, yani kelimelerde değil de anlamlarda aramak gereklidir ve gerçeği de budur. Zahir ehli sadece Kur’an’ın lafzi anlamıyla ilgilenmiş ve onun özüne inememiştir. Özden yoksun kaldığı içinde <strong>Hacı Bektaş-ı Veli’yi, Mevlana’yı, Yunus’u ve Pir Sultan’ı </strong>anlayamamışlardır.</p>
<p><strong>Pir sultan Abdal’ım doldum eksildim</strong></p>
<p><strong>Yemeden içmeden sudan kesildim</strong></p>
<p><strong>Hakk’ı çok sevdiğim için asıldım,</strong></p>
<p><strong>Dost senin derdinden ben yana yana.</strong></p>
<p><strong>Pir Sultan Abdal</strong></p>
<p>Pir Sultan’ın Hakk sevgisini zahir ehli nasıl anlayabilir ki! Anlasaydı o sultana kıyıp asarlar mıydı? Ne idi o Anadolu’yu bir kırık sazıyla irşat eden eren ve evliyaların İslam anlayışı? Örneklere devam edelim; Kadın meselesi, “Sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yetinin”.[11] Lafzi anlamıyla Kur’an-ı anlayan erkek dört kadını alacaktır. Öze inen insan ise adaleti gözeteceğinden tek eşliliği seçecektir. Araplarda çok eşlilik, Türk kavimlerinde tek eşlilik vardır. Arap çöllerinde kadın alınır- satılırken Türk yurtlarında kadın hakanın yanında hatundur. Çünkü, Kur’an insanı insan olarak görür, cinsiyet ayrımına takılmaz öz manada mümin ve münafık vardır. Onun ayrımını gözetir.</p>
<p>Kur’an da “muta” nikahı vardır: “Mehirlerini (bedel) vermek kaydıyla geçici nikah”tan bahseder.[12] Özde nikahlanmayı fazilet, kadın haklarını korumayı adalet sayan “Kur’an-i öz” ile nasıl bağdaştıracağız?</p>
<p>“Üç talak” konusuna gelince, üç talak bir boşama sayılır. Üçüncü boşamadan sonra aynı kadının alınması için onun başkasıyla nikahlanıp ayrılması gerekir. İlk koca ancak ondan sonra o kadınla evlenebilir[13]. Burada sormak gerekir; Kim eşini başkasının nikahına verip sonra da kabullenir? Oysa Kur’an’ın öz mesajı ahlaktır, iffet ve namustur. “Mümin kadınlarının iffet ve zinnetlerini korumalarını“[14] emreden yine Kur’an değil midir? Kadın anadır, cennet onun ayakları altındadır, analık kutsaldır. Kutsal olanı nasıl para ile alınıp satılan varlığa dönüştürürsün! Para ile alınıp satılan bir kadının iffet ve namusunu nasıl koruyacaksınız? Hacı Bektaş-ı Veli: “İslam’ın temeli ahlak,ahlakın özü bilgi, bilginin özü akıldır” der. Öyleyse aklımızla düşünelim; Hz. Muhammed’in çok evliliğini ileri sürenlere, dokuz yaşındaki kızla evlendirenlere ve kırk erkeğin cinsel gücünü verenlere sormazlar mı! nefis boyutunu aşamamış bir insan nasıl peygamber olur? Oysa Kur’an; “Bundan sonra güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de evlenmen sana helal olmaz[15]” diye buyurmuşken nasıl olurda nefsin en son aşaması olan “nefsi safiye” makamına ermiş, “Hakk ile Hakk, Nur ile Nur “ olmuş ve Kur’an-ın, “Ey nefis! Razı etmiş ve razı edilmiş olarak dön Rabbine”[16] diyen bir nübüvvet makamını anlayamayan insanlar sadece lafzi olarak Kur’an-ı yaşayacaklar ve Allah Resulunu da anlamada da güçlük çekeceklerdir.</p>
<p>Miras olayına gelince: “Kuşkusuz Allah zerre kadar haksızlık etmez“[17] diye buyururken, “çocuklara pay yani, miras hakkına gelince, kızlara bir hisse, erkeklere iki hisseden” Kur’an bahseder. Evladın erkek veya kız ayrımı olur mu? Ayrımını yaparsanız kız evladı sosyal güvenceye nasıl kavuşturabilirsiz? Kur’anın ana amacı; “Kul hakkı”nı koruyup güvenceye kavuşturmak değil midir? Kız evladı kul değil midir? Onun hak gaspını nasıl isteyebilir… Kölelerin bile haklarına saygı duyan Kur’an nasıl olurda bu ayrımcılığı yapar. Haşa İslam ayrım yapan değil, birleştirendir.</p>
<p>İslam son dindir artık din gelmeyeceğine göre alemi kucaklamalıdır. Peygamberi de alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Kur’an da ki “ikrar” olayını, “müsahiplik” olayını anımsatmak isterim. Alevilerin dışında niçin yaşanmıyor? Kur’an da ki ana amaç, insanlık aleminin kardeşliği ve İnsanlığın barış içinde yaşaması değil midir? Bunun içindir ki Hz. İmam Ali müminliğin tarifini şöyle yapmıştır: “Mü’min, insanların ezasına tahammül eden, fakat hiç kimsenin ondan incinmediği kişidir.”</p>
<p><strong>Pir Hacı Bektaş-ı Veli: “İncinsen de incitme“nin altında ki mesaj müminliğin tarifi değil midir?</strong></p>
<p>Kur’an buyurur: “Allah ve Resuluna karşı gelenlerin içinde sürekli cehennem ateşi vardır.”[18] Öyleyse İslam’a inanmayanları öldürmek mi gerekir? Yani, “cihat” açmak mı gerekir? Cihat ama neye cihat! Gönül kazanmaya cihat, gönle cihat. Pirimiz Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu’yu irşat ederken gönüllere cihat açarak insanları kansız, kılıçsız irşat etti. O dönemlerde Anadolu da kan akıtıldığına kim şahit olmuştur. Kamil insan gönül kazanmaya cihat der. Çünkü, Tanrıya en yakın yol gönüldür. Cahil ise Kur’an’ın özüne yani Kur’an-ı Yunus gibi okuyamayan da eline silah alır dünyayı kana bular. İnsan öldürmenin adı ne olursa olsun (Ülkenin korunması hariç) adı katilliktir. Oysa Kur’an da adam öldürmenin karşılığı diyet ödemek veya oruç tutmaktır.[19] Bunu nasıl yorumlayacağız veya nasıl yaşayacağız. Öldürmekten maksat kötülüklere cihat, “bed- nefse cihat”tır. “Nefsini bilen Rabbini bilir” (Hadis) Öyleyse içimizde ki nefis denen yezidi öldürmedikçe dışımızda ki yezide lanet okumak insana bir şey kazandırmaz.</p>
<p><strong> Ben beni bilmez idim, hatır kırardım</strong></p>
<p><strong>Meğer ilmim noksan imiş bilmedim</strong></p>
<p><strong>Ben insandan başka ilah arardım</strong></p>
<p><strong>Meğer ilah insan imiş bilmedim</strong></p>
<p>…………………………………</p>
<p><strong>Daimi’yim benliğime kanardım</strong></p>
<p><strong>Ben beni görmezdim eli kınardım</strong></p>
<p><strong>Kişiyi kendime düşman sanardım</strong></p>
<p><strong>Nefsim bana düşman imiş bilmedim</strong></p>
<p><strong>Daimi</strong></p>
<p>Aşığımızın dediği gibi bizim düşmanımız sadece nefsimizdir. Yüce Tanrı’nın mesajı “sevgi”dir. “Yaratılanı yaratandan dolayı sevmektir.” Yunus gibi, Mevlana gibi, Pir Sultan gibi sevmektir. Dini sevgiye dönüştürmektir.</p>
<p><strong>Adımız miskindir bizim</strong></p>
<p><strong>Düşmanımız kindir bizim</strong></p>
<p><strong>Biz kimseye kin tutmayız</strong></p>
<p><strong>Kamu alem birdir bize.</strong></p>
<p><strong>Yunus</strong></p>
<p>Kur’an genel anlamda inanmayanları dahi koruma altına alırken nasıl olur da kendisi gibi inanmayanlara zulüm eder. Kur’an; “Dinde zorlama ve tiksindirme yoktur” Aleviliğin İslam anlayışın da; “Cebir, şiddet, kin ve nefret’e yer yoktur,”[20] deyip bu fiiller yasaklanmıştır. Alevilik bir iç dünya olayıdır. Onun için biçime değil, öz’e inmiştir. O öz’de aramıştır. Bilir ki o öze vakıf olmak insanı yaratanla bütünleştirecektir. Mevlana ne güzel der; “Senin hayalin benim gözümdedir. İsmin ağzımda, zikrin kalbimdedir. O halde nereye mektup yazayım?“[21] İşte o öze varamayanlar hayal dünyasında gezinip duracaklardır.</p>
<p>Hz. İmam Ali de o öz’ün ne güzel anlamını yansıtmıştır: “Derman sende, ama senin haberin yok; derdin senden ama sen görmüyorsun/ Kendini küçücük bir beden sanıyorsun; oysa koskoca bir evren dürülmüş içinde senin/ Öylesine ap açık, ap aydın bir kitapsın ki, gizli şeyler onun harfleriyle meydana çıkmada/ Dışarıya, kimseye bir gereksinimin yok senin; gönlünde yazılmış yazılar her şeyden haber verir sana.”[22] Alevilik, insanın kendisini tanıması ve bilmesinin adıdır. Her şeyin kendinde gizli olduğunu, tecelli ettiğini, meleklerin secde ettiği ulviyeti anlama olayıdır. Çünkü, “Gerçek insan olmak, her şey olmaktır.”[23] Kısaca, özünü insan sevgisinde bulan, Tanrı’nın insanda tecelli ettiğini, Tanrı’nın zerresinden oluştuğuna ve onun içinde insanın ölümsüzlüğüne inanan inanç biçimine ve bu Kur’an-i yoruma Alevilik denir.</p>
<p>Pirimiz Hacı Bektaş-ı Veli’nin duasını tüm insanlık için niyaz edelim: “Yarabbi! Beni iki cihan hakkında emsalsiz kıl / Fakr tâcı ile beni serfiraz kıl / Taleb yolunda beni mahrem-i râzık kıl ve sana erişemeyen yoldan yüzümü çevir”[24] diyor, “Hadis ve sünnet” konusunun üzerinde biraz durmak istiyorum.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong>Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı</strong></p>
<p><strong>Alirıza Uğurlu</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hzali.org/sorularlar-alevilik.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
